Sessiz sinemanın kendine özgü kullanımları ve sessiz sinema döneminin birçok ünlü ismi sinemaya sesin girmesiyle tarihe karışır. "Sesli sinema geleceğimizdir" diyenleri küçümseyen dönemin sessiz sinema artisti George Valentin, sesli filmlerin hızla yaygınlaşıp sessiz filmlere burun kıvırılmaya başlanmasıyla işsiz kalır. Öte yandan, Peppy Miller adındaki genç kadın oyuncunun da yükselişini beraberinde getirir onun düşüşü. Yoğun duygular ve hüzün dolu bu öykü, dans sahneleriyle de etkileyici.
The Artist'in sessiz sinema dönemine bir saygı duruşu filmi olduğunu bir de benden duymanıza gerek olduğunu sanmıyorum. Onun yerine, The Artist'in ardından, The Artist kadar mutlu bir film olduğu söylenemeyecek Sunset Bulvarı'nı hala izlemediyseniz tam vakti olduğunu söylemekle yetineceğim. "Hem sessiz hem siyah beyaz, böyle film izlenir mi" diyerek The Artist'e burun kıvıranlar çok şey kaybeder. Sessiz filmlerin şahsen başlı başına bir sanat olduğunu düşünüyorum. "Sessiz filmler izleyesim var ama çok sıkıcıysa izlemem" diyenlerdenseniz, Lilian Gish'li melodramlardan uzak durmalısınız yine de. Lilian Gish veya Mary Pickford gibi isimler birer ikon olarak ve yetenekleriyle çok önemli ve etkileyici isimler fakat o 3 saatlik melodramların da insana afakanlar bastırdığı kesin. Naçizane tavsiyelerim, bugün hala güncelliğini koruyan ve atmosfer konusunda birçok insana ilham vermeye devam eden Fritz Lang'ın Metropolis'i ile Murnau'nun korku klasikleri. Baştacı isimler Charlie Chaplin ve Buster Keaton'ı ise ayrı tutuyorum. Tekrar tekrar izle deseniz hiç itirazım olmaz.
Mimiklere ve oyuncuların hareketlerine dayalı hikaye anlatma biçimi deyince, en çok Charlie Chaplin ve Buster Keaton'lı slapstick komedi denilen fiziksel komedi unsurlarına dayalı mizansenler sergileyen komedyenler akla geliyor. The Artist'te Jean Dujardin'in üzerinde de, Chaplin ile Keaton'ın kendi filmlerini sırtlanışlarını anımsatan bir yük var. Özellikle açılış sahnesinde yeni bir slapstick komedi yıldızı mı geliyor acaba diye düşünmeden edemedim. Dujardin'in performansı mükemmel. Berenice Bejo ise çok etkilemedi beni. Sanki başka bir kadın oyuncu da aynı performansı sergileyebilirmiş hissi verdi fakat Dujardin, karakterinin tüm hallerini yansıtırken şahane bir yetenek olduğunu kanıtlıyor.
Hikayesiyle, atmosferiyle, kurgusuyla, oyuncularıyla film izlemeyi
severim diyen birçok insanı mutlu edecek bir film var karşımızda. 90 dakikalık dolu dolu bir film The Artist ve Hollywood'un yıldız sistemi üzerine de düşündürüyor.

8 yorum:
söylenme amacı farklı olsa da "sessiz"lik üzerine bela tarr'ın bir sözünü eklemek isterim:
- ben radyo yapmıyorum, sinema yapıyorum.
O da, geveze ama hiçbir şey anlatmayan filmler için söylenen güzel bir sözmüş.
Ménilmontant (1926, Dimitri Kirsanoff)..
tam benlik:)
biliyorum sessiz film dönemiyle bir alakası yok ama sessizlik denilince aklıma hep Bergman ve o güzel "sesszilik" filmi geliyor. The Artist bu cuma vizyona giriyor sanırım, güzel şeyler söylemişsin, merak ediyorum ben de.
şahdamarındaki deli: bulunması zor bir film gibi ya bakarım bi ara.
Buket: :)
Clea: İzlediğim 3 Bergman filmi arasında en çok Yaban Çilekleri'ni sevmiştim.(Persona'yla yıldızımız barışmadı).
Senenin ''nadir'' iyilerinden :)
al benden de o kadar :)
Yorum Gönder