Pazartesi, Aralık 31, 2018

2018: Kitap Güncesi ve Sevdiğim Kitaplar

Bir yılı daha devirdiğimizin resmi olan yıl sonu kitap listesini bu kez yapmayacaktım aslında. Burada bahsettiğim yıl içinde iz bırakan kitaplarla ilgili yorumların bir kısmını goodreads ve twitter'da da yazmıştım. Sonra tüm bunların zaten suya yazı yazmak gibi olduğunu ve kendime notlar şeklindeki özetleri yazarken bu güzel kitapların blogda yer almamasının haksızlık olacağını düşündüm ve gördüğünüz gibi yine buradayım. 
1 Ocak- Aralık sonu 2018 arasında okuduğum kitapları yine okuduğum sıraya göre yazdım. 

Halldor Laxness - Salka Valka
2018'in ilk favorisi. Gerçeklikle şiirselliğin birleştiği romanlar hep bambaşka bir güzellikte oluyor. Halldor Laxness bizi Özgür İnsanlar'daki gibi İzlanda'nın tarihine tanık ederken, bir kadının yaşamı, toplumu, çocukluğu, aşkı sorgulamasını büyük bir içtenlikle anlatıyor. Romanın ilk yarısıyla ikinci yarısı arasındaki bariz ton farkı olmasa İzlandik başyapıt diyecektim ama bu haliyle de sevdim. 

Miroslav Penkov - Batının Doğusu: Öykülerde Bir Ülke

Bulgar yazar Penkov'un kalp kırarken bunaltmayan bir tarzı var. Karakterleri de hem güçlü, hem kırılgan. Travma yaratan sınırların, siyasi değişimlerin, savaşların, göçlerin, ayrılıkların, kalp kırıklıklarının öykülerinin çoğunu sevdim. 

hüznün fiziği ile ilgili görsel sonucudoğal roman gospodinov ile ilgili görsel sonucu

Georgi Gospodinov - Hüznün Fiziği ve Doğal Roman 
Sürekli "kendine özgü" deniliyor birçok yazar için. Gospodinov ise bu tabirin karşılığı olarak asıl akla gelmesi gereken yazarlardan olabilir. Hüznün Fiziği, bu labirent-kitap, dönüp dolaşıp tekrar okunacak o kadar çok metne sahip ki, sevmediğim, daha doğrusu ısınamadığım bazı bölümler olsa bile (özellikle mitolojinin çok fazla vurgulandığı bölümlerde biraz dağıldım) okuduğum en özel kitaplardan biri oldu 2018'de. Borges okusa bayılırdı. 
Gospodinov Doğal Roman'da da Hüznün Fiziği kadar olmasa bile, terk edilen bir adamın güncesiyle deneme, anekdot, anı gibi farklı türleri bir araya getirirken yine şenlikli bir anlatı çıkarmış ortaya. Her bölüm başlı başına bir macera vaat ediyor. 

felaketzedeler evi ile ilgili görsel sonucu

Guillermo Rosales - Felaketzedeler Evi
Akıl hastanesi romanlarının belki de en umutsuzu olmasına rağmen soluksuz okunuyor. Zira, soluk alma imkanı bırakmıyor yazar okura kendi yaşadıklarından yola çıkarak yazdığı bu romanda. Romanın ana karakterinin ve akıl hastanesindeki diğer kişilerin yaşadıklarının yanında, toplumun çarpıklığını yüzümüze sert bir şekilde vurmasıyla etkiliyor en çok. 

svetlana boym ninoçka ile ilgili görsel sonucu

Svetlana Boym - Ninoçka
Daha çok okurun ilgisini hak eden yazarlardan Svetlana Boym. Ninoçka'da yer yer dağılsa da, geçmişten bir faili meçhul cinayeti araştıran bir kadının kendi kökleriyle de yüzleşmesini enteresan bir kurguyla anlatıyor. Greta Garbo'lu Ninoçka gibi eski filmler ve Sovyet göçmenleri de işin içinde olduğundan farklı edebi tatlar yakalamamızı sağlıyor. Sinemaya da göz kırpıyor. Cinayetin kendisinden çok arka planda yaşananların önem kazandığı örneklerden.



Elena Ferrante - Sen Gittin Gideli
Yılın Ferrante romanı bir kadının terk edilme psikolojisini zehir zemberek gözler önüne seren, Ferrante'den beklenecek dürüstlükte ve açıklıkta bir anlatıma sahip. Hazır Ferrante'den laf açılmışken, HBO'nun My Brilliant Friend uyarlamasının bir kitapseverin hayalinin gerçeğe dönüşmesi kıvamındaki güzelliğine gönderme yapayım. 

Alessandro Baricco - Smith & Wesson

Smith & Wesson'da Sisters Kardeşler'in eğlenceli tadını bir parça da olsa yakalayabiliyoruz. Finalin ters köşe yaratması üzüyor, aslında Jesse James Suikastı'nı da çok sevmemize karşın western ve hüzün bir araya gelmemesi gereken bir ikiliymiş gibi geliyor. O final olmasa okurken eğlenip sonra unutacağım bir örnek mi olurdu acaba. 

Valeria Luiselli - Dişlerimin Hikayesi 

Anlattığı hikayeden çok şenlikli kurgusuyla sevdiren bir kitap Dişlerimin Hikayesi. "Şenlikli" derken kurgudaki dönemeçleri ve seçimleri kast ediyorum. Kurmaca hakkında düşündürmesiyle öne çıkan yılın güzide Siren Yayınları örneklerinden. 

yeraltı demiryolu ile ilgili görsel sonucu

Colson Whitehead- Yeraltı Demiryolu
Bir başka Siren Yayınları güzelliğiyle karşınızdayız. Cora'nın hikayesi ve kaçış öyküsü Amerika'nın gerçek tarihine göndermelerle, bazı benzer örneklerde gördüğümüz didaktik tavırdan uzak bir üslupla yazılmış. Üsluptan ya da kurgudan çok hikayenin etkileyiciliği ve sürükleyiciliğiyle öne çıkan bir roman. 

j.d.salinger rare photos ile ilgili görsel sonucu

Kenneth Slawenski - Üzüntü, Muz Kabuğu ve J.D.Salinger
Yazar Kenneth Slawenski, Salinger'ın yayıncılarla olan mücadelesine odaklanmış daha çok. Salinger'ın eserlerinin analizleri de biyografide önemli bir yer kaplıyor. Slawenski yazarın inzivaseverliğine saygısından olsa gerek, bir biyografiden ziyade bir saygı duruşu yazmış adeta. Salinger'ın ilk yıllarıyla, orduda geçirdiği zamanları ve kimi kalp kırıklıklarını ilk kez bu denli detaylı okudum ve bu biyografinin ardından Franny ve Zooey'i tekrar okuyunca kitabı daha çok sevmem kaçınılmazdı. Hep Holden Caulfieldcıydım bundan önce.  

irvin yalom and his wife ile ilgili görsel sonucu

Irvin D.Yalom - Bir Psikiyatristin Anıları
Yalom'un otobiyografisi daha çok bir anı kitabı gibi hissettiriyor, belki de amaç zaten buydu. Ne güzel bir yaşam sürmüş dedirtiyor. Psikoloji üzerine çalışmaları, kitaplarını yazma süreçleri, ailesiyle ilişkileri, eşi ve çocuklarına olan sevgisi, seyahatleri hep var bu otobiyografide fakat diğer kitaplarındaki sarsıcı anlatımdan yoksun ve Divan, Aşkın Celladı, Nietzsche Ağladığında gibi kitaplarındaki derinliği pek bulamadım. Yaşamında hiç mi çelişkiler yoktu diye sormadan edemedim. Olumsuzlukların veya daha doğrusu ikilemlerin hiç üzerine gitmemiş gibiydi. Yine de, Yalom'la sohbet her zaman güzel. Marilyn Yalom'u da epey sevdim. Kitaplarını okumak isterdim.(Korkmayın, Irvin Yalom hanımcıymış muhabbetine girecek değilim!) 

birbirimiz için yaşayacağız ile ilgili görsel sonucu
Andrey Platonov - Birbirimiz İçin Yaşayacağız
"İnsanların mektuplarını sadece toplayıp basmak bile dünya çapında yepyeni bir edebiyat doğuracaktır. Edebiyat elbette insanları gözlemlemenin sonucunda ortaya çıkar. Onları gözlemlemek için de mektuplardan daha iyi bir yer olabilir mi?" 
Mektupların da başlı başına bir edebiyat olayı haline gelebileceğini dile getiriyor Platonov. İnsanların günlük yaşamlarına dair haberler verirken aynı zamanda ruhlarını da ortaya koyan satırlar kaleme almaları mektupları etkileyici kılan en önemli özelliklerden olsa gerek. Bu bir mektup nostaljisi değil. Platonov'un mektuplarını okumak yazarın otobiyografisini okumak gibi. Eşine ve çocuklarına  sevgisi, bir yazar olarak varlığını kanıtlama çabaları, savaş, hastalık ve ölümle karşı karşıya gelişinin yarattığı acıları ilk elden okuyoruz. Eserlerini yazmasını sağlayan koşullara ve o zor yıllara tanık oluyoruz.


Svetlana Aleksiyeviç - Çinko Çocuklar

Çinko Çocuklar okumakta en çok zorlandığım Aleksiyeviç derlemesi oldu. "Çok fazla acı, haksızlık, perişanlık, vahşet ve ölüm" savaş kelimesinin gerçek sözlük karşılığı olmalı. Diğer kitapları da fazlasıyla etkileyiciyken bu kez savaşın gerçek doğasına dair bazı mercilerin pek hoşuna gitmeyecek bilgiler, yine tarih kitaplarında belki de asla göremeyeceğimiz ayrıntılarla karşımıza çıkıyor. Eski askerlerin ve asker yakınlarının röportajlarının sonundaki yazara karşı açılan davanın anlatıldığı son bölüm yalnızca bizim açımızdan bakıldığında bile dikkat çekici. Svetlana Aleksiyeviç acıyı kelimelere sığdıramayacağının bilincinde olarak bir yazar ve gazeteci kimliğiyle tarihin neresinde olduğunu da sorguluyor.

