"Her yerde kitaplar! Bütün duvarlar oldukça kalabalık ancak mükemmel sıralanmış raflarla giydirilmişti. Duvarın boyasını görmek neredeyse mümkün değildi. Siyah, kırmızı, gri, her renkten kitabın sırtında değişik renkte ve boyada yazılar vardı. Liesel Meminger'in hayatında gördüğü en güzel şeylerden biriydi.
Hayretle gülümsedi.
Böyle bir oda nasıl olabilirdi! (...)
Gitgide oda küçüldü, ta ki, kitap hırsızı birkaç adımla uzanıp raflara dokunana dek. Tırnaklarının kitapların sırtına değip geçerken çıkarttığı tıkırtı sesini dinleyerek elinin tersini ilk raflarda gezdirdi. Çıkan ses bir çalgı sesi gibiydi ya da koşan ayakların notaları gibi. Peşpeşe raflar boyunca ellerini yarıştırdı. Ve kahkahalar attı. (...)
Kaç kitaba dokunmuştu? Kaç kitabı hissetmişti?
Raflara doğru ilerleyip bu kez daha yavaşça ve elinin içiyle tekrar kitaplara dokundu; avuçlarının içinde her kitabın sırtının oluşturduğu engebeyi hissediyordu. Işıklı bir hüzmeden yayılan parlak hüzmeler gibi büyülü bir histi, kusursuz bir güzellik karşısında duyulan his gibi. Birçok kez neredeyse yerinden çekip çıkaracaktı kitaplardan birini ama düzeni bozmak istemedi. Fazla mükemmeldiler." (s.129-130)
Kitabın en sevdiğim bölümlerinden biriyle yazıya başlamak ve Kitap Hırsızı'nı tarif etmek için ne söylersem söyleyim, okurken ve okuyup bitirdikten sonraki hislerimi belirtmede yetersiz kalacağımı bilmek. Okuduğum en güzel II. Dünya Savaşı öykülerinden biri olmasının yanında, kitap sevgisiyle ilgili en güzel öykülerden birini yazmış Markus Zusak aynı zamanda. Hem tebessüm ettirici pekçok an'a sahip olup, son derece de dokunaklı olunca etkisi kaçınılmaz şekilde büyüyor. Öyle güzel ki, yalnızca kimi zaman aşırı dokunaklı olmasıyla suçlayabilirim ama tüm suçlamalar geri teper çünkü bu aynı zamanda savaşın ve faşizmin ortasında insan kalmaya çalışanların öyküsü.
Erkek kardeşi gözlerinin önünde ölen küçük kız Liesel kitap hırsızının ta kendisi. Liesel'i evlat edinen küfürbaz ama yüreği apak anne Rosa ile gördüğüm en güzel baba figürlerinden biri olan o gümüş gözlü güzel insan Hans Hubermann, babanın akordeonu, Liesel'e okuma yazma öğrettiği anlar, Liesel'in kabuslarını yatıştırdığı anlar, Yahudi Max'le aralarındaki ilişkiler, Max'in kitaba da yansıyan eskiz defteri, o çizimler ve öyküler-özellikle ağaçlı öykü-, koskoca kütüphanesiyle Bayan Ilsa, limon sarısı saçlı oyunbaz Rudy, Liesel'in suç ortağı Rudy, obur ve dikbaşlı Rudy, o aşık olunası Rudy ve de tüm bu unutulmaz karakterleri alaycılıkla burukluk arası bir dille anlatan Ölüm'ün ta kendisi. Ruhları bir bir alıp götüren Ölüm ve savaşın ortasında kitaplara tutunan bir kız...
Kitap hırsızlığının da belli kuralları olduğunu ve Liesel'in hırsızlıklarının her birinin karanlıkta bir mum yakmaya benzediğini ekleyim bir de. Markus Zusak'ın diğer kitaplarını da bir an önce yayınlamanızı istiyoruz Encore Yayınları.
Böyle bir oda nasıl olabilirdi! (...)
Gitgide oda küçüldü, ta ki, kitap hırsızı birkaç adımla uzanıp raflara dokunana dek. Tırnaklarının kitapların sırtına değip geçerken çıkarttığı tıkırtı sesini dinleyerek elinin tersini ilk raflarda gezdirdi. Çıkan ses bir çalgı sesi gibiydi ya da koşan ayakların notaları gibi. Peşpeşe raflar boyunca ellerini yarıştırdı. Ve kahkahalar attı. (...)
Kaç kitaba dokunmuştu? Kaç kitabı hissetmişti?
