Cuma, Temmuz 31, 2026

Temmuz 2026 Okuma ve Seyir Güncesi

 ---OKUDUKLARIM---

Lea Ypi'nin Haysiyetsizlik adlı kitabından burada bahsetmiştim. Özgür adlı anı kitabının önüne geçemedi benim için, geçmesi de gerekmiyordu tabii ama babaannesinin yaşamını araştırdığı ve kurguladığı kitapta daha düz bir biyografi anlatısı var. Kişisel olanla toplumsal olanın iç içeliği deyip durduğumuz son dönem anlatılarında bir ülke tarihini daha iyi anlamaya çalışmamıza hizmet ediyor en çok. Ypi'nin sosyopolitik sorgulamalarıyla yazdığı bu kurmaca anı kitabının da yeni ufuklar açtığı kesin.  

İsmail Kadere Bez Bebek'te annesini anlatmaya başlıyor. Annesinin gelin geldiği evde kayınvalidesiyle çatışmasından yaşadığı uyumsuzluk ve baskılanmaya değiniliyor. Daha sonra yazar konuyu kendi yazarlığına ve Arnavutluk'un politik gerilimlerine getiriyor. Annesini anlamaya çalışmakla yargılamak arasında bir yerlerde ruh haliyle yazılmış gibi geldi bana kitap. Vaat ettiğini verebildiğini düşünmüyorum. Kadere'yi ilk kez okudum. Kurmaca eserlerini deneyeceğim. 

Mayıs Rukel - Güneşhamağı: Bu ayın en özel kitabıydı. Goodreads'teki yorumumda daha uzun bahsetmeye çalıştım. Doğanın, ekolojinin, halkların, azınlıkların, dayanışmanın kutsandığı, Mayıs Rukel'in filolog titizliğiyle şahane bir dil, sözcükler ve anlatı inşa ettiği, düşsel dünyalarla gerçekliği çok dozunda birleştiren, karakterleriyle de unutulmayacak şahane bir roman. Sihrin devamının geleceği tüyosunu alınca da mutlu oldum. 

Montserrat Roig - Kiraz Mevsimi: Katalan edebiyatından yazarını erken kaybettiğimizi öğrendiğime üzüldüğüm sıkı bir karakter ve aile romanı Kiraz Mevsimi. Franco rejiminin son günleri ve sonrasında kuşak çatışmalarını, farklı kuşakların farklı mücadelelerinin oluşunu ve toplumsal dönüşümlerden etkilenme biçimlerinin kendine özgülüğünü, kadınların bastırılan yönlerini, kürtaja bakış açısını, özgür bir birey olabilmeyi, işlevsiz ailelerle işlevsiz ilişkileri, kadınlarla erkeklerin ilişkilerden beklentilerinin ve tavırlarının da yine farklı oluşunu, değişen dönemin günlük yaşamlara etkilerini irdeleyen ve tüm bunlar üzerine düşündüren bir roman. Geçmişle şimdiki zaman arasında gidip gelen anlatı katman katman yazılmış. Karakterlerin dönüşümünün farklı karakterlerin sesiyle ortaya çıkışı da romana çok boyutluluk katıyor. Son kısımlara doğru anlatı hantallaşsa da iyi bir kitap olduğunu düşünüyorum. Çevirisi de gayet özenli.

Nona Fernandez - Bilinmeyen Boyut: Bilinmeyen Boyut Roza Hakmen'in özenli çevirisiyle Şili'de darbe dönemi, Pinochet diktatörlüğü ve tutuklanmalar sonucu işkence gören, kaybolan ve öldürülen insanları anan, parçalı kurgusuyla ve yazarın korku-gerilim-gizem türünden yapımlara göndermeleriyle öne çıkan çok sarsıcı bir anlatı. Kendi yaşamından enstantanelerle de kişisel tarihini ülkenin karanlık yakın tarihine ortak ediyor Nona Fernández. Hiç kolay bir okuma değil. Düz bir izlekle karşımıza çıkmıyor buradaki insan hikayeleri. Bir o kadar da unutulmaz ve hatırı sayılır bir okuma sürecini karşımıza getiriyor. İşkencecinin bakış açısını da kurguya yediriyor bazı bölümlerde. Gerçeklerin fantastik evrenlerden daha korkunç olduğunu yüzümüze vuruyor Alacakaranlık Kuşağı, bilinmeyen boyutlar, Frankenstein gibi göndermelerle. Şiirsel metinlerde, özellikle kitabın sonundaki özetle de, ülke gerçeklerinin bir panoraması yankılanıyor. Kişisel tarihin kolektif tarihle iç içe oluşunu vurgulayan anlatıların en çarpıcılarından.

Joy Williams'ın Diğer Çocuk'u ayın hayal kırıklığı. Muğlak anlatılara karşı olmasam da buradaki muğlaklık bana yaramadı. Pearl'ün basiretsizliği, gerçekleri kabullenemeyişi, hayallerle gerçekler arasında savrulması, boğucu travmalar, distopik ve mitolojik etkilerle çarpıcı bir okuma vaat ediyor aslında. Kitabın en iyi yaptığı şey annelik üzerine yapılan dayatmaları eleştirmesi. Rahatsız edici atmosferi rahatsızlık vermezse bazı okurların favorilerinden olabilir. 

Fabien Toulmé'nin İki Yaşam adlı grafik romanı hayatı ıskalamayın mesajı veren, bunu bence biraz fazla bariz yapan, iki kardeşten birinin kitabın çeyreğinde kadın tavlamaktan bahsedip durduğu, yazarın Beklediğim Sen Değildin adlı kitabı kadar sevemediğim bir kitap oldu maalesef. Duygusal anlamda etkileyici, çizimleri de yine Toulmé'nin tarzının güzelliğini yansıtıyor ama kendisinden favorim bu olmadı. Hakimin Yolculuğu ve Unutulmazlar var sırada okumak istediğim kitapları arasında. 

Henning Mankell - Beyaz Aslan (Wallander 3): Bir kadın cinayetinin ardından Güney Afrika'nın apartheid rejimine yolculuk yapıyoruz bu cinayet romanı görünümlü siyasi göndermeli ırkçılık eleştirisi içeren romanda. Wallander'ın kendi kişisel yalnızlığının ve kızıyla bağının dışında soruşturmada yine bekleneni verdiği, sayfaları hızla çevirdiğim, yazarın cinayeti ve gizemi geri planda bıraktığı bir roman var bu kez karşımızda. Serinin devamı da var elimde. Zaman zaman tıkanma yaşadığım anlarda iyi geliyor ama tam da benim serim dediğim bir seri diyemedim henüz 3.kitapla birlikte. 

---İZLEDİKLERİM---

Bu ay önce aşırı sıcaklar, sonra geçirdiğim ameliyat yüzünden sinemaya pek zaman ayıramadım. Dizi de az izledim. Birkaç true crime belgeseli ve güncel filmler vardı menüde genel olarak. Sevdiklerim aşağıda.


Backrooms

Backrooms tