
Kitaplığımda son sahaf gezilerimin de sonucu olarak üstüme üstüme gelip, "beni oku", "hayır önce beni oku" diye birbiriyle didişen yazarların arasından Doris Lessing öne çıktı ve yazarın 3 kitabını da art arda okumam böylece gerçekleşmiş oldu. "İnsanların aklına 90 yaşından önce gelseymiş Nobel ödülü vermek" düşüncesiyle, "Nobel dediğin nedir ki, popülizm sağanağı" arasında kaldığım çelişkili düşüncelerimi bir yana bıraktım ve aslında en çok Altın Defter'i okumak istememe rağmen o kitap biraz daha bekleyecek gibi görünüyor. Bir Herta Müller adını duymak için Nobellere gerek kalmasa keşke. Bir yazarın ödüllendirilmesine karşı değilim bu arada yanlış anlaşılmasın (bkz. Orhan Pamuk.) Obama için "seçilirse öldürülür" demişti Doris Lessing zamanında. Acaba ortada hiçbir elle tutulur yanını şu an göremediğimiz Obama'nın o erken nobeli hakkında ne düşünüyor merak ediyorum cidden (Gandi ve Atatürk'ü hatırlatmama gerek yoktur umarım) ama konumuz bu değil, kitaplara dönelim lütfen.
Beşinci Çocuk, "modern" toplumun küçümsemelerine ve bıyık altından gülmelerine karşın çok çocuklu olmayı seçen bir çiftin öyküsünü anlatıyor ve çiftin beşinci çocuğuyla birlikte kitap bambaşka bir yöne doğru giderken aile ilişkilerinin de nasıl yokuş aşağı gittiğini görüyoruz "anormal kişilikli ve hiperaktif" olduğu söylenen beşinci çocuk aracılığıyla. Doris Lessing'in kendine "çağdaş" diyen insanların aslında nasıl da önyargılı olabileceğini vurgulamasının yanısıra, muhafazakarlıkla modernite arasındaki ince çizgiyi sunuyor okura. "Mutlu aile" görüntüsünün nasıl da yerle bir olabileceğini de sarsıcı bir biçimde anlatıyor. Anormal bir şekilde hiperaktif ve saldırganlığa meyilli beşinci çocuğun gelişiyle romanın gerilimi de tırmandıkça tırmanıyor. Sanıyoruz ki, dramatik bir öykü değil de bir gerilim romanı okuyoruz. Tüm baskıların ortasında ise kim var dersiniz? Anne tabii ki. Önceleri neredeyse her yıl çocuk doğuran bir çift olarak eşiyle birlikte yuhalanırken, beşinci çocuğun ve onun anormalliklerinin getirdiği baskıların ortasında yalnız başına kalıyor anne. Bu anormal çocuğa yaşam hakkı tanımayan yakınlarının ortasında...
Türkü Söylüyor Otlar, yine dramla gerilimin iç içe geçtiği bir roman. Lessing çoğu kitabında da yer verdiği ırkçılığı delirmenin sınırında bir çiftin ekseninde keskin gözlemleriyle anlatıyor.Mary karakterinin aslında ne istediğini bilmemesinden kaynaklanıyor belki de her şey. Çevre baskısı sonucu evlendiği çiftçi Dick'le geçirdikleri sinir harbinden oluşan evlilik hayatının gerçek kurbanları "siyahlar" oluyor aslında. Lessing, çoğu yazarın aksine, karakterleriyle özdeşim kurmamıza ve okurla karakterlerinin yolculuğu birlikte sürdürmesine izin vermiyor. Bunun yanında, hikayenin sonunu en başta anlatmasıyla asıl hayranlığı kurgu konusunda uyandırırken; beyazların siyah bir gencin işlediği cinayetin karşısındaki bariz vurdumduymaz tavırlarıyla ölü bir kadının karşısındaki ilk bakışta belki öne çıkmayan vurdumduymaz tavırlarını betimlemesinde de hayranlık uyandırıcı birçok öğe mevcut.
Siyah Madonna, Afrika ve ırkçılık konulu öykülerden oluşuyor. Kitapçılarda bulunması zor bir kitap olduğundan bihaber bir şekilde sahafın birinde rastlayıp, Doris Lessing adını görünce hemen atladığım bir kitaptı. İçindeki tüm öyküleri akıcı bulduğumu söyleyemesem de, ölmek üzere olan yaşlı bir kadının tüm hayatını içine sığdırdığı Ivır Zıvır Kutusu, Siyah Madonna portresini yapan bir ressamla bir yüzbaşının ırkçılığın sindiği zor şartlardaki dostluğunu anlatan Siyah Madonna, Afrika halkının gerçek kimliğini en çok hissettiren Büyüler Satılık Değil adlı öyküler favorilerim oldu.
4 yorum:
Hep listemde olan bir yazar. Merak edioyrum yazdıklarını. Bende Altın Defter ile başlamak istiyorum. Sizinde yazdıklarınızdan sonra Beşinci Çocuk ilgimi çekti. Teşekkürler...
Okumaya değer kitaplar gerçekten de.
Valla önerdiğim 2 kitabı okumuşsun bir Altın Deftercik kalmış sadece. (Deftercik de deftercik sadece 2 ciltçik :) )
Türkü Söylüyor Otları ilk Altın Defter denememden sonra okumuş çok da sevmiştim. Geçen ay tekrar okudum. Hikayeye yine çekildim, Lessing'in olay örgüsüne yine hayran kaldım vs ama ilkindeki kadar zevk alamadım.
Lessing'in aslında Chiviyazıları'ndan çıkan Argos'taki Kanopus serisini merak ediyorum da bu tembellikle okumam zor görünüyor. :)
Bu arada @Kitapkurdu: Lessing'e Altın Defter'le başlamayın.
Altın Defter'i ararken diğer iki kitaba, hatta Siyah Madonna'yla birlikte üç kitaba rastlayınca önce onları okumuş bulundum. En sevdiğim yazarlar arasına girmeye aday değil henüz Lessing. Ona Altın Defter'i okuduktan sonra karar vereceğim büyük ihtimalle. Bununla birlikte, okuduğum en çarpıcı yazarlar arasında ön sıralarda olur kesinlikle. Kurgusu ise en etkileyici yönlerinden biri.
Yorum Gönder