Alice Munro - Gençlik Arkadaşım

Son yıllardaki okuma listelerime bakınca her yıla mutlaka bir Alice Munro öykü seçkisi almış gibi görünüyorum. Listede yine bir Alice Munro seçkisi görüyor olmanız, sevgili Kanadalı yazarımızın yine hayal kırıklığına uğratmadığının göstergesi. Otobiyografik Castle Rock Manzarası hariç hep memnun ayrılmışım Munro'dan. Alice Munro'nun öykülerini denediyseniz ve bakış açısını da sevdiyseniz Gençlik Arkadaşım'ı sevmemeniz için de bir neden yok. 

shirley jackson tepedeki ev ile ilgili görsel sonucu
Shirley Jackson - Tepedeki Ev
Tepedeki Ev, dizisiyle de çok konuşuldu ve blog sahibiniz tarafından da pek sevildi. Kitabı okuyanlar, romanla dizinin farklı hikayeler anlattığını bilirler zaten. Daha çok zihnimizin hayaletleriyle ve korkuya olan yaklaşımımızla ilgili olması ve düşündürmesi Shirley Jackson'a saygı duruşunda bulunmamızı gerektiriyor. Dizinin haricinde romana sadık bir uyarlama izlemek için sizi buraya alalım. Siren Yayınları'nın kapağının güzelliği de dikkatinizden kaçmamıştır herhalde?


yapraklar evi ile ilgili görsel sonucu
Mark.Z.Danielewski - Yapraklar Evi
Navidson'ların korku dolu yolculuğunun kişinin yaşam yolculuğuna dair düşündürdükleri, ucu açık finale doğru ilerleyen gizem, anlatıcının güvenilmezliği, Johnny Truant'ın komik gevezelikleri, daha sonra kütük gibi üzen aile hikayesi, annesinin o şifreli mektubu, diğer (büyük ihtimalle bazılarını kaçırdığım) şifreler, diğer bütün komiklikler, Johnny Truant'ın bölünen anlatımının sınadığı okur sabrı, Zampano'nun Borgesvari göndermeleri ve yarım bıraktıkları, dipnot içinde dipnot içinde dipnotlar, bilimsel makale, eleştiri, deneme, günce türleriyle iç içe geçen üslup, aşırı özenli olduğu her halinden belli olan çeviri ve en çok da kilit noktalarda sayfa düzeniyle bir mimar gibi oynayan yazarın oyunbazlığı nereden baksak kolay kolay es geçilip unutulmayacak ve ileride tekrar dönülecek bir kitap olarak anmamızı gerektiriyor Yapraklar Evi'ni. Yılın kitabı ilan etmekte beis görmedim.

Jeff VanderMeer - Yok Oluş

Filmin gazıyla aldım okudum ama aslında filmi daha çok sevdiğimi anlıyorum şimdi düşününce. X Bölgesinin düşündürdükleri, bilim kurgunun bir nevi içe yolculuğa dönüşen beyin fırtınası anları ve hatta tekinsiz yanıyla anıyorum kitabı en çok. Devamını okumak için de motivasyon arıyorum.

sular çekilirken ile ilgili görsel sonucu

Sarah Moss - Sular Çekilirken
İyi yazılmış bir aile dramı için sizi buraya alabiliriz. Ebeveyn paranoyalarını çok iyi aktarmış olması romanın en etkili yanı. Arka planda İngiltere tarihinin ve mimarisinin özellikleri romanla iç içe anlatılmış. Modern hayatın absürt yanlarına dair gözlemleri de unutmayalım. Oldukça hantal ilerleyebilecek bir dili akıcı bir hale getiren çevirmene de teşekkürler.


julia deck viviane elisabeth fauville ile ilgili görsel sonucu
Julia Deck - Viviane Elisabeth Fauville 
Çılgınlığın ötesine meyleden bir terk edilme ve cinayet öyküsü. Anlatıcının güvenilmezliğini ve hafızayı sorgularken enteresan bir kısa romana dönüşmüş. Julia Deck'in tarzı ilgi çekici. Kitap kapağının sade güzelliği ve bazen bunun yeterli olmasına binaen kapağı da yukarıda görüyorsunuz.

iris murdoch ile ilgili görsel sonucu


Iris Murdoch - Rüya Sakinleri
Romanın özgün adı, Bruno'nun Rüyası. Bu yıl okuduğum yaşamını sorgulayan orta yaşlı karakterlerin yer aldığı birkaç romandan biri Rüya Sakinleri. Bu tarzı özellikle seçmedim, böyle bir alt tür varsa eğer tabii. Felsefi yanı ağır basan romanlarda böyle karakterler daha sık karşımıza çıkıyor gibi. Iris Murdoch'ın felsefi derinliği doludizgin sürükleyici romanlara başarıyla yansıtan en iyi yazarlardan olduğu malumumuz. Çok da iyi bir diyalog yazarı Murdoch. En sevdiğim romanı hala Kara Prens'tir. Rüya Sakinleri'nde ilişkilerin ve aşkın ne denli bencil olabileceğini vurguluyor.


