Cuma, Mayıs 14, 2010

Mine Vaganti, Soul Kitchen, Cracks

Mine Vaganti/Serseri Oyunlar

Ferzan Özpetek'ten sonunda beklediğim lezzette bir film izleyebildim. Cahil Periler'den sonra umudumu kesmiştim aslında. Karşı Pencere'yi izlemediğim için bir kelam edemeyeceğim onun hakkında ama Mükemmel Bir Gün'ün yarattığı hezimetten sonra iyi geldi Serseri Mayınlar.

Trajikomik bir aile filmi var karşımızda. Eşcinsel olduğunu açıklama yarışına giren erkek kardeşler, aile işinin başına geçmekle yazar olma hayalleri arasında sıkışıp kalmış ana karakter, eşcinsel bir adama kapılmanın burukluğunu yaşayan genç bir kadın, Türk ailelerini aratmayan elalemnederci anne baba, dedikoducu komşular ve tanıdıklar, olaylı yemek masaları, sonsuz ırmaklar gibi akan makarnalarıyla İtalyan makarna fabrikasından görüntüleri koca salonda tek başına izleyen bendenizin tebessümleri, ikiyüzlü ahlak anlayışları, hayallerin peşinden gitme ve kimlik arayışları şeklinde sayabiliriz Serseri Mayınlar'ın anlattıklarını. Filmin anlatımı, oyuncu yönetimi, akıcılığı özellikle açılıştaki olaylı yemek sahnesiyle iyice vurgulanıyor ve eşcinsel karakterlerin eşcinselliklerinin de gözümüze gözümüze sokulmamasıyla ve de yine aynı şekilde homofobiklerin trajikomikliğini toplum-birey çatışması üzerinden anlatarak Özpetek turnayı gözünden vuruyor. Büyükannenin hikayesini ve yine filmin açılışında gördüğümüz kaçak gelinli sahneyi de anmadan olmaz. Karikatür gibi gelen tek karakter, gayet gereksiz kızıl saçlı halaydı.

Soul Kitchen

Fatih Akın'dan da sonunda beklediğim keyifte bir film izleyebilmenin mutluluğunu yaşıyorum. İlk dönemki Temmuz'da, Kısa ve Acısız ve Solino filmlerine olan sevgimi Soul Kitchen'a da bağışladım gitti. Duvara Karşı da sağlam filmdi ama kişisel favorim değildir. Yaşamın Kıyısında ise Fatih Akın'a yakıştıramadığım bir farklı karakterlerin kesişmesi ve tesadüfler filmiydi. Daha bi anaakım sinema havası olduğu izlenimine kapılmıştım. Ayrıca artık Alejandro Gonzales Innaritu tarzı bu yaklaşımlar sıkmaya başladı. (Innaritu'yu sevmediğimden değil ama hep aynı şeyler işte uzun uzun açıklamama gerek var mı?) Soul Kitchen Jim Jarmusch ile Coen Kardeşler filmlerini anımsatmasıyla gönlümü çeldi daha çok. Kara komedi yakışıyor Fatih Akın'a.

Restoranını satmakla restoranını kurtarmak arasında bocalayan ya da işiyle kız arkadaşı arasında kalan ana karakterimiz (Adam Bousdoukos), onun gündüzlerini şartlı tahliye sıfatıyla dışarıda, gecelerini ise hapiste geçiren trajikomik erkek kardeşi (yine yeni yeniden Moritz Bleibtreu evet), çatlak ve dediğim dedik aşçı (Birol Ünel-onsuz olur mu), restoranda gözü olan mafyanın entrikaları, kız meseleleri, müziğe verilen Fatih Akınvari önem, pişmiş tavuk kıvamında ilerleyen hikaye şeklinde servis edilen bir film olarak Soul Kitchen yılın en keyifli filmlerinden biri.

