Çarşamba, Aralık 02, 2009

Carson McCullers güncesi

Carson McCullers'ın 23 yaşında yazdığı Yalnız Bir Avcıdır Yürek, durağan günlük yaşamla sıkıcı taşra yaşamından bir parça soluk alabilmeye çalışan yalnız insanların romanı. Sıradan anların keskin dönüşlerle birbirine bağlandığı hikayenin unutulmaz karakterleri yaşamını "iç"ve "dış" şeklinde ikiye bölen bir genç kız, halkının yaşadıklarını ve dünyadaki haksızlıkları sineye çekemeyen siyah doktor, etrafındakileri gözlemleyen lokantacı, muhalif bir sarhoş işçi ve tüm bu karakterlerin yalnızlığını paylaştığı sağır ve dilsiz bir kuyumcudur. Tüm bu karakterlerin yaşadıkları o taşra kasabasıyla ve çevresindekilerle uyum sorunu "kalabalıklar içindeki yalnızlık" dediğimiz duruma neden olur ve Yalnız Bir Avcıdır Yürek bir şekilde o "kalabalıklar içindeki yalnızların" romanı haline gelir. Tüm o yalnız karakterlerin yalnızca sağır ve dilsiz kuyumcunun yanında huzur bulmaları ve o sağır ve dilsiz adamın bu insanlara bakış açısı ise düşündürücüdür, hatta yer yer trajikomik olduğu bile söylenebilir. İletişim üzerine de düşündürücü gözlemler içeren bu Carson McCullers romanı es geçilmemelidir.

Benim kitaptaki favori karakterlerim bir gün müzisyen olma hayalleri kuran Mick ile çoğu zaman geveze olduğu söylenebilecek sarhoş işçi oldu. Lokantacının diğer karakterlere oranla romanda daha az yer tutması onu diğerlerine oranla daha az tanımamıza yol açıyor. Siyah doktorla kızının arasında geçen konuşmaları diğer karakterlerin anlatıldığı bölümlere kıyasla daha az akıcı bulsam da, o doktorun kitabın aslında en yalnız ve umutsuz kişisi olması ve akıntıya kürek çeker halleri etkiliyordu.

Carson McCullers'ın bir diğer kitabı Düğünün Bir Üyesi daha yalın ve mütevazi bir roman. Yalnız Bir Avcıdır Yürek'in Mick'ine benzer bir genç kızla karşılaşıyoruz burada da ve bu genç kızın evlenmek üzere olan abisi üzerinden kurduğu hayallere ve yine taşra kasabasının kıstırılmışlığına tanık oluyoruz. Dediğim gibi, çok yalın bir hikaye bu. Carson McCullers'ın yine gündelik olaylarla kimi keskin dönüşleri birleştirdiğini gözlemliyoruz. (Sarhoş askerle genç kız arasında geçenler gibi.) Hayal kurmanın bir insanın yaşamını nasıl şekillendirdiğini ve hayallerin yaşamımızdaki yerine ilişkin küçük ve sade bir roman Düğünün Bir Üyesi.

Bu iki kitabı okuduktan sonra, Carson McCullers'ın Sylvia Plath kadar çok bahsinin geçmemesini üzücü bulduğumu ekleyim. Amacımın karşılaştırma yapmak olmadığını da. Fakat Yalnız Bir Avcıdır Yürek'in benim de okuduğum İngilizce orijinalinin arkasında yazdığı gibi Faulkner'la D.H.Lawrence'a benzetilmesinin de etkisiyle ve kitaplarında birçok insanın kendinden bir şeyler bulacağını düşünmemle ilişkilendirebilirsiniz bu cümleyi.

6 yorum:

hayriyé dedi ki...

Yalnız Bir Avcıdır Yürek Romanını bende çok merak ediyorum. Gerçi filmide varmış 1968 yılına ait.
A Love Song for Bobby Long (2004) filminde bu roman hakkında bahsetmişlerdi sanırım. Ordan aklımda kalmış olmalı. Diğerinide çok merak ettim.
Bu arada sera uzun zamandır blogunu takip ediyorum. kitap bölümünü daha geçen bitirdim ilgimi çekenleri not aldım. Toplam 57 tane kitap notu tutmuşum :) Artık yavaş yavaş okuruz onlarıda.. Yakın zamanda sinema bölümündende notlar alırım..
Sevgiler
Pluie

Sera dedi ki...

"kendime notlar" amacıyla yazdığım blogun böyle güzel şeylere yol açması, beni kelimesiz bırakması ve yazdığın yorum beni çok mutlu etti. bol teşekkürler ve sevgiler :)

buraneros dedi ki...

Şimdi elimde kahve kokusu lezzetli yazını okurken yüzüme bir tebessüm gelip oturuverdi.

Önce sana bir teşekkür:)) Neden ama: Çok ama çok yıllar önce bir yayınevine kitaplar sipariş ederken, sadece adı ilgimi çektiğinden Yalnız Bir Avcıdır Yürek listeye ilave olmuştu. Ve o gün bugündür araya sürekli başka kitaplar girdiğinden o, kitaplıkta üvey kalmıştı sanki... Şimdi gidip alıp gözümün önüne koyuyorum. Bir kitabın hayatına soluk kattın, o da teşekkür ediyor:))

Sera dedi ki...

bir kitabın hayatını kurtarıp da sevinmez miyim :)

Ludmilla dedi ki...

Carson McCullers'ı ilk kez Perihan Mağden'in en sevdiği yazar olarak duymuştum, hatta Perihan Mağden'i pek sevmediğimden elimin defalarca gitmesine rağmen Küskün Kahvenin Türküsü'nü (ne muhteşem bir roman adı) yerine koymakla yetinmiş, bir türlü kasaya götürmemiştim. Yazından sonra fikirlerim değişti (haliyle), merak da ettim. Okunacakları hizaya soktuktan sonra Yalnız Bir Avcıdır Yürek'le başlayacağım sanırım tanıma sürecine. :)

Sera dedi ki...

Perihan Mağden'den falan haberim yoktu. Benim de çok sevdiğim bir yazar değildir zaten Perihan Mağden. Fakat Carson McCullers'ın romancılığını sevdim.:)