Richard Yates - Sessiz Sahil,  Yalnızlığın On Bir Hali ve Mutluluk Fotoğrafı
Richard Yates yılın yazarlarından biri oldu benim için. Sessiz Sahil, özgün adıyla Cold Spring Harbor, daha az kasvetli ve absürt anlara da tanık olduğumuz bir Richard Yates romanı. Başarısız ve çıkmazdaki evlilikleri yazmakta üstüne yok Yates'in. Revolutionary Road'la da bu tür hikayelerine aşinayız. Sessiz Sahil yan karakterlerle de zenginleşen bir roman.  40'lar-50'ler Amerika'sının insan yaşamını kısır döngüye çeviren anlarını başarıyla aktarıyor. 


yalnızlığın on bir hali ile ilgili görsel sonucurichard yates the easter parade ile ilgili görsel sonucu
Yalnızlığın On Bir Hali'nin adı "Hayal kırıklığının On Bir Hali" de olabilirmiş. Yates buradaki öykülerinde toplum ve insan ilişkilerine dair rahatsız edici gerçekleri açığa vururken depresif bir dünya sunuyor. Ne istediğini bilmeyen, yaşamlarından memnun olmayan fakat bunu değiştiremeyecek veya mücadele edemeyecek kadar tembel, belli bir cesaret duygusundan yoksun karakterlerin hikayeleri. 

Mutluluk Fotoğrafı, iki kız kardeşin yalnızlaşma öyküsü çerçevesinde dönemin Amerikan toplumunun ikiyüzlülüğünü gözler önüne seriyor. Farklı yönleri seçen iki kadının kolayca klişeye meyledebilecek hikayelerini kendine has duyarlı bir üslupla anlatıyor Yates. Amerikan rüyasının iki kadının öyküleri ekseninde ters yüz edilişine tanık oluyoruz.

Ian McEwan - Fındık Kabuğu

Doğmamış bir çocuğun, bir fetüsün anlatımıyla bir ihanet ve cinayet öyküsü söz konusu. Üstelik bunu yazan Ian McEwan olunca, değmeyin keyfimize. McEwan'ın farklı anlatımları denediğini görmek güzel. Kendi Hamlet'ini yazarken bir çırpıda okutan üslubuyla bizi de eğlendiriyor.

Enrique Vila-Matas - Kassel'de Mantık Aramak
İnsanın içindeki arayışla birleşen sanat ve edebiyat yolculuğuna dair düşünsel bir lokomotif. Vila-Matas yine olaydan çok yolculuğun kendisini vurgularken belki de en talepkar anlatılarından biriyle karşılıyor okuru. Bunun yanında Vila-Matas severlerin aynı ölçüde kapılıp gidebileceği enstantanelerle dolu Kassel'de Mantık Aramak.



Afonso Cruz - Kokoschka'nın Kuklası

Borges Gurur Duyardı serisinden ve Kurguyla Oynayanlar Kuşağından, dil ve edebiyat oyunlarıyla bezeli, bol metaforlu, hikaye içinde hikayeli, oyunbaz ve tesadüfleri de abartmayan bir roman Kokoschka'nın Kuklası. 

Michel Laub - Bir Düşüşün Güncesi

Üç kuşağın Auschwitz'le hesaplaşmasına dair üçüncü kuşak anlatıcının günlük formatında yazdığı bir anlatı yer alıyor Bir Düşüşün Güncesi'nde. Yer yer tekrara kaçsa da yeni kuşakların geçmişle hesaplaşmasına, daha doğrusu hesaplaşamamasına odaklandığı bölümler ve anlatıcının çocukluğundan yola çıktığı bir olayın da etkisiyle kötülüğün sıradanlığını vurgulaması ister istemez etkiliyor.

georges perec ile ilgili görsel sonucu

Georges Perec - Doğdum ve Uyuyan Adam
Perec çocukluğuna dönüp bilinç akışı yaparsa hürmetler içinde okumak gerek. 

Uyuyan Adam'ı da nihayet okuyabildim. Perec usulü varoluş krizlerinin nötr havası bu tür anlatılarda genelde hissettiğim kasvetten farklı etkiler bıraktı. Gündelik yaşamın manasızlığının karşısında soyutlanmış bireyin trajedisi kendini yeterince soyutlayamamak, denese de bunun pek mümkün olmaması, öte yandan uyum sağlama çabalarının da hep eğreti kalması mıdır?

İlgili resim
Karl Ove Knausgaard - Kavgam 5: Bahar Yağmurları

Karl Ove'nin yazma tutkusu bir tür var oluş mücadelesi. Tedirginliklerini, sosyal fobilerini, korkularını, zaaflarını, kendine güvensizliğini açık yüreklilikle yazdığını gördük zaten şimdiye kadar. Sevdiğim yanı, bu yanlarını allayıp pullamadan yazması. Karşısındakileri kırdığını çok iyi bilmesi ve bunu mantığa bürüyerek patriyarkayla övünmemesi. Geçmişi bu kadar analiz ederken hiç canı yanmıyor mu diye sormak isterdim kendisine. Bahar Yağmurları otobiyografi serisinde şu ana kadarki en sevdiğim kitap oldu. Bergen yılları serinin en sürükleyici anlatısı sayılabilir aynı zamanda.

