Pazartesi, Ekim 03, 2022

Eylül 2022'de Okuduğum Kitaplar

Eylüldeki okuma şevkimden memnun kaldım. Ayın özeti aşağıda: 

Silvia Avallone - Bir Arkadaşlık

Elena Ferrante’nin Napoli romanlarının hastası olduğumdan sıkça benzetildiği Silvia Avallone’nin Bir Arkadaşlık’ını kaçırmak istemedim ve alıp okudum. Kitabı hem sevdim, hem de bazı klişelere göz devirdim. Kitap kurdu, içedönük, dijital çağa yabancı, özgüvensiz bir portre çizilmiş Elisa için. Anlatıcı olan Elisa olsa da zeki, havalı, güzel, ailesinin projesi, geleceğin sosyal medya fenomeni, mükemmellik imajının temsilcisi Beatrice’in yüzeysel görünümünden daha komplike biri olduğu üzerine daha çok mesai harcamış ve Elisa’ya haksızlık etmiş yazar bence. Büyüme hikayelerinde bu tektipliğe sık rastlanıyor maalesef.
Bu klişeler dışında roman bir arkadaşlık gerilimi, büyüme sancıları ve işlevsiz aile hikayesi olarak fena sayılmaz. Napoli romanları kadar farklı yönlerden işlenen, sınıf çatışmalarına odaklanan bir arkadaşlık hikayesi sunmasa da yazarın Ferrante’den epey etkilendiği açık. Birkaç gönderme de var kitapta zaten. Yazarın en güçlü yanı, sosyal medyanın yükselişinde göründüğümüz kadar var olduğumuz meselesini iyi işlemesi. 2000’lerin başında internetin yayılmaya başladığı dönemden günümüze kaybolup gidenler ve yeni “trendler” bu dönemi yaşayan kuşak olarak bir bir gözümüzün önünden geçiyor romanı okurken.
“Hayat var olmak için gerçekten anlatılmaya ihtiyaç duyar mı?” Romanın son cümlesi kitabı iyi ki okudum dedirtiyor en azından. Elisa’ya ve Beatrice’e zaaflarını kabullenip güçlü yönleriyle kendilerini sevecekleri bir gelecek dilerim. Romanı İtalyancadan çeviren Eren Yücesan Cendey'in emeğine sağlık.

Samanta Schweblin - Yedi Boş Ev

Evler, travmalar, aileler, çiftler, sınıf çatışmaları, kadın karakterlerin huzursuz ruhları. Samanta Schweblin insan psikolojisini ve kadın hikayelerini çok iyi anlatıyor. Yedi Boş Ev’de son öykü dışında hepsini sevdim. Yine Ağızdaki Kuşlar’daki öyküleri kadar tekinsiz ve çarpıcı hepsi.
Mağaramsı Nefes adlı öykü The Father ve Memento filmlerini sevenlerin de dikkatini çekecektir. Ötekinin bazen kendimiz olduğuna dair özel bir parantezi hak eden öykülerden. Alzheimerlı bir kadının yalnızlığını Samanta Schweblin’in bakış açısıyla, özel bir kurguyla okuyoruz. Kitabın en uzun öyküsü olarak da öne çıkıyor bu öykü. Öte yandan, ilk öykü Hiç Alakası Yok'ta iki farklı dünyadan kadınının travmalarıyla eşyalarla ilişkiyi, sınıf farklarının yaşattıklarını sorguluyoruz. Babamlar ve Çocuklarım'daki aile hikayesi ve Kırka Kırk da diğer favorilerim. Yazarın detaylara çok iyi hakim oluşu kolay kolay unutulmayacak öyküler okumamızı sağlıyor.

Taylor Jenkins Reid - Daisy Jones & The Six

Bir rock’n’roll romanına, bir rock grubunun acısıyla tatlısıyla ilerleyen hikayesine kayıtsız kalmam mümkün değildi. Haliyle alıp okumaya başladım. Röportaj formatıyla yazılmış olması ve diyaloglarla ilerlemesi bir romandan ziyade uzunca bir Rolling Stone röportajı okuduğum izlenimi uyandırdı başlarda. Sayfaları çevirdikçe daha çok sevdim. Seks, uyuşturucu ve rock müzik üçlüsünün ter, emek ve gözyaşından bağımsız olamayacağının tam bir kanıtı bu kitap. Gerçek bir müzik grubunda yaşanması muhtemel olayları, çatışmaları, ego savaşlarını, dayanışmayı, tutkuyu, kıvılcımı, yaratıcılık ruhunu, gençliğin enerjisini, bir erkekle bir kadına müzik camiasındaki bakış açısının farklılıklarını en gerçekçi haliyle anlatan bir hikaye. Uyuşturucuyu havalı bir şeymiş gibi göstermemesi, gruptakilerin kendi ikilemlerini satır aralarına da yansıtabilmesi, 70’ler ruhunu ve dönemin müzikal atmosferini başarıyla aktarabilmesi de romanın artılarından. Karakterlerden en çok klavyeci Karen Karen’ı sevdim. Anlattığı hikayenin, müzik tarzının ve dönemin hakkını coşkuyla veren bir roman Daisy Jones & The Six. Canım Elif Nihan Akbaş'a çevirisi için emeğine sağlık.

