Bir yılı daha devirdiğimizin resmi olan yıl sonu kitap listesini bu kez yapmayacaktım aslında. Burada bahsettiğim yıl içinde iz bırakan kitaplarla ilgili yorumların bir kısmını goodreads ve twitter'da da yazmıştım. Sonra tüm bunların zaten suya yazı yazmak gibi olduğunu ve kendime notlar şeklindeki özetleri yazarken bu güzel kitapların blogda yer almamasının haksızlık olacağını düşündüm ve gördüğünüz gibi yine buradayım.
1 Ocak- Aralık sonu 2018 arasında okuduğum kitapları yine okuduğum sıraya göre yazdım.
Halldor Laxness - Salka Valka
2018'in ilk favorisi. Gerçeklikle şiirselliğin birleştiği romanlar hep bambaşka bir güzellikte oluyor. Halldor Laxness bizi Özgür İnsanlar'daki gibi İzlanda'nın tarihine tanık ederken, bir kadının yaşamı, toplumu, çocukluğu, aşkı sorgulamasını büyük bir içtenlikle anlatıyor. Romanın ilk yarısıyla ikinci yarısı arasındaki bariz ton farkı olmasa İzlandik başyapıt diyecektim ama bu haliyle de sevdim.
Miroslav Penkov - Batının Doğusu: Öykülerde Bir Ülke
Bulgar yazar Penkov'un kalp kırarken bunaltmayan bir tarzı var. Karakterleri de hem güçlü, hem kırılgan. Travma yaratan sınırların, siyasi değişimlerin, savaşların, göçlerin, ayrılıkların, kalp kırıklıklarının öykülerinin çoğunu sevdim.


Georgi Gospodinov - Hüznün Fiziği ve Doğal Roman
Sürekli "kendine özgü" deniliyor birçok yazar için. Gospodinov ise bu tabirin karşılığı olarak asıl akla gelmesi gereken yazarlardan olabilir. Hüznün Fiziği, bu labirent-kitap, dönüp dolaşıp tekrar okunacak o kadar çok metne sahip ki, sevmediğim, daha doğrusu ısınamadığım bazı bölümler olsa bile (özellikle mitolojinin çok fazla vurgulandığı bölümlerde biraz dağıldım) okuduğum en özel kitaplardan biri oldu 2018'de. Borges okusa bayılırdı.
Gospodinov Doğal Roman'da da Hüznün Fiziği kadar olmasa bile, terk edilen bir adamın güncesiyle deneme, anekdot, anı gibi farklı türleri bir araya getirirken yine şenlikli bir anlatı çıkarmış ortaya. Her bölüm başlı başına bir macera vaat ediyor.

Guillermo Rosales - Felaketzedeler Evi
Akıl hastanesi romanlarının belki de en umutsuzu olmasına rağmen soluksuz okunuyor. Zira, soluk alma imkanı bırakmıyor yazar okura kendi yaşadıklarından yola çıkarak yazdığı bu romanda. Romanın ana karakterinin ve akıl hastanesindeki diğer kişilerin yaşadıklarının yanında, toplumun çarpıklığını yüzümüze sert bir şekilde vurmasıyla etkiliyor en çok.

Svetlana Boym - Ninoçka
Daha çok okurun ilgisini hak eden yazarlardan Svetlana Boym. Ninoçka'da yer yer dağılsa da, geçmişten bir faili meçhul cinayeti araştıran bir kadının kendi kökleriyle de yüzleşmesini enteresan bir kurguyla anlatıyor. Greta Garbo'lu Ninoçka gibi eski filmler ve Sovyet göçmenleri de işin içinde olduğundan farklı edebi tatlar yakalamamızı sağlıyor. Sinemaya da göz kırpıyor. Cinayetin kendisinden çok arka planda yaşananların önem kazandığı örneklerden.
Elena Ferrante - Sen Gittin Gideli
Yılın Ferrante romanı bir kadının terk edilme psikolojisini zehir zemberek gözler önüne seren, Ferrante'den beklenecek dürüstlükte ve açıklıkta bir anlatıma sahip. Hazır Ferrante'den laf açılmışken, HBO'nun My Brilliant Friend uyarlamasının bir kitapseverin hayalinin gerçeğe dönüşmesi kıvamındaki güzelliğine gönderme yapayım.
Alessandro Baricco - Smith & Wesson
Smith & Wesson'da Sisters Kardeşler'in eğlenceli tadını bir parça da olsa yakalayabiliyoruz. Finalin ters köşe yaratması üzüyor, aslında Jesse James Suikastı'nı da çok sevmemize karşın western ve hüzün bir araya gelmemesi gereken bir ikiliymiş gibi geliyor. O final olmasa okurken eğlenip sonra unutacağım bir örnek mi olurdu acaba.
Valeria Luiselli - Dişlerimin Hikayesi
Anlattığı hikayeden çok şenlikli kurgusuyla sevdiren bir kitap Dişlerimin Hikayesi. "Şenlikli" derken kurgudaki dönemeçleri ve seçimleri kast ediyorum. Kurmaca hakkında düşündürmesiyle öne çıkan yılın güzide Siren Yayınları örneklerinden.