Kazuo İshiguro - Beni Asla Bırakma

Nihayet okuyabildiğime mutlu olduğum romanlardan. Melankoliye dışarıdan bakan bir hüzün klonların doğası gereği kaderci var oluş sancılarıyla birleşiyor. Klonların yalnızlığı hiç bu kadar dokunaklı olmuş mudur? Kitabın başlarını daha çok seviyorum. Bir parça gerilim olsa daha da güzelleşirdi hikaye diye de düşünüyorum.

sadık ruslan ile ilgili görsel sonucu

Georgi Vladimov - Sadık Ruslan
Hayvanlara bakış üzerinden sistem eleştirisi yıkıp geçiyor. Ben zaten Jack London'ın hayvanlı anlatıcılarından bu yana bu tür hikayeleri çok seviyorum. Sadık Ruslan'da da alt metni güçlü bir anlatıyla daha da güzelleşen bir köpekli anlatıcı var. Sovyet Rusya'daki adaletsizlikler, görev bilincinin gölgelediği haksızlıklar, insanın kaypaklığı ve bencilliği konu ediliyor. Jaguar Kitap'ın yine güpgüzel basımı ve çevirisine borçlu olduğumuz okumalardan.

Javier Marias: Yazınsal Yaşamlar: Ünlü Yazarların Gizli Yaşamları

Marias yazar magazini yapıyor biraz. Gıcık kaptığı ölmüş yazarlara vermiş veriştirmiş adeta. James Joyce'la özellikle uğraşıyor. Rilke gibi sevdiği yazarlara saygı duruşunu ise esirgememiş. Kafka, Faulkner, Conrad, Henry James, Nabokov gibi yazarların pek bilinmeyen yanları nereden baksanız ilgi çekici. Her düşüncesine kapılmayıp bazı yazarlara bakış açısında abarttığını düşünebilirsiniz. Turgenyev ve Tolstoy'un düello yapamama hikayeleri, Conrad'ın Dostoyevski kıskançlığı, Mann'ın bitmeyen ishali, Faulkner'ın abartıldığını ima etmesi size hala şenlikli bir okuma vaat etmiyor mu?

alejandro zambra soru kitapçığı ile ilgili görsel sonucu
Alejandro Zambra - Soru Kitapçığı
Zambra'nın çoktan seçmeli test üslubuyla okura beyin jimnastiği yaptırırken muhalif yanını yine sakınmadan gözler önüne seriyor. Şili'nin büyük çaresizliğine gönderme yaptığı olaylarla okura beyin jimnastiği yaptırıyor. Toplumsal hafızayı didikliyor. Yazınsal açıdansa türler üstü bir örnekle karşı karşıya olduğumuz kesin. Zambra sevenler için tekrar tekrar övgü yazmama gerek yoktur sanırım.

Carlos Ruiz Zafon - Marina
Zafon Barcelona sokaklarının rahatlıkla tekinsiz gotik atmosfere dönüşebilme özelliğini kendi Frankenstein hikayesini anlatmak için kullanıyor. Gotik etkilerle melankolisi bol bir genç yetişkin romanı okuduk bu kez kendisinden ve her zamanki gibi sevdik. 


Juan Gabriel Vasquez - İtibarlar
Vasquez kurguyu hiç klişe bir biçimde kullanmıyor. Hem kurgusal yeniliklere açık, hem sisteme ve geçmişteki şaibeli siyasal olaylara eleştirel yaklaşan bir tavrı var. İtibarlar aslında ülkemizde özellikle okunması gereken bir roman. Bir karikatürcünün geçmişte yaşadığı bir olay üzerine gazeteci-siyasetçi ilişkisine dokunduruyor. Geçmişle hesaplaşmanın bir vicdan sorununa dönüştüğü örneklerden. Kapağın güzelliğini de sevelim. 

Aleksandar Hemon - Hayatlarımın Kitabı
Hiç öyle klişe bir Balkan göçmen hikayesi değil Hayatlarımın Kitabı. Doğar doğmaz üstümüze yapıştırılan etnik kimliklerle mücadele eden herkesin bazen gülerek bazen hüzünlenerek okuyacağı, yazarın anılarıyla iç içe geçen bir roman. Savaştan önceki Bosna'daki gençlerin ilişkilerine ve ülkedeki siyasi atmosfere dair de birçok şey öğreniyoruz. Son bölümse bıçak gibi kesiyor.

aşk aptallığı ile ilgili görsel sonucu
Wilhelm Genazino - Aşk Aptallığı
Genazino'yu kaybettiğimiz yılda  okuduğum son romanı Aşk Aptallığı. Aslında Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk ve O Gün İçin Bir Şemsiye kadar sevmiş değilim Aşk Aptallığı'nı fakat elimizde yine sağlam bir roman olduğu gerçeğini değiştirmiyor benim bu huysuzluğum. Varoluş sorgulamaları ve günlük hayatın dayatmalarının anlamsızlığını vurgulayan tam bir Avrupalı romanı. Genazino'nun gözlemleri her zamanki gibi etkili. Yormayan melankolisi için ayrıca minnettarım. Genazino hep bir gün mutlaka yeniden buluşmalıyız dedirten yazarlardan. 