Cracks

Eva Green'i bir kızlar okulunda öğretmen rolünde izlediğimiz ve daha çok Eva Green hayranlarıyla iflah olmaz okul filmi severlere hitap edebilecek bir film Cracks. Eğer türünün iyi örneklerinden olsaydı mutlaka bağrıma basacağımdan emin olabilirsiniz Cracks'i.
Ölü Ozanlar Derneği'nin gençlik kahramanı olarak benimsenme klişesinin dayanılmaz naifliği ile "O Captain, My Captain" şiarını bi aralar dilinden düşürmeyen biri olarak okullu öğrencili filmlere ayrı bir ihtimam gösteririm.

Cracks'in idealist öğretmeni Eva Green'in çalıştığı okulda, kendi "klanını" oluşturmuş Blair Waldorf benzeri bir genç kızın öğretmenine olan hayranlığını izliyoruz öncelikle ve de bu kızımızın cadılıklarını. Sonra okula diğer hiçkimselere benzemeyen egzotik İspanyol kızının gelmesiyle işler değişiyor. Tüm ilgiyi üzerinde toplayan bu İspanyol kızımıza diğer kızlar çeşitli işkenceler uygularken, idealist öğretmenimizin idealizminin bir çırpıda yerle bir olduğuna şahitlik ediyoruz. Kendi öğrencilik yıllarını hatırlayarak bu İspanyol kızla özdeşim kuruyor idealist öğretmen ama İspanyol kızımız hepsinden uyanık çıkıyor fakat iş işten geçmiş oluyor o zaman da. Öğrencilerine sahte maceralarını anlatan ve "içinizdeki güce inanın, her şey sizin elinizde, yaşam korkaklık dinlemez" diye ahkam kesen öğretmenin hiç de öyle biri olmadığı, sokakta yürürkenki ödlekliği ile İspanyol kıza olan davranışları karşısında ortaya çıkıyor. Ne de olsa insanoğlu (ya da insankızı tabi bu filmde) zaaflarla doludur fakat filmin kendisi zayıflıklarla ve havada kalmış karakterlerle dolu olduğundan beklenen etkiyi yarattığını söyleyemeyiz bu tersyüz olma halinin. Eşcinsel altmetin de altmetin olmaktan çıkıyor ve basbayağı gözümüze gözümüze sokuluyor ki hikayeye bir şey kattığı da söylenemez bu haliyle özellikle. Eva Green Franklyn'den sonra bir kez daha harcanmış demek istemezdim aslında ama, "Eva Green şahane gerisi bahane" diyorsanız sizi tutacak değilim.

The Dreamers ile Love In Thoughts'u da yazacaktım ama daha fazla uzatmayım, yoruldum gayrı. Belki sonra.

3 yorum:

amonka dedi ki...

Soul Kitchen'da Moritz Bleibtreu çok iyi değil miydi? Ben baştan bu rolü kotarabilecek mi diye şüpheleniyordum ama çok iyi iş çıkarmış bence! Birol Ünel de az ve özdü, süperdi :)
Cracks'i izlemedim ama diğer görüşlerine katılıyorum. Mine Vaganti de Ferzan'ın yeniden yükselişi olmuş. Sondaki Sezen dokunuşu da çok yerinde!
Cracks'i de merak ettimm :)

ahmet dedi ki...

serseri mayınları ben de sinemada tek başıma izledim:)

Sera dedi ki...

amonka: Moritz Bleibtreu ve Birol Ünel süperdi. Başroldeki Yunan asıllı oyuncu da iyiydi de diğerlerine daha çok aşinayız tabi :)
Ferzan Özpetek bu yükselişi burada bırakmaz umarım.
Cracks çok öyle merak edilecek bir film sayılmaz aslında ama Eva Green işte :)

ahmet: Bu yönetmenlerin makus talihi bu sanırım. Boş salonlara oynuyorlar küçük yerlerde. Biz de şans eseri izleyebiliyoruz, ki gelmeyen filmler de çok fazla ama hak vermek lazım tabi bu durumda sinema sahiplerine.