Colson Whitehead- Yeraltı Demiryolu
Bir başka Siren Yayınları güzelliğiyle karşınızdayız. Cora'nın hikayesi ve kaçış öyküsü Amerika'nın gerçek tarihine göndermelerle, bazı benzer örneklerde gördüğümüz didaktik tavırdan uzak bir üslupla yazılmış. Üsluptan ya da kurgudan çok hikayenin etkileyiciliği ve sürükleyiciliğiyle öne çıkan bir roman.

Kenneth Slawenski - Üzüntü, Muz Kabuğu ve J.D.Salinger
Yazar Kenneth Slawenski, Salinger'ın yayıncılarla olan mücadelesine odaklanmış daha çok. Salinger'ın eserlerinin analizleri de biyografide önemli bir yer kaplıyor. Slawenski yazarın inzivaseverliğine saygısından olsa gerek, bir biyografiden ziyade bir saygı duruşu yazmış adeta. Salinger'ın ilk yıllarıyla, orduda geçirdiği zamanları ve kimi kalp kırıklıklarını ilk kez bu denli detaylı okudum ve bu biyografinin ardından Franny ve Zooey'i tekrar okuyunca kitabı daha çok sevmem kaçınılmazdı. Hep Holden Caulfieldcıydım bundan önce.

Irvin D.Yalom - Bir Psikiyatristin Anıları
Yalom'un otobiyografisi daha çok bir anı kitabı gibi hissettiriyor, belki de amaç zaten buydu. Ne güzel bir yaşam sürmüş dedirtiyor. Psikoloji üzerine çalışmaları, kitaplarını yazma süreçleri, ailesiyle ilişkileri, eşi ve çocuklarına olan sevgisi, seyahatleri hep var bu otobiyografide fakat diğer kitaplarındaki sarsıcı anlatımdan yoksun ve Divan, Aşkın Celladı, Nietzsche Ağladığında gibi kitaplarındaki derinliği pek bulamadım. Yaşamında hiç mi çelişkiler yoktu diye sormadan edemedim. Olumsuzlukların veya daha doğrusu ikilemlerin hiç üzerine gitmemiş gibiydi. Yine de, Yalom'la sohbet her zaman güzel. Marilyn Yalom'u da epey sevdim. Kitaplarını okumak isterdim.(Korkmayın, Irvin Yalom hanımcıymış muhabbetine girecek değilim!)

Andrey Platonov - Birbirimiz İçin Yaşayacağız
"İnsanların mektuplarını sadece toplayıp basmak bile dünya çapında yepyeni bir edebiyat doğuracaktır. Edebiyat elbette insanları gözlemlemenin sonucunda ortaya çıkar. Onları gözlemlemek için de mektuplardan daha iyi bir yer olabilir mi?"
Mektupların da başlı başına bir edebiyat olayı haline gelebileceğini dile getiriyor Platonov. İnsanların günlük yaşamlarına dair haberler verirken aynı zamanda ruhlarını da ortaya koyan satırlar kaleme almaları mektupları etkileyici kılan en önemli özelliklerden olsa gerek. Bu bir mektup nostaljisi değil. Platonov'un mektuplarını okumak yazarın otobiyografisini okumak gibi. Eşine ve çocuklarına sevgisi, bir yazar olarak varlığını kanıtlama çabaları, savaş, hastalık ve ölümle karşı karşıya gelişinin yarattığı acıları ilk elden okuyoruz. Eserlerini yazmasını sağlayan koşullara ve o zor yıllara tanık oluyoruz.
Svetlana Aleksiyeviç - Çinko Çocuklar
Çinko Çocuklar okumakta en çok zorlandığım Aleksiyeviç derlemesi oldu. "Çok fazla acı, haksızlık, perişanlık, vahşet ve ölüm" savaş kelimesinin gerçek sözlük karşılığı olmalı. Diğer kitapları da fazlasıyla etkileyiciyken bu kez savaşın gerçek doğasına dair bazı mercilerin pek hoşuna gitmeyecek bilgiler, yine tarih kitaplarında belki de asla göremeyeceğimiz ayrıntılarla karşımıza çıkıyor. Eski askerlerin ve asker yakınlarının röportajlarının sonundaki yazara karşı açılan davanın anlatıldığı son bölüm yalnızca bizim açımızdan bakıldığında bile dikkat çekici. Svetlana Aleksiyeviç acıyı kelimelere sığdıramayacağının bilincinde olarak bir yazar ve gazeteci kimliğiyle tarihin neresinde olduğunu da sorguluyor.
Alice Munro - Gençlik Arkadaşım Son yıllardaki okuma listelerime bakınca her yıla mutlaka bir Alice Munro öykü seçkisi almış gibi görünüyorum. Listede yine bir Alice Munro seçkisi görüyor olmanız, sevgili Kanadalı yazarımızın yine hayal kırıklığına uğratmadığının göstergesi. Otobiyografik Castle Rock Manzarası hariç hep memnun ayrılmışım Munro'dan. Alice Munro'nun öykülerini denediyseniz ve bakış açısını da sevdiyseniz Gençlik Arkadaşım'ı sevmemeniz için de bir neden yok. ![]() Shirley Jackson - Tepedeki Ev Tepedeki Ev, dizisiyle de çok konuşuldu ve blog sahibiniz tarafından da pek sevildi. Kitabı okuyanlar, romanla dizinin farklı hikayeler anlattığını bilirler zaten. Daha çok zihnimizin hayaletleriyle ve korkuya olan yaklaşımımızla ilgili olması ve düşündürmesi Shirley Jackson'a saygı duruşunda bulunmamızı gerektiriyor. Dizinin haricinde romana sadık bir uyarlama izlemek için sizi buraya alalım. Siren Yayınları'nın kapağının güzelliği de dikkatinizden kaçmamıştır herhalde? ![]() Mark.Z.Danielewski - Yapraklar Evi Navidson'ların korku dolu yolculuğunun kişinin yaşam yolculuğuna dair düşündürdükleri, ucu açık finale doğru ilerleyen gizem, anlatıcının güvenilmezliği, Johnny Truant'ın komik gevezelikleri, daha sonra kütük gibi üzen aile hikayesi, annesinin o şifreli mektubu, diğer (büyük ihtimalle bazılarını kaçırdığım) şifreler, diğer bütün komiklikler, Johnny Truant'ın bölünen anlatımının sınadığı okur sabrı, Zampano'nun Borgesvari göndermeleri ve yarım bıraktıkları, dipnot içinde dipnot içinde dipnotlar, bilimsel makale, eleştiri, deneme, günce türleriyle iç içe geçen üslup, aşırı özenli olduğu her halinden belli olan çeviri ve en çok da kilit noktalarda sayfa düzeniyle bir mimar gibi oynayan yazarın oyunbazlığı nereden baksak kolay kolay es geçilip unutulmayacak ve ileride tekrar dönülecek bir kitap olarak anmamızı gerektiriyor Yapraklar Evi'ni. Yılın kitabı ilan etmekte beis görmedim. Jeff VanderMeer - Yok Oluş Filmin gazıyla aldım okudum ama aslında filmi daha çok sevdiğimi anlıyorum şimdi düşününce. X Bölgesinin düşündürdükleri, bilim kurgunun bir nevi içe yolculuğa dönüşen beyin fırtınası anları ve hatta tekinsiz yanıyla anıyorum kitabı en çok. Devamını okumak için de motivasyon arıyorum. ![]() Sarah Moss - Sular Çekilirken İyi yazılmış bir aile dramı için sizi buraya alabiliriz. Ebeveyn paranoyalarını çok iyi aktarmış olması romanın en etkili yanı. Arka planda İngiltere tarihinin ve mimarisinin özellikleri romanla iç içe anlatılmış. Modern hayatın absürt yanlarına dair gözlemleri de unutmayalım. Oldukça hantal ilerleyebilecek bir dili akıcı bir hale getiren çevirmene de teşekkürler. ![]() Julia Deck - Viviane Elisabeth Fauville