Alberto Manguel - Gezgin, Kule ve Kitap Kurdu
Odasına kapanıp kitaplara kaçan klişe okur imgesini irdeliyor Manguel. Okuma deneyimi ve kitap kurdu kavramlarının tarihteki yerini sorguluyor. Bize de, her zamanki gibi zihin açıcı okuma anları sunuyor. 


Mariana Enriquez - Yangında Kaybettiklerimiz
Son zamanlarda okuduğum en güzel tekinsiz öyküler. Sıradanlaşarak daha da ürkütücü hale gelen korku anları. Kadınların öfkesi ve toplumsal travmalar Güney Amerikalı bir yazardan bekleyeceğimiz derinlikte yankılanıyor satır aralarında. Yılın en iyilerinden.

Jean-Louis Fournier - Kuzeyli Annem
Fournier annesine saygı duruşu kaleme almış. Annesinin yaşamından buruk ve tebessüm ettiren anlar bir arada. Fournier'in kısa ve öz ve bir o kadar da çarpıp geçen anı kitapları mutlu ediyor. 

Volker Kutscher - Islak Balık
Babylon Berlin yüzünden burada olduğumuzu bilenler fark etti bile. Islak Balık romanı diziden farklı olay örgülerine meyleden, Gereon ve Charlotte'ın da daha sevilesi olduğu bir roman. İkinci roman daha ortalama bir polisiyeydi. Gereon Rath serisinin ilk romanı Islak Balık ise siyasi polisiyeyi sevdiren nitelikte. 1929 Weimar Almanya'sındaki siyasi çalkantılar, şaibeli cinayetler, örtbasçı polisler, zaafları yumuşatılmayan ana karakterler ve Nazizmin ayak sesleri. 3. kitap ve 3.sezon çıksa da işimize baksak. 


Silvina Ocampo - Sonsuz Kule
Düşsel çocuk hikayeleri genellikle kalp çalan cinsten oluyor ve tekrar tekrar okunmayı vaat ediyorlar. Sonsuz Kule de işte o özel kitaplardan biri. Kitabın resmindeki alıntıdan da görülebileceği gibi, Borges bunu da çok sevmiş. Nebula Kitap'ın güzelliklerine de dikkatinizi çekmek isterim. 

vasily grossman taşlar ülkesine yolculuk ile ilgili görsel sonucu
Vasily Grossman - Taşlar Ülkesine Yolculuk
Vasily Grossman'ın Ermenistan'a yaptığı yolculuktan izlenimleri yalın ve yörenin insanını, taşrasını, toplum yapısını iyi kavrayan cinsten. Yolculuğa dair gözlemlerine kişisellik katarken aynı zamanda edebi bir eser de okuduğumuzu düşündüren bir anı kitabı. 

Claire Keegan - Mavi Tarlalardan Yürü
İrlanda kırsalından öykülerde insan varoluşuyla doğa betimlemeleri iç içe. Can acıtan şefkate ve gündelik yaşamla doldurulamayan boşluğa dair bazen dingin, bazen de fazlasıyla sarsıcı öyküler. Uzun ve Istıraplı Ölüm, Ayrılık Hediyesi, Mavi Tarlalardan Yürü, Korucunun Kızı ve Üvez Ağaçlarının Gecesi en sevdiklerim oldu.

Cyril Wong - Bayan de Souza'nın Son Dersi
Eski bir öğrencinin anısıyla hayatını sorgulayan bir öğretmenin son dersinden bilinç akışıyla geçmişe dönüşlerin birleştiği ikilemlerin sarsıcı romanı. 


James Baldwin - Sokağın Dili Olsa
İlk kez okuduğum James Baldwin yürekten yazan yazarlardan çıktı. Romanda geçen olaylar 70'lerde değil de günümüzde geçiyormuşçasına, "Hiç mi bir şey değişmez" dedirtirken Tish ve Fonny'nin mücadeleleri  yürek burkuyor. Bu yazı yazıldığı zaman hala Barry Jenkins'in uyarlamasını izleyememiştik, umarım hakkını vermiştir. Fragmana bakılırsa gayet iyi görünüyor. Moonlight'ı da sevmiştim ben zaten. Pardon buraya sinema yazmıyorduk, şımarmayalım. Kitaplara devam edelim biz. 


John Cheever - Bullet Park
Cheever'dan kara mizahı yüksek bir banliyö romanı. Öykülerinde de aşina olduğumuz banliyö tuhaflıklarını ve Amerikan yalanlarını ele alışıyla özellikle ilk bölümünü daha çok sevdiğim, ikinci bölümü biraz daha zayıf bulduğum bir roman oldu Bullet Park. Hicvi kasvetinden, melankolisinden daha fazla bu kez. Her şeye sövdüğü giriş bölümüne bayılmamam mümkün olmadı. Falconer Hapishanesi'ni de okudum bu yıl ama o biraz hayal kırıklığı olduğu için listeye giremedi. Cheever'la Richard Yates kardeş gibiler.



