En iyi "ilk kadın yönetmen" oscarını kazanan Kathryn Bigelow'un tamamen erkeklere özgü bir filmle ve apolitik görünmesine rağmen Amerikanın savaş naralarına hizmet ederek bu ödülü kazanması ironik değil mi? The Hurt Locker bir aksiyon ve gerilim atmosferi ya da video oyunu havası içinde izlendiğinde etkili olabilir. Fakat şimdiye kadarki en iyi savaş filmlerinden kabul edilemez kesinlikle. Olsa olsa, erkeklerin savaşa ne kadar bayıldığını, savaşmadan yaşayamadıklarını gösterdiği için kaydadeğer olabilir. Bu nedenlerle ilk defa bir kadın yönetmenin oscar kazanmasına sevinmek çok mümkün görünmüyor. Gönül isterdi ki Jane Campion kazansın...Daha önce maalesef Titanic'le ödülü kazanan James Cameron'ın Avatar'ı, Kurtlarla Dans'ın konu itibariyle dijital versiyonu sayılsa da, daha devrimsel ve cesur bir film olmasına rağmen yalnızca teknik dallarda kazandıklarıyla yetindi. Titanic'le kazanmasaydı o zaman da, keşke bu yıl kazansaydı ya da kazanması gereken film Avatar'dı diyeceğim. Bu durumda oscarların çok fazla önemsenmemesi gerektiğini, her şeyin daha çok bir televizyon şovu olduğunu bir kez daha görmüş oluyoruz. Zira geçen yıl kazanan Slumdog Millionaire'i mi hatırlayacağız 10 yıl sonra; yoksa aday bile gösterilmemesine karşın ismini anınca bile tüylerimizi diken diken eden Dark Knight'ı mı sorarım arkadaşlar? 10 filme çıkarılan adayların çoğu neden bu kadar vasat, yoksa böyle düşünen azınlıktan biri miyim? Kişisel favorilerim District 9, Tarantino'nun en iyi filmi olmamasına karşın Inglourious Basterds ve Coen'lerin bence No Country For Old Men'den daha iyi olan son yapıtları ve bir kara mizah şaheseri olarak A Serious Man'idir. Tarantino'nun filmine kurgu ya da senaryo ödülü beklerdim en azından. Senaryo ve kurgu açısından Hurt Locker'ın yanında başyapıt mertebesinde sayılabilir halbuki. Klasik bir Hollywood animasyonu olan Up'ın animasyon ödülü alacağı kesinken, üstüne bir de o mega reklam kampanyalarının da gazıyla 10 filmin arasında kendisine yer verilmesi bence gereksizdir. Wall-e olsa bir anlamı olurdu.
Bana göre The Road, Nine ve Bright Star da 10 filmin içinde yer almalıydılar. Oscar yarışına girmeyi tercih etmediler mi yoksa es geçilen filmler arasındalar mı onu merak ediyorum. Nine bir başyapıt olmamakla birlikte şahsen izlediğim en iyi müzikallerden biriydi. Fellini karşılaştırmasını gereksiz bulmakla birlikte, oyuncuların sırayla klip çekiyormuş havasını verdiklerini de kabul etmeme rağmen, yine de oscarlı Chicago'dan müzikler açısından daha çok takdirimi kazandığını ve öykü olarak da oldukça çekici ve varoluşçu bir havaya sahip olduğunu ekleyim Nine müzikalinin. Bright Star da aşk filmleriyle arası pek iyi olmayan beni bile kendinden geçirdi ve en azından oyuncularıyla adaylar arasında yer almasını beklerdim. Tüm bu kargaşanın içinde bir tatlı nefes Bright Star. Bu yıl oscarlarda es geçilen filmlere ve oyunculara buradan bakılabilir. En iyi yardımcı kadın oyuncular arasında Up In The Air'daki her iki kadın oyuncunun gereksiz yere adaylık kaptığını, Melanie Laurent'in aday gösterilmemesinin ise kabullenilecek bir durum olmadığını düşünüyorum. George Clooney'nin de keza geçen yıllarda Michael Clayton'la aday gösterilmesini anlayabilirim ama Up In The Air'da süper bir oyunculuğunu göremedim ben üzgünüm. Viggo Mortensen'in tekrar aday gösterilmesi için ağzıyla kuş mu tutması lazım çok merak ettim ayrıca. Moon'daki Sam Rockwell'in oyunculuğu ise yılın en iyi birkaç performansından biriydi ve yine bu törende kendisine yer verilmeyenlerden Sam Rockwell. Ayrıca iddia ediyorum Brothers'ta beklenmedik bir performansla karşımıza çıkan Toby Maguire, Hurt Locker'la aday olan Jeremy Renner'dan çok daha iyi oynamıştır. (Her ikisi de savaşa ilişkin filmler olduğu için yapıyorum bu karşılaştırmayı.) The Lovely Bones da bu çoğu vasat 10 filmin arasında olsaydı saçımı başımı yolardım kesin. Kısa keseyim, linkini verdiğim Entertainment Weekly'de aday gösterilmesi gerekenlere bakınca belki düşüncelerim daha iyi anlaşılabilir.