Bernhard Schlink - Hafta Sonu

Bir grup eski arkadaşın hafta sonu buluşmaları kendi geçmişleriyle beraber Almanya’nın geçmişini de sorgulamalarına mahal verir. Nazilerden 11 Eylül’e siyasetin, şiddetin, dünya düzeninin sadece şekil değiştirdiğini vurguluyor Schlink bu romanında. Şiddete şiddetle mi karşılık verilmelidir sorusunu masaya yatırıyor. Her bölümde belli bir karaktere, o karakterin iç dünyasına, psikolojisine, geçmiş ve gelecekle hesaplaşmalarına odaklanan bir anlatısı var. Bazı karakterlerin çatışmaları eksik kalsa da Schlink’in iyi kitaplarından olduğunu düşünüyorum Hafta Sonu’nun. Temalarıyla da üslubuyla da Alman ve Avrupa edebiyatından beklenebileceklerin hakkını veriyor.

Jenny Erpenbeck - Gölün Sırrı

Gölün Sırrı değil de Göl Evinin Sırrı olabilirmiş kitabın adı aslında. 2.Dünya Savaşının yaralarını anımsatan, bazı bölümlerinden çok etkilendiğim, bazı bölümlerini fazla mesafeli bulduğum, farklı karakterlerle ilerleyen deneysel bir roman. Gidiyor Gitti Gitmiş kadar sevemedim.

Gert Hoffmann - Körler Kıssası

Biz diliyle anlatılan bir öykü. Ötekileştirilenlerin yalnızlığı, dayanışmaları, Bruegel’in resmine konu olmak için çıktıkları yolculuk, tekrarlanan diyaloglarla kendilerini anlatma çabaları. Ressam açısından sadece bir model olmalarının yarattığı hüzün. Hoffman’ın romanı beni -en azından kitabı bitirdiğim an itibarıyla- aşırı etkilemese de üzerinde düşündükçe demlenen bir yapıt olmaya aday. Orta Çağ atmosferi, dönemin sefaleti de satır aralarından hissedilebiliyor. Çeviri çok akıcı ve başarılı.

Judith Hermann - Yaz Evi, Daha Sonra

Bu öykülerden çok umutluydum ama 
 "Bir Şeyin Sonu" ile "Sonja" öyküleri dışında ısınamadığım, havada kalmışlığını sevemeğim öyküler oldu hepsi. Öykülerdeki karakterler de kendilerini pek önemsetmiyor. Günlük hayattan enstantaneler, ilişkiler, bir türlü sonuca varamayanlar. Merakımı giderdim hiç değilse fakat Hermann'dan çok daha iyi öykücüler var diye düşünüyorum. 

Lauren Elkin - Flanöz - Şehirde Yürüyen Kadınlar

Bir yandan topluma, sanatçılara, feminizme, şehirlere dair bir şeyler söylerken, bir yandan da kendi yaşamından anekdotlar veren yazarların kitaplarını çok seviyorum. Rebecca Solnit ve Patti Smith’le benzer noktalarda konumlandırdım Lauren Elkin’in yazdıklarını. En çok Agnes Varda, Martha Gellhorn, Jean Rhys, George Sand ve elbette Virginia Woolf’a dair yazdıklarını sevdim. Venedik bölümünü diğer bölümlere göre daha zayıf buldum ama o atmosferi derinden hissettim. Yazarın Japonya’da yaşadığı zorluklar Amelie Nothomb’un romanlarını getirdi aklıma. New York’a karşı iki arada bir derede hissettiklerini kendi yaşadıklarımla özdeşleştirdim. Okurların ilgi alanlarına göre yakınlık veya mesafe hissedecekleri bölümlere sahip bir kitap. Sokaklar, şehir hafızası, protestolar, yürüyen kadınlar, flanözler ve özgürlük manifestosu. Çevirinin son derece akıcı ve güzel olması da kitabı sevdiren etkenlerden.

Sizin favorileriniz ve hayal kırıklıklarınız hangileri oldu bu ay?

2 yorum:

buraneros dedi ki...

Flanöz'ü bayıldığım şehir Tiflis dönüşü okumuştum. Sonra Olga'nın Koşucular'ının bazı bölümleri ile kolajlayıp bir yazımın içinde şöyle bir paragraf oluşturmuştum: "Çok keyifli bir seyahatin dönüşünde Laura Erkin'in, Flanöz-Şehirde Yürüyen Kadınlar'ını* okumuştum. Oradaki bazı tanımlamalarla Olga'nın, Koşucular'daki karakterlerden biri üzerinden gezginlik hallerine yönelik cümleleri hoşuma gitmiş, kendime de pay çıkarmıştım. Kitaba ve dolayısıyla yeni tanıştığım yazara bayılmıştım; örtüşmüştüm. Ruhum çoktan kitabın içinde bir karakter halini almış, havanın sıcak ya da soğukluğunu hisseder hale gelmişti. Onun gezme konusundaki felsefesi ile Laura Erkin'in gezmek üzerine ifadelerini pek benzeştirmiş, bu örneklemelerden yola çıkarak da kendimizle övünmüştüm."

Eğer okumadıysan bu minvalde bir kitap olarak Calvino'nun Amerika'da Bir iyimser'ine bir göz at derim. Amerika'nın 1959-1960'larında bir gezgin.

Yazından anladığım üzere Gölün Sırrı biraz daha bekleyebilir:))

Sera dedi ki...

@buraneros: Ne güzel kendi deneyimlerinle, gezinle, yaşadıklarınla bütünleştirmişsin kitabı. Koşucular'ı ben sevemesem de benzer tatlar yakalaman ilginç geldi. Calvino'nun o kitabını okumadım. Okumadığım bir Calvino kitabı çıktı diye sevindim bak şimdi. Çok teşekkürler.:) Gölün Sırrı'nı kafan rahatken okumanı öneririm merak ediyorsan.:))