Cumartesi, Şubat 09, 2008

Amelie Nothomb - Açlığın Biyografisi


Bu incecik kitabı elime aldığımda otobiyografik bir anlatıma sahip olduğunu bilmiyordum. Yazar Amelie Nothomb'un da daha önce herhangi bir kitabını okumamıştım. Açlığın Biyografisi'ni okurken de kitabı bir otobiyografiymiş gibi değil de, bir öyküymüş gibi okudum. Yazarın anlatımı ve kitabın uyandırdığı hisler de bilindik bir otobiyografiden farklıydı.

Çocukluğunu ve ilkgençliğini anlatan yazar genelde çocuksu bir anlatımı benimsemiş. Açlığın bir metafor olarak kullanıldığı kitap eğlenceli, hicivli, bazen de hüzünlü bir dille yazılmış. Şekere ve yiyeceklere karşı doymak bilmez bir açlığa sahip delişmen bir küçük kızın, zamanla yeni yerler, yeni arkadaşlar, kitaplar karşısında duyduğu yaşam açlığı şeklinde özetlenebilir.

"Ben çağlayandım, varlıktım, varlık olmamanın kökten yokluğuydum, sularının en kabarık olduğu andaki ırmaktım, yaşamı dağıtandım, yakarılması gereken güçtüm."
(s.24)

Özellikle çikolatayla ilgili hislerini anlatım biçiminin kendisi de çikolata gibi leziz;

"Tanrısal besin çikolatadır.
Yalnızca Tanrı'ya inanmak için değil, aynı zamanda onun huzurundaymış gibi duyumsamak için insanın ağzında en iyisinden bir parça çikolata bulunması yeterli değil miydi? Tanrı çikolata değil, çikolata ile onun değerini anlayabilecek bir damak arasındaki buluşmadır."
(s.26)

Diplomat babasının sürekli yer değiştirmesiyle yazar ve kız kardeşi her seferinde yeni yerlere alışmak zorunda kalıyorlar. Çocukluğu Japonya'nın kırsalında geçiyor. Gittiği okulda önce diğer çocuklarla olan fiziksel farklılığı, sonra bakış açısının ve davranışlarının sonucu ortaya çıkan yaklaşım farklılığı bariz şekilde anlaşılırken, "herkes gibi olamamak" kavramıyla açlık duygusunu bütünleştiriyor yazar.

Japonya'dan Çin'e, oradan Amerika'ya göç ediyorlar. Japonya'nın aksine Çin'in kurak iklimi ve sokaklardaki açlıktan nasibini alan yazar burada sürekli, çocukluğunun ilk zamanlarını geçirdiği Japonya'yı ve oradaki bolluklar içindeki yaşamını özlüyor. Amerika'ya gidince ise orada gittiği bir dans okulu sayesinde sosyalleşip arkadaşlar ediniyor. Bu kez farklılığının insanlarda uyandırdığı egzotik izlenim sayesinde sınıfındakilerin ona hayran olması ve paylaşılamamasını anlattığı bölümleri anlatıyor ve bu bölümler de son derece keyifli. Arada Amerikalıların tektip düşünceleriyle ve Amerikan İngilizcesiyle de dalga geçiyor:

"Amerikan İngilizcesinin çiğden, iyi pişmişten, kızarmıştan, buğulamaktan haberi yoktu; sadece haşlanmışı biliyordu o. Sözcükler zorla çıkıyordu ağızdan, tek söz söylemeden önündekileri yutan yorgun insanların yemek yemeleri gibi..."
(s.29)

"Amerikalılar ve Fransızlar, bir insanın Amerikalı ya da Fransız olmamasına her zaman şaşırırlardı."
(s.71)

Ergenlik çağını geçirdiği Bangladeş ve Laos'ta ise, bu kez içmeye, okumaya ve yazmaya karşı duyduğu açlığı anlatmış yazar. Çocukluk döneminin aksine karamsar bu dönemde. Sürekli yeni yerlere alışmaya çalışmaktan yorulmuş, etrafında olan bitene karşı isteksiz. Okumak ve yazmak, ablasından sonra en iyi arkadaşları.

"Gizemli konuları işleyen metinler, dinmek bilmeyen susuzluklarla dolup taşar." (s.36)

"Anlamamak, yazı yazmak için bulunmaz bir mayadır." (s. 146)

Yıllar sonra çocukluğunu geçirdiği Japonya'daki evine geri dönüp çok sevdiği dadısını bulur. Ama eskisi gibi göremez artık çocukluğunu geçirdiği yerleri; çocukluğumuzdaki "kocaman" dünyaya yıllar sonra tekrar gidince aynı şeyleri hissedememenin acımasızlığına vurgu yapar. Yazarın diğer kitaplarını da okumak artık kaçınılmaz hale gelmiştir.

3 yorum:

mayksisman dedi ki...

no country for old men listeden çıkmış. en yakın zamanda yazısı gelir artık :)


4 luni 3 saptamani si 2 zile gözümden kaçtı sanma :) yuppi! :)

Sera dedi ki...

sıradaki yazı ödüllü filmler kuşağı olacak ;)

torkunc dedi ki...

tanrı <> çikolata benzetmesi çok lezizmiş...