Oscarların olumlu yanıysa, normalde birçok izleyicinin dikkatini çekmeyecek Precious gibi sahici filmlerin fark edilmesini sağlaması ve gece boyunca sevdiğimiz oyunculardan bazılarını görmek. Fearless ve Big Lebowski gibi unutamadığım filmleriyle beni benden alan ve sonunda oscarı da kazanan Jeff Bridges, kazanacağı bir yıl önceden belli olan ve Colin Firth'le birlikte gecenin en güzel iki insanından biri olan Christoph Waltz, Precious'taki etkileyici performansıyla en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü kazanan ve aslında bir komedyen olduğunu öğrendiğim Mo'nique şaşırtıcı olmayan ve benim de favorim olan kazananlardı. Sandra Bullock'u ise hep bir suçlu zevk olarak düşünmüşümdür. Blind Side'daki oyunculuğunu kendisine yakıştırmama karşın en iyi olduğu için değil popüler olduğu için kazandığını düşünüyorum. Bence ödülü Precious'la Gabourey Sidibe kazanmalıydı, ya da An Education gibi sevemediğim bir filme katlanmamı sağlayan o incelikli oyunculuğuyla Carey Mulligan. Meryl Streep ve Helen Mirren gibi ustalar ise bizi hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmıyorlar zaten. Julie&Julia'nın örneğin konu edilecek bir film olmadığı, daha çok oyuncularıyla akılda kalacağı şimdiden kesindir.Gecenin eğlenceli bölümlerine gelecek olursak; Steve Martin'le Alec Baldwin'in eğlenceli ve beklenebileceği üzere bol dokundurmalı açılış konuşmaları, Paranormal Activity'yi ti'ye almaları ve Ben Stiller'ın avatar tiplemesini 3 küsür saatlik oscar gecesini izlemediyseniz bile çeşitli video sitelerinden bulup mutlaka izlemelisiniz. En iyi ve en kötü kıyafetlere de buradan ve buradan bakılabilir. Onların geyiğini de artık twittera saklıyorum, sizi daha fazla yormayım :D Sonuç olarak çok ciddiye alınacak bir oscar yılı olmamıştır 2010 oscarları ve sırf kırmızı halı için geceye ilgi duyanlara bu kez gerçekten ciddi şekilde saygı duymuşumdur. Bu kişisel saçmalıklarımı da ta buraya kadar sabredip okuyanlara nutella hediye edeceğim.
16 yorum:
yemin ederim sonuna kadar okudum:) hiç de saçma değil yazdıklarınız hepsi çok doğru yerinde tespitler.
bence oscarlar sanki bir gelenek, yani öylesine devam ettiriliyor. sadece biraz ilgiyi ve merakı artırıyor. mesela kathryn bigelow'un bir sonraki film projesi merakla beklenir şimdi.ya da sandra bullock oscarlı oyunculuğa terfi ederek iyi mi yaptı, kötü mü gelecek yoksa oscar ona?
yani millet eğleniyor biz de izliyouz. bir de sandra bullock merly streep'e iyi öpüşüyosun, sevgilim falan dedi anlamadım . ikisi bir filmde mi oynadı? yeni bir proje mi yoksa eski bir şeye mi gönderme yaptı?
Christoph Waltz fotoğrafının üzerindeki paragrafa tamamen katılıyorum, tek bir cümle dâhi eksiltmeden.
Inglourious Basterds için ben de bir kurgu ya da senaryo ödülü isterdim ama klasik "kurguyu alan en iyi filmi de alır" klişesini bozmamak ve dolayısıyla en iyi filmi The Hurt Locker seçebilmek için en iyi kurguyu da mecburen o filme verdiklerini düşünüyorum.
