Der Baader Meinhof KomplexDevrim nerede biter, terör nerede başlar? Devrim fantastik bir olgu mudur? Hayata geçirilmeye yeltenildiğinde neden genellikle başarısız olmaya mahkumdur? Gerçek olaylar, gerçek görüntüler, gerçek fotoğraflar filmde yer alırken, Der Baader Meinhof üyelerinin intiharlarına ilişkin soru işaretlerine de gönderme yapılıyor. Çarpıcı biteceği başından belli olsa da, baştaki İran Şahı'nın gelişiyle birlikte sokaklara dökülenlerin motivasyonunun filmde tam olarak anlaşılabildiğini söyleyemeyeceğim. Sanki sırf İran Şahı'nın protesto edildiği gibi bir izlenim bırakıyorlar insanda. Vietnam Savaşı'na, Filistin sorununa, Martin Luther King'e ve dönemin diğer olaylarına gönderme yapılıyor yapılmasına ama bu açılış bölümünün bir parça tarih bilgisi gerektirdiği kesin. Bu kargaşalı açılış bölümünden sonra karakterleri tanımaya başlıyoruz.
Baader - Meinhof Örgütü'nün üyelerinden Ulrike Meinhof'un gazeteye yazdığı yazılarla ve şiddet eylemlerine karşı çıkarak geçirdiği pasif direnişçi kabul edilebilecek kimliğiyle 60'lı yılların tartışmalı olaylarına başkaldırmasını izliyoruz ilk başlarda. Andreas ve Gudrun'un örgütüne katıldıktan sonra geçirdiği değişim filmde Martina Gedeck'in oyunculuğunun da etkisiyle çarpıcı bir hale bürünürken, bir kadının daha adil bir dünya umuduyla yola çıkıp hangi yollardan geçtiğini, anne-eş-gazeteci kimliğinden devrimci-terörist kimliğine geçişini (geçmek zorunda kaldığını ya da bu kimlikle yaftalandığını), hapisteki son anlarındaki umutsuzluğunu, filmin başındaki halinden de öngörülebilecek diğerleriyle aralarında çıkan kaçınılmaz fikir çatışmalarının düşündürdüklerini bir yana koyuyoruz. Ulrike Meinhof'un silaha sarılmasının nedenlerini ve çelişkilerini bir yere kadar anlayabilirken, Andreas, Gudrun, Brigitte ve diğerlerinin motivasyonunu tam olarak göremiyoruz filmde. Anında silaha sarılıp "terörist" mi oldu bu insanlar, yoksa umutsuz protestolardan, kimsenin kaale almadığı bildirilerden ve politikacılarla kodamanların umursamazlığından bıktılar da en iyi çarenin silaha ve şiddete dayanmak olduğunu mu düşündüler? Hayatlarına veremedikleri anlamı bu silahlı örgütte mi buldular? Agresif ve delişmen Baader'e Moritz Bleibtreu'nun hatırına katlanılıyor. Çekici, çılgın, dediğim dedik ve diğerlerini de fikir olarak en çok etkileyense Gudrun oluyor. Kurucular hapse girdikten sonra ise ikinci, üçüncü nesiller çıkıyor ortaya ve şiddet eylemleriyle Baader- Meinhof'u mumla arattıkları söylenebilir Brigitte'in önderliğindekilerin.
Mahkemede ve hapiste geçen bölümleri ise filmin en anlamlı anları olarak gördüm. İzlerken sıkmayan, aynı zamanda da düşündüren bir film olduğunu söyleyebilirim. Havada kalmışlık hissi veren şeylerin olduğunu ve başyapıt diyemeyeceğimi de. Süper oyuncular geçidi ise es geçilmemeli.