Dag Solstad - Mahcubiyet ve Haysiyet 
Okulda yaşadığı önemsiz görünen ama kimilerimiz için bir tetikleyici işlevi görebilecek bir olayın etkisiyle hayatını sorgulayan bir öğretmen daha. Yine bilinç akışıyla geçmişini ve evliliğini sorgulayan bir anlatıcı. Solstad'ın inceliğiyle ters orantılı ezicilikteki romanı yılın en iyilerinden.


John Fosse - Sabahtan Akşama
Jon Fosse doğumun ve ölümün şiirini yazmış Sabahtan Akşama'da. Doğumuna ve ölümüne tanık olduğumuz bir karakter söz konusu. Norveç'in büyüleyici atmosferini bize ilk elden hissettiren bir üslubu var yazarın. Noktasız, virgüllerle ilerleyen bir anlatının çevirisinin de kıymetini bilmemiz gerekir.


Jeffrey Eugenides - Evlilik Meselesi
Bir aşk üçgeni kisvesi altındaki varoluş bunalımları. 80'lerdeki üç gencin ilişki dinamikleri, psikolojik tahliller, edebi göndermeler. Eugenides yine iyi iş çıkarmış. Çeviri de başarılı.

Paul Tremblay - Kafamdaki Hayaletler
İlk bakışta bir korku romanı gibi görünüyor. Halbuki kazın ayağı öyle değil. İlgi çekici ve başarılı bir kurgusu, akıl hastalığını sorgulayan etkileyici bir dramatik öyküsü var. Bazı bölümlerinin blog yazısı formatında yazılmış olduğunu söylersem daha çok ilgi çeker belki. Ataerkillik, din, Exorcist ve Lovecraft eleştirileri takdire şayan. Tüm bu özellikleriyle Shirley Jackson'ın Biz Hep Şatoda Yaşadık'ıyla, Danielewski'nin Yapraklar Evi'yle kardeş ya da kuzen olabilir.


Adam Johnson - George Orwell Arkadaşımdı
Adam Johnson çok sağlam bir yazar çıktı. Her bir öyküde dijital dünyanın insan yaşamına etkileri belirleyici oluyor. Türkçe basıma adını veren "George Orwell Arkadaşımdı" adlı öykü yine bir kötülüğün sıradanlığı öyküsü. "Karanlık Çayır'ın" rahatsız ediciliği, Anonim Kasırgalar'ın kaybedenleri, "Nirvana" ve "İlginç bir Bilgi" öykülerindeki hastalık dramları ve "Gülen Talih" sarsıcı okumalar vaat ediyor.

Hannah Arendt - Kötülüğün Sıradanlığı
Adam Johnson'ın öyküleriyle eş zamanlı okudum Hannah Arendt'i. Eski Nazi (bunun eskisi-yenisi var mıdır, Nazi hep Nazi değil midir) Eichmann'ın yargılanma sürecini, Eichmann gibilerin sebep olduğu yıkımları gözler önüne sererek sıradan insanlığı ve kötülüğü sorguluyor. Bir süredir, insanlık dediğimiz gerçekliğin kötülükten ayırt edilebileceğinden emin değilim.


Bülent Çallı - Simsiyah
Bize özgü bu Mephisto hikayesinde İhsan Oktay Anar ve Orhan Pamuk romanlarındaki tatlara rastladım. Hikayenin İstanbul'un tarihi dokusuyla iç içe oluşunun da bunda etkisi olsa gerek. Hikayenin karanlık yanları birbirinden eğlenceli karakterler ve çeşitli muzipliklerle dengelenmiş ve ortaya eğlenceli ve sürükleyici bir roman çıkmış. Kendini aşırı ciddiye alan bazı Türk yazarlar arasında daha çok okurun ilgisini hak eden yazarlardan Bülent Çallı.



Peter Mendelsund - Okurken Ne Görürüz?

Peter Mendelsund, okuma süreci ve okurken zihnimizde, hayal gücümüzde olup bitenlerle ilgili yepyeni şeyler söylemiyor olabilir ama ben çok sevdim. Görsellerle desteklenmesi kitabı ufak çapta bir hazineye çevirmiş. Okuma üzerine güzellemelerden fazlası var. Bazı bölümlerin biraz daha detaylı olmasını, yazınsal örneklerin çoğaltılmasını isterdim.



Ömür İklim Demir - Muhtelif Evhamlar Kitabı

İç sıkıntısına şaşırtıcı dönemeçler alan öyküler. Bazılarını sevip bazılarını idare eder bulduğum öykü kitaplarından. Ömür İklim Demir'in takip edilesi bir tarzı var. 