10 filmden izlemediğim bir tek A Serious Man'di. zaten izleyecektim ama sen bu kadar övdüysen ilk sıraya almak lazım. The Road da izlemediklerim arasında, merak etmekteyim. aynı şekilde son günlerde Tumblr'da da gözlenen Bright Star beğeninden ötürü onu da yukarılara aldım. (:
ve son olarak, Melaine Laurent bence de es geçilen isimlerdendi. hatta bu yüzden mi ekip tam kadro oradayken onu göremedik, merak konusu. Brad Pitt de aynı şekilde.
bir de benim gibi An Education'ı sevmediğini görünce mutlu oldum diyebilirim. özetle, bunca unutulan ya da bile bile unutturulan oyuncu-film varken ve bazı ödülleri sırf işlerine gelene verdikleri için Oscar'ı çok da ciddiye almamamız, sadece 3-5 saatliğine eğlenilmesi ve tüm ünlü oyuncuları bir arada görmemizi sağlayan bir etkinlik olarak düşünmemiz gerektiğini bir kere daha anlamış olduk.
ahmet: teşekkürler sonuna kadar geldiğiniz için :D oscarlar işte popülerlik ve para kazanma amacıyla düzenleniyor ve biraz da gelenek. meryl streep esprileri de artık kabak tadı vermeye başladı. bullock'la aralarındaki espriyi ben de çözemedim. vardır bir bildiği herhalde :)))
lifelessness: İnan An Education'dan ve Up In The Air'dan nefret ettim. A Serious Man'de ünlü oyuncuların da olmamasıyla ve bağımsız film havasıyla enteresan bir Coen filmiydi. Tabi daha önce Coen'lere oscar verdikleri için de bu sene almaları zor görünüyordu. Bright Star'ı ise en sevdiğim aşk filmleri arasına ekledim gitti. Bakalım sevecek misin bu ikisini ve de The Road'u.
Melanie Laurent'i ben de aradım gecede ama kadrodan çok az kişi vardı zaten. Ben olsam ben de gitmezdim dermişim :)))
böylesi bir yazıyı nasıl da hevesle beklediğimi itiraf ederek başlayayım söze.
hep dediğim gibi bu tarz ödüllendirmelerde aslolan adaylıktır. gerisi reklamdır, kulistir, siyasettir vs.dir. o yüzden ardından konuşmayı gereksiz bulurum. (sümme haşa bu sadece kendime koyduğum bir kural olup herkesin benim gibi düşünmüyor oluşunun karşıma çıkardığı böylesi sağlam değerlendirmelerden mahrum kalmadığım için de çok memnunum.)
benim için bu seneki ödüllerin tek bir önemi vardı: o da the big lebowski' den sonra hayatıma çıkmamacasına giren jeff bridges' in ödülünü alması. yalancı olmamak için 'biraz da en iyi yabancı film oscarı' diye ekleyelim.
avatar değil de hurt locker' a verilmiş bir ödülün sinema baz alınarak verildiğine beni hiç kimse ikna edemez. ödül törenindeki aleni faşizan mesaj bu ödülün bedelini de ortaya koyuyor zaten. amerikalı kardeşlerim oradan kahraman diye gördüklerinize keşke bir de 'bu açıdan' baksanız.
entresan bir tesadüfle saat farkından dolayı kadınlar gününe gelen bu ödülün en çok jane campion' a yakışacağını düşünenler arasına beni de katın lütfen. hiç olmazsa sofia coppola..
avatar' a oscar verilmeyen yerde diğerlerini konuşmayı manasız bulsam da ödüllendirmeler öncesi aklımdan geçenleri buraya not düşmek isterim: amerika siyahi bir başkana sahip olabilir ama en iyi film oscarını bir animasyonun almasına henüz hazır değil, ikinci bir american beauty iddiasındaki up in the air bu fırsatı on bir eylül sonrası bambaşka bir şeye dünüşen amerikan sinema sanayisi yüzünden yıllar önce kaçırdı, coenler iki tarz film yapar no country for old men ve fargo ile yakaladıkları kanal oscarlıktır ama the big lebowski ve a serious man kanalı onları başkalarında bulamadıkları şeyler için seven izleyilerine yöneliktir ve çok eğlancelidir, an education en iyi film adayı mi komik olmayın izlemediğim the precious sayılmazsa bırakın ödül adaylığını nick hornby adı ve müzikleri olmazsa filmden bile saymam, madem the hurt locker bu ödül için favori distict9 neden değil,vaktinde pulp fiction' a ödül vermeyip kill bill' i görmezden gelenler onların yanına yaklaşamayan inglourious basterds' dan yana bakmazlar bile.
yine çok konuşan kendimi susturmak adına son sözlerim bu incelikli değerlendirme için 'çok teşekkürler' olsun...
ilkokulda dersi dinlemeyince hoca kaldırır seni ve arkadaşın henüz cevabı vermiştir ama sen duymamaışsındır ve şöyle dersin : arkadaşıma katılıyorum hocam. hoca bişey diyemez. otur lan. der en fazla.
ben şimdi senin deidklerine katılıyorum. tekrar yazmayayım. hazır yazılmışı var zaten.