Sous Les Bombes / Bombalar AltındaFena halde hüzünlü bir film Bombalar Altında. Kardeşini ve oğlunu yıkıntılar arasında, yıkılmış köprülerle mahvolmuş şehirlerin etrafında arayan bir kadınla ona yardım eden taksicinin öyküsü, özellikle kadın oyuncunun gerçekçiliğiyle etkiliyor. Empati kurmak kaçınılmaz oluyor. Lübnan'ın çokkültürlülüğüne de gönderme yapılırken, pamuk ipliğine bağlı hayatları savaşın gölgesinde çekilmiş bu filmde izlemek acılara dayanıklılık gerektiriyor bir nebze. Politik yanından çok insan faktörü öne çıkıyor filmde.
Sevdiklerini arayan kadında kendi sevgisini ve acısını görenler çok olacaktır. Taksiciyi ise biraz garip bulduğumu söylemeden edemeyeceğim. Yine de, özellikle arabasını yolda bırakmak zorunda kaldığı, arabasıyla konuşup gökyüzüne bakarak bombacılara seslendiği bölüme dikkatinizi çekmek isterim. Bu umutsuz yol hikayesinde binalar yıkılırken hayaller de yıkılıyor.
5 yorum:
Çok temel bir ideolojik kitabın öngördüğü ve tek yol olarak önerdiği bir noktanın, sanki her coğrafya içinmiş gibi yorumlanmasından kaynaklı bir bakış ve henüz olgunlaşmamış ,oturmamış fikirlerin ,birazda kişilikten kaynaklı isyanların sonucunda başlar.Ama işin kötüsü terörü yöntem ve yol olarak önerenler ve kullananlar;kitaplara en uzak olanlardır,sadece klişe cümleleri alır, aslında o kitapların içinde yer alan bilimsel sosyolojik tanım ve gerçekleri görmezler,yorumlayamazlar:))Terörü yöntem bellemek bir kişilik sorunudur.Ve acı gerçek şudur ki terörist denen insanların bir çoğunun yaşamına baktığında, belki sokaktaki bir çok insandan daha insan görürsün...Bu çok nüanslı yaman bir çelişkidir:))Üzerine uzun uzun konuşulabilir...Tüccar teröristleri bunun dışında tutalım ama:))Hayata geçirilmeye çalışıldığında başarısız olur,çünkü demokratik bir eylem değildir ve liderin vasıflarıyla doğru orantılıdır.Şartların uygun, sebeplerin geçerli olması gerekir ve nedenleri halka benimsetebilmek önemlidir.Eğer baader Meinhof'tan bakarsak,o yıllarda dünyadaki genel rüzgarın bir ürünüdür.Ve her ülkede benzerleri vardır zaten.Bence bu filmi ve karakterleri insan olgusundan bakarak ve o yılları anlamak noktasından değerlendirmekte yarar var.Burdan bakarak bir devrim sorgulaması yapmak kanımca çok doğru olmaz:))
Yazıların enfesti bunu belirtmeden geçmim,sorularında çok güzeldi.Çok yararlı bir yorum kutlarım:))
efe: izle sen artık baader meinhof'u en iyisi. daha fazla naza gerek yok :p
bombalar altında sağlam filmdi. duygusal açıdan da fazlasıyla etkileniyordu insan. taksi şoförünü neden garip bulduğumu ben de anlayamadım. ilk yarıda özellikle öyle gelmişti, kadın karakterin de ona karşı tavrındandı belki.
buraneros: benim de vurguladığım gibi, pekçok açıdan bakılabilecek bir filmdi Der Baader Meinhof. Yorumlar da ona göre değişecektir tabii :))
Yazıların enfesti demişsin ama aslında daha bir sürü şey yazılabilirdi her iki film hakkında da ama yazıyı yazarken aklımdan bunlar geçti, ben de direk yazdım :)
Bende yorumunun geniş ve farklı bakış açılarının kapılarını açan anlatımını beğendim zaten:)) Enfes olan da buydu:))Bir filmden yola çıkarak üzerine düşünelecek ve konuşulabilecek çok uzun ve derin bir konuyu,sadece perdede akan bir film gibi değerlendirmeyip ötelere taşımak, bu kadar güzel bir''fragman''haline getirebilmek;yazının başarısı burada:))
Yorum Gönder