Tim Parks - Ben Buradan Okuyorum

Tim Parks biraz alaycı bir üslupla edebiyat ve yayın dünyasını irdeliyor. Genel olarak, güncel konulardan bahsediyor. Bazı yazarların kendi ülkeleriyle adlarının anılmasından yola çıkıp yazarlara dair klişe imajları eleştiriyor. İngilizce yayınların tahakkümü sorunsalını ele alıyor. Zaman zaman Franzen gibi fazlasıyla Amerikalılık'tan bahseden yazarların Avrupa'da neden popüler olduğunu sorguluyor. Okumaya ve yazarlara dair bazı şeyleri sorgulamanızı sağlayan denemeler bunlar. 

ağızdaki kuşlar ile ilgili görsel sonucu

Samanta Schweblin - Ağızdaki Kuşlar
Tekinsiz ve bazıları kara mizah içeren öykülerin karakterleri arafta kalmış izlenimi uyandırıyorlar. Özellikle Mesut Medeniyete Doğru, Çaresiz Kadınlar ve Toprağın Altında öykülerinde bu his daha baskın. Asfalta Çarpan Kafalar, Benavides'in Ağır Valizi, Geleceğin Gerçeği gibi öykülerde kara mizaha daha fazla göz kırpılıyor. Birkaç öykü haricinde çoğunu sevdim.

Robert Walser - Haydut

Şeytanın bacağını kırıyor ve nihayet bir Robert Walser romanı okuyorum bu yıl. Mikrogram tekniğiyle roman yazabilen birinin karşısında boynumuz kıldan ince, düğmelerimizi ilikleyip saygı duruşuna geçtiğimiz özel anlardan birindeyiz. Walser gözle görülemeyecek kadar küçük yazılarla bulduğu her tür kağıda yazmış Haydut'u. Romana adını veren Haydut'un hikayesinin de romanın bir araya getirilip yayımlanma sürecine benzer bir şifre çözme süreci gerektirdiğini söyleyenler var. "Bu konuya daha sonra döneceğiz" diyerek karakterin bambaşka bir serüvenini anlatmaya koyuluyor Walser romanın çeşitli yerlerinde ve bu tür taktikleri çok sık yaparak şenlendiriyor ortalığı. Toplumsal değerlerin ikiyüzlülüğüyle dalga geçtiği anlar da gözden kaçmıyor. Haydut'u henüz okumadıysanız kafanız dağınıkken okumanızı tavsiye etmem. 

shaun tan the red tree ile ilgili görsel sonucu

Shaun Tan - Kızıl Ağaç
Bir küçük hayat sorgulaması. Dünyaların sığdığı birbirinden güzel çizimler ve kötü bir güne uyanan kızıl saçlı bir kız. Arşivlik, başucuna koymalık, son sayfası "yeri geldiğinde" öpüp öpüp sevmelik. 

Paul Auster - 4-3-2-1
Uzun zamandır okuduğum en iyi Paul Auster romanı yılın son günlerindeki eşlikçim oldu. Auster, Archie Ferguson'a 4 farklı hayat yazmış. Bir nevi paralel evren romanı olarak da kabul edebiliriz rahatlıkla. Tesadüfleri seven Auster için şaşırtıcı bir durum sayılmaz. Bölümler arası bağlantıları yazarın her bölümde olaylara ve Archie'nin çevresindekilere dair hatırlatmalarıyla kurabiliyoruz. Koskoca kitap Archie'nin çocukluğunu ve ilk gençliğini anlatıyor aslında. Arka planda 60'lar Amerika'sının mühim olayları yer alıyor. Tüm bunlar, romanı birçok açıdan büyük bir Amerikan romanına dönüştürüyor. Yine de, arayı çok açmamakta ve kitaba çok fazla ara vermemekte fayda var.

Son olarak, okuduğum diğer kitapları da içeren Goodreads listesini buraya iliştiriyor, tüm bu güzel kitapları dilimize kazandıran çevirmenlerin emeğine sağlık diyor, yayınevlerine kağıt ve döviz krizinde kolaylıklar, hepinize mutlu yıllar ve iyi okumalar diliyorum. 




5 yorum:

Dr.eamer dedi ki...

Benim gibi uzun zamandır kitap okumaya ara vermiş biri için oldukça değerli bir yazı olmuş,emeğinize sağlık. Blogda olması çok güzel ben de başucu kitabı gibi buraya uğrayıp listenizden ara ara seçim yaparak yararlanırım belki. İyi seneler

Sera dedi ki...

Dr.eamer: Teşekkür ederim. İyi okumalar, mutlu yıllar dilerim.

serpil dedi ki...


Her zaman heyecanla beklediğim, sevinçle okuduğum bir yazı olur yıl sonunda bu, çok teşekkürler, özenle hazırladığınız için. Sevgiler :)

Sera dedi ki...

Serpil: Ben teşekkür ederim, mutlu ettiniz, sevgiler :)

kitalaratlasi dedi ki...

Harika bir liste olmus, aralarindan okumadiklarim varmis. Ilk firsatta onlari da okuyacagim :)

Siz de eger yurtdisinda is, calisma, yasam ve geziler, ek gelir elde etme yontemleri hakkinda okumak isterseniz bloguma beklerim..

SEvgiler
Kitalar Atlasi

kitalaratlasi.blogspot.com