Çok ciddiye alınmaması gerektiğini konusunda hak veriyorum, güzel bir yazı olmuş.
Sandra Bullock ilk defa katıldı Oscara ve gönlümden geçen oydu.
- 2009 yapımı filmlerindeki oyunculuğunu çok beğendim açıkcası
Meryl Streep oyunculukta büyük bir usta, ödülü kazanmasa da gönüller de hep birinci o...
çok yerinde tespitlerle dolu bir özet olmuş, tebrikler..
yoksayılan filmler ve oyuncular konusundaki fikirlerine katılıyorum genel olarak..
Melanie Laurent'in filmin gidişatında çok önemli bir role sahip olması ve bunu büyük başarıyla yerine getirmesi kesinlikle adaylığı hakediyordu.. Bir Vera Farmiga'nın performansı ondan daha iyiymiş demek akademi'ye göre..
Sonra Tobey Maguire'ın oyunu bırakın adaylığı, Oscar'ı da hakediyordu kesinlikle.. Filmin ağır dram havasını kimi zaman psikopat kimi zaman içine kapanık oyunuyla müthiş şekilde tamamlamıştı..
Moon'un tamamen es geçilmesi bir rezillik, Sam Rockwell'in adının bile geçmemesi 10 kat rezillik.. Çok çok zor bir rolü muhteşem oynamıştı.. Rolü yapısal olarak düşündüğümüzde de sinema tarihindeki gelmiş geçmiş en zor rollerden birisi olduğunu dahi söyleyebiliriz..
Sırf film kontenjanından Jeremy Renner'ın bu gibi isimlerin önünde adaylık alması çok acı..
The Hurt Locker'a ise ne desek boş.. war is a drug yazısını milletin gözünün içinde soktuktan sonra bunun tam karşıtı bir seyir sunmak, sonrasında da durmadan ikiyüzlü ve aşağılık demeçler vermek vs.. susalım en iyisi.. Bizim birçok yerli yapım düşmanı türk'ün bile aşağıladığı Nefes'İ bu The Hurt Locker'la karşılaştırmam bile mesela.. tabii önce kendimiz kıymet bilmemiz lazım.. Güneşi Gördüm denen duygu sömürüsü yapımı aday göstermekle olmuyor bu işler..
derin derin derin..
Sera,
Yazdıklarını hiç sıkılmadan sonuna kadar okumuş olsam da yine de nutellamı isterim :)
Aslında Oscar filmleri ile ilgili yorum yapacak durumda değilim zira Avatar dışında hiçbir aday filmi izlemedim. (Şu sıralar izlemediğim eski (2000ler öncesi) filmleri izlemeyi misyon edinmiş vaziyetteyim) The Blind Side'ı bu haftasonu uçakta izledim. Film izletiyor kendini ama yani konusu klişe geldi. Beyaz aile tanımadıkları siyah bir çocuğu evlerine alıyorlar. Ben sandım ki aile içi bir çekişme yaşanacak, çocuklar ya da eşi olay çıkaracak, biraz karakterler işlenecek. Sadece con con teyzeler ayıpladı. Sonra onlar da hatalarını kabul ettiler falan filan. Sandra Bullock önceki filmlerinden farklı, akılda iz bırakacak bir oyunculuk sergilemiş gibi gelmedi bana. Olsa olsa çiğ sarı rengine boyattığı saçları ile hatırlanabilir. Oskar törenini izlemedim ama dün buradaki gazetelere bir göz attım. Martin ve Baldwin ikilisini genelde eleştirmişler. Beğenmemişler. Merak ettim şimdi. Bir yerlerden bulup izlemeye çalışayım.
verbumnonfacta: An Education ciddi hayal kırıklığıydı. Konusu daha farklı bir şekilde işlenebilirdi. Tarantino'ya asla oscar vermezler gibi geliyor. Bu yıl en azından aday göstermişler. Tim Burton'ı asla aday göstermemeleri gibi onun da durumu. Aynı doğrultuda düşündüğümüze sevindim. :)
Porco Rosso: Sana bi nutella o zaman ama yazıyı okurken uyudun mu yoksa o ilkokul çocukları gibi evet hocam eminim öyledir mi diyorsun anlayamadım :D
Evren-Sahne: Benim gönlümden geçen Gabby Sidibe'ydi. Meryl Streep'e de daha önce birkaç kere kazandığı için tekrar vermiyorlar. Hayranlık uyandırıcı bir oyuncu. Teşekkür ederim ayrıca.