Çılgınlığın ötesine meyleden bir terk edilme ve cinayet öyküsü. Anlatıcının güvenilmezliğini ve hafızayı sorgularken enteresan bir kısa romana dönüşmüş. Julia Deck'in tarzı ilgi çekici. Kitap kapağının sade güzelliği ve bazen bunun yeterli olmasına binaen kapağı da yukarıda görüyorsunuz.
Iris Murdoch - Rüya Sakinleri Romanın özgün adı, Bruno'nun Rüyası. Bu yıl okuduğum yaşamını sorgulayan orta yaşlı karakterlerin yer aldığı birkaç romandan biri Rüya Sakinleri. Bu tarzı özellikle seçmedim, böyle bir alt tür varsa eğer tabii. Felsefi yanı ağır basan romanlarda böyle karakterler daha sık karşımıza çıkıyor gibi. Iris Murdoch'ın felsefi derinliği doludizgin sürükleyici romanlara başarıyla yansıtan en iyi yazarlardan olduğu malumumuz. Çok da iyi bir diyalog yazarı Murdoch. En sevdiğim romanı hala Kara Prens'tir. Rüya Sakinleri'nde ilişkilerin ve aşkın ne denli bencil olabileceğini vurguluyor. Richard Yates - Sessiz Sahil, Yalnızlığın On Bir Hali ve Mutluluk Fotoğrafı Richard Yates yılın yazarlarından biri oldu benim için. Sessiz Sahil, özgün adıyla Cold Spring Harbor, daha az kasvetli ve absürt anlara da tanık olduğumuz bir Richard Yates romanı. Başarısız ve çıkmazdaki evlilikleri yazmakta üstüne yok Yates'in. Revolutionary Road'la da bu tür hikayelerine aşinayız. Sessiz Sahil yan karakterlerle de zenginleşen bir roman. 40'lar-50'ler Amerika'sının insan yaşamını kısır döngüye çeviren anlarını başarıyla aktarıyor. ![]() ![]() Yalnızlığın On Bir Hali'nin adı "Hayal kırıklığının On Bir Hali" de olabilirmiş. Yates buradaki öykülerinde toplum ve insan ilişkilerine dair rahatsız edici gerçekleri açığa vururken depresif bir dünya sunuyor. Ne istediğini bilmeyen, yaşamlarından memnun olmayan fakat bunu değiştiremeyecek veya mücadele edemeyecek kadar tembel, belli bir cesaret duygusundan yoksun karakterlerin hikayeleri. Mutluluk Fotoğrafı, iki kız kardeşin yalnızlaşma öyküsü çerçevesinde dönemin Amerikan toplumunun ikiyüzlülüğünü gözler önüne seriyor. Farklı yönleri seçen iki kadının kolayca klişeye meyledebilecek hikayelerini kendine has duyarlı bir üslupla anlatıyor Yates. Amerikan rüyasının iki kadının öyküleri ekseninde ters yüz edilişine tanık oluyoruz. Ian McEwan - Fındık Kabuğu Doğmamış bir çocuğun, bir fetüsün anlatımıyla bir ihanet ve cinayet öyküsü söz konusu. Üstelik bunu yazan Ian McEwan olunca, değmeyin keyfimize. McEwan'ın farklı anlatımları denediğini görmek güzel. Kendi Hamlet'ini yazarken bir çırpıda okutan üslubuyla bizi de eğlendiriyor. Enrique Vila-Matas - Kassel'de Mantık Aramak
|





















5 yorum:
Benim gibi uzun zamandır kitap okumaya ara vermiş biri için oldukça değerli bir yazı olmuş,emeğinize sağlık. Blogda olması çok güzel ben de başucu kitabı gibi buraya uğrayıp listenizden ara ara seçim yaparak yararlanırım belki. İyi seneler
Dr.eamer: Teşekkür ederim. İyi okumalar, mutlu yıllar dilerim.
Her zaman heyecanla beklediğim, sevinçle okuduğum bir yazı olur yıl sonunda bu, çok teşekkürler, özenle hazırladığınız için. Sevgiler :)
Serpil: Ben teşekkür ederim, mutlu ettiniz, sevgiler :)
Harika bir liste olmus, aralarindan okumadiklarim varmis. Ilk firsatta onlari da okuyacagim :)
Siz de eger yurtdisinda is, calisma, yasam ve geziler, ek gelir elde etme yontemleri hakkinda okumak isterseniz bloguma beklerim..
SEvgiler
Kitalar Atlasi
kitalaratlasi.blogspot.com
Yorum Gönder