Raflara doğru ilerleyip bu kez daha yavaşça ve elinin içiyle tekrar kitaplara dokundu; avuçlarının içinde her kitabın sırtının oluşturduğu engebeyi hissediyordu. Işıklı bir hüzmeden yayılan parlak hüzmeler gibi büyülü bir histi, kusursuz bir güzellik karşısında duyulan his gibi. Birçok kez neredeyse yerinden çekip çıkaracaktı kitaplardan birini ama düzeni bozmak istemedi. Fazla mükemmeldiler." (s.129-130)
Kitabın en sevdiğim bölümlerinden biriyle yazıya başlamak ve Kitap Hırsızı'nı tarif etmek için ne söylersem söyleyim, okurken ve okuyup bitirdikten sonraki hislerimi belirtmede yetersiz kalacağımı bilmek. Okuduğum en güzel II. Dünya Savaşı öykülerinden biri olmasının yanında, kitap sevgisiyle ilgili en güzel öykülerden birini yazmış Markus Zusak aynı zamanda. Hem tebessüm ettirici pekçok an'a sahip olup, son derece de dokunaklı olunca etkisi kaçınılmaz şekilde büyüyor. Öyle güzel ki, yalnızca kimi zaman aşırı dokunaklı olmasıyla suçlayabilirim ama tüm suçlamalar geri teper çünkü bu aynı zamanda savaşın ve faşizmin ortasında insan kalmaya çalışanların öyküsü.Erkek kardeşi gözlerinin önünde ölen küçük kız Liesel kitap hırsızının ta kendisi. Liesel'i evlat edinen küfürbaz ama yüreği apak anne Rosa ile gördüğüm en güzel baba figürlerinden biri olan o gümüş gözlü güzel insan Hans Hubermann, babanın akordeonu, Liesel'e okuma yazma öğrettiği anlar, Liesel'in kabuslarını yatıştırdığı anlar, Yahudi Max'le aralarındaki ilişkiler, Max'in kitaba da yansıyan eskiz defteri, o çizimler ve öyküler-özellikle ağaçlı öykü-, koskoca kütüphanesiyle Bayan Ilsa, limon sarısı saçlı oyunbaz Rudy, Liesel'in suç ortağı Rudy, obur ve dikbaşlı Rudy, o aşık olunası Rudy ve de tüm bu unutulmaz karakterleri alaycılıkla burukluk arası bir dille anlatan Ölüm'ün ta kendisi. Ruhları bir bir alıp götüren Ölüm ve savaşın ortasında kitaplara tutunan bir kız...
Kitap hırsızlığının da belli kuralları olduğunu ve Liesel'in hırsızlıklarının her birinin karanlıkta bir mum yakmaya benzediğini ekleyim bir de. Markus Zusak'ın diğer kitaplarını da bir an önce yayınlamanızı istiyoruz Encore Yayınları.
6 yorum:
Bu kitabı ilk senden duymuştum ve kapağı çok hoşuma gitmişti (türkçe basımının değil). Konusunu okuyunca en kısa zamanda edinmeliyim dedim, idefix sağolsun edinemedim o ayrı. Şimdi yazından ve alıntıdan sonra iyice pekişti isteğim, kapağında son zamanlarda iyice iğrendiğim bir ibare barındırmasına rağmen (New York Times Bestseller) yakın zamanda okuyacağım sanırım, önce Canetti ile hesabımı kapatmam gerek. :)
umarım bir an önce okuyup beğenirsin. beğeneceksin hissi var içimde :)
Bende çok merak ettim ama maalesef idefixde tükenmiş :(
evet gördüm tükendiğini ama belki diğer sitelerin stoklarında kalmıştır. ya da ikinci basımı beklemek gerekecek :/
merhaba, bir süre önce pek keyif aldığım ve doyurucu bulduğum blog yazılarını -kitap ve film, ikisi için de aynı şeyi söyleyebilirim- uzun uzadıya okurken satırlar arasından birkaç kitap ismi çıkardım kendime. Daha önce okumadığım bir yazar john Fowles ve kitabı Koleksiyoncu; Yükseklik Korkusu, Saatler, Rüzgarın Gölgesi, Bir Deliler Evinin... ve Kitap Hırsızı. Kitap Hırsızı'nı henüz bitirdim ve kesinlikle güzeldi.Yükseklik Korkusu, Rüzgarın Gölgesi ve Koleksiyoncu da keza öyle. Habersiz de olsan mükemmel bir kitap tavsiyecisi oldun, çok teşekkürler.
sevgiler...
Ben teşekkür ederim. "Boşuna yazıyorum" diye düşündüğüm zamanlarda böyle güzel yorumlar almak beni mutlu ediyor.
Sevgiler.
Yorum Gönder