Barakuda: Çok teşekkürler. Aslında böyle bir yazıyı adaylar açıklandığında yazacaktım ama filmleri de izleyip ödüller belli olduktan sonra yazayım dedim. Çok dolmuşum bir de onu anladım :))
Melanie Laurent benim için şimdiden güzide bir oyuncu oldu bile. Vera Farmiga'yı Scorsese'nin The Departed'ında beğenmiştim ama Up In The Air'da pek bir şeyi yoktu bana göre. Toby Maguire ile Sam Rockwell'i umarım ileride aday göstererek bu yılki ayıbını örter Akademi.
Hurt Locker'la Hollywood da Amerika'nın yaptıklarına çanak tutmuş oldu. Kathryn Bigelow'un yönetmenliği kötü değildi ama en iyi film olarak yanlıştı kazanması. Güneşi Gördüm de çok kararsız bir filmdi. Yurtdışına giden rahat yaşar diye basit ve gülünç bir mesajı vardı. Garip gerçekten de.
ZSA: Sana da bi nutella o zaman :)
Blind Side'da kadının çocuğa karşı tavrı insanlık dersi gibiydi ama beyazları daha bi sert bi şekilde sorgulayan bir film olsa daha çok takdir ederdim. Konu itibariyle de bildiğimiz Hollywood klasiğiydi. Julia Roberts'a teklif edilmiş önce bu rol. Sandra Bullock Julia Roberts'tan iyidir en azından diye teselli edelim kendimizi en iyisi :D
Martin'le Baldwin'in açılış konuşmalarından başka bi olayları yoktu gerçekten de. Geçen yıl Hugh Jackman daha yaratıcıydı. Zaten Altın Kürelerin bu yılki sunucusu Ricky Gervais'i de vasat bulmuştum ben.
Melanie Laurent'la ilgili sanırım şöyle teknik bir problem yaşandı: ben oscar'lardan önce bütün ödülleri mümkün mertebe takip ediyordum ve hiçbirinde Laurent'ın ismini göremeyince çok şaşırmıştım, yardımcı kadın oyuncu dalında adaylık alır diye düşünüyordum hep. sonra bafta'nın asıl adaylarını açıklamadan önce her kategoride 15'er adaydan oluşan longlist'ini gördüm. listede Laurent, en iyi kadın oyuncu dalında, Diane Kruger ise en iyi yardımcı kadın oyuncu kategorisinde adaylardı. o zaman anladım ki rolü daha fazla olduğu için laurent'ı kadın oyuncu dalında yarışa sokmuşlar. halbuki kruger'ın performansı gayet es geçilecek bir performanstı. hiç gönderilmeyebilirdi yardımcı dalda. laurent da o dala kaydırılabilirdi. tahmin ediyorum ki oscar'a da Laurent'ı kadın oyuncu dalında yolladılar. Yoksa es geçilecek bir performans değildi.
Mert: Olabilir. Christoph Waltz gibi yardımcı oyuncuya kaydırabilirlerdi onu da adaylık alabilmesi için en azından. Aslında Tarantino'nun Kill Bill filminde de Uma Thurman aday olamamıştı ve Tarantino filmi ikiye bölmesinin oyuncunun adaylık şansını azalttığını söylemişti hatırladığım kadarıyla. Diane Kruger'ın performansında bana göre de pek bir şey yoktu.
Bak şimdi:))
Dedim di dimi Altın Küre yazında da... Başka yerden okumam diye... Yani Nutellaya hak kazandım:))
peki göndereyim hemen :)))
Gercekten super yazmissin. Altina imzami atarim, butun dediklerine katiliyorum :)
sağolasın. baya dolmuşum anlayacağın :))
ödüle az kaldı
http://kontorland.blogspot.com/2010/03/2k10torland-blog-odulleri.html
Yorum Gönder