Victor Hugo'nun Sefiller ve Notre Dame'ın Kamburu kitaplarını daha önce okumuştum. Bir İdam Mahkumunun Son Günü, diğer kitaplarından daha kısaydı -ki binlerce sayfalık Sefiller'in yanında minicik bir öykü gibi kalır.Sefiller'in de binlerce sayfalık orijinal versiyonunu okumadım. 300 küsür sayfaydı benim okuduğum basımı. Notre Dame'ın Kamburu da o şekildeydi.
Notre Dame'ın Kamburu, bana eski romantizm dönemlerinin ağdalı havasını hatırlatır. Yoğun bir acı var kitapta.
Sefiller de oldukça dramatik ancak daha toplumsal ve gerçekçi.
Bir İdam Mahkumunun Son Günü, adı üzerinde bir adamın idam edilişinden önceki son gününü anlatıyor. Öyküde anlatıcının ne suç işlediği açıkça yazılmamış. Yalnızca bir cinayet işlediğini biliyoruz. Daha çok anlatıcının psikolojisine odaklanılmış ve yazarın bilinçli bir şekilde anlatıcının ne suç işlediğini açıklamadığını anlıyoruz. Diğer romanlarındaki uzun betimlemeler yok bu kitapta. Zaten oldukça kısa bir kitap. Ama kısalığıyla ters orantılı şekilde etkiliyor insanı. Sıradan bir hırsızlıktan dolayı, insanların ömür boyu kürek cezasına çarptırıldığı bir dönemi resmediyor. İnsanların nasıl da bir gösteriyi izler gibi idamları izlemeye koştuklarını anlatıyor. Koşulların değiştiğini ama özümüzün değişmediğini anlıyoruz sonunda.
2 yorum:
hala izlemiyormuyuz insanların ölüşlerini tv karşısına geçerek büyük bir rahatlıkla.ne farkımız var ilkel insanla ...
sadece yöntemler ve araçlar değişiyor ama içsel bir değişme yok.
Yorum Gönder