Salı, Ocak 19, 2010

2009 filmleri ve Altın Küreler

2009 filmler açısından kısır bir yıldı ve genelde klasiklere yöneldim. Ödül törenlerinde görmeye başladığımız çoğu film de 2010'a kaldı her zamanki gibi. Birkaç favorimi aşağıda sıraladım (liste yine karışık) ama bunlardan hangisi en iyiyi diye sorarsanız kem küm ederim. 10 üzerinden en fazla 8'lik bir yıldı sanki 2009 ve İki Dil Bir Bavul'un diğer filmler arasından sıyrılması kaçınılmaz benim için. Önceki listeleri hazırlarken çok keyif aldım ve benim için önemli olan, insanlar katılsın ya da katılmasın, o listeleri çıkarabilmekti. Geçmişe bakmayı yalnızca filmler ve kitaplar söz konusu olduğunda severim. Amelie için defalarca sinemaların kapısını aşındırdığım zamanlar, Memento ve Amores Perros'u haklarında hiçbir şey duymadan aynı hafta içinde rastgele sinemaya girip izlediğimde yaşadığım şaşkınlık, yine beklenmedik şaheser The Fall'la değer verdiğim insanlar sayesinde tanışmam, liseden beri takip ettiğim Johnny Depp'in Kaptan Jack Sparrow'dan sonra fazlasıyla popüler olduğunu görmekten duyduğum kızsal kızgınlıklar gibi güzel hatıralardı benim için önemli olan.

Let The Right One In
District 9
Inglourious Basterds
Brothers Bloom
Public Enemies
Up
Moon
Hangover
İki Dil Bir Bavul

Altın Kürelere geçecek olursam, aday filmlerin çoğu hakkında fazla fikrimin olmamasına karşın, erkek oyuncular açısından rüya kadrosu gibi bir tören izlediğimi söylemeliyim. Durup durup unutulmaz rollerle karşımıza çıkan Jeff Bridges, sonunda hak ettiği değeri görmeye başlayan karizmatik ve eğlenceli Robert Downey Jr (kendisini Chaplin'i canlandırdığı filmde izlemenizi öneririm), yılın oyuncusu olduğundan çoğu kişinin şüphe etmediği Christoph Waltz, televizyon efsanesi ve bir an önce kanserden iyileşmesini umduğum Michael C. Hall gibi tüm bu isimlerin aynı gecede ödül aldığını görmek güzeldi. Kadın oyunculardan Meryl Streep ve Sandra Bullock dışında kimi anmalıyız bilmiyorum. (Mo'nique var bir de Precious'la). Julia Roberts'ın reddettiği söylenen (iyi ki reddetmiş) Blind Side'daki rolüyle ödül alan Sandra Bullock'u merakla bekliyorum. "Romantik komedilerin prensesi" türünden basmakalıp imgelere uymayan Bullock'a diğerlerinden daha çok saygı duymuşumdur. Meryl Streep için de fazla söze gerek yok sanırım. Ne kendisi ödül almaktan bıkacak, ne de insanlar onu ödüllendirmekten. Precious, Crazy Heart, Up In The Air, hatta Avatar'ı izlemediğim için onlarla ilgili kısmı es geçiyorum fakat Inglourious Basterds yerine Up In The Air'ın senaryo ödülü almasını garip karşıladım. Up'ın animasyon ödülü alması, Nine müzikalinin geceden eli boş dönmesi, Mad Men'in yine en iyi drama seçilmesi ise beni hiç şaşırtmayan anlardı. Nine müzikalini izleyen varsa yorumunu dile getirebilir. Bana verdiği izlenim, bol kadın oyunculu, yalnızca göze ve kulağa hitap eden eğlencelik bir müzikal olduğu ama göreceğiz. Haneke ve Scorsese'nin ödüllendirildiği anlar da favorilerimdendi. Hangover'ın diğerlerinin arasından sıyrılarak en iyi komedi filmi ödülünü alması da. Törenin sunucusu Ricky Gervais'in beklediğimi veremediğini ve bolca The Office reklamı yapmaktan başka vakit geçirtemediğini de söylemek zorundayım. (Sevemeyeceğim işte The Office'i). Sonuçta saydığım kimi anlar dışında vasat bir törendi, özellikle klişe teşekkür konuşmalarıyla. Christoph Waltz, Robert Downey Jr, Meryl Streep ve Martin Scorsese'nin teşekkür konuşmaları iyiydi.

Yüzeysel yorumlara geçeyim son olarak. O yağmur altındaki şemsiyeli kırmızı halı geçidini anmadan bu yazıyı bitireceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Düşünsenize saatlerce kuaförlerde "en güzel halleriyle" hazırlanıp geldikleri tören yerinde bir yandan saçım başım bozulmasın, bir yandan da durumu kurtarmak için yapmacık gülüşümü bozmayım diye dolanan kadın oyuncularin hali komik değil miydi? Kızsal açıdan kim ne giymiş diye bakmaz mıyım? Bakarım elbet fakat o kırmızı halı duruşları, "bakın elbisem nasıl da Versace" pozlarını bu kadar uzatmasalar daha çok sevineceğim.

2 yorum:

buraneros dedi ki...

Magazin uslubunu da çok sevdiğimi daha önce söylemiş miydim:)) Başka bir Altın Küre yazısı daha okuyup aldığım tadı bozmak istemem:))... Teşekkürler... :))

Sera dedi ki...

söylemiştin sanki, sağol :) geyik olsun, komedi olsun diye arada onlara da yer vermek lazım yoksa iyice çatık kaşlı, kasvetli bir bloga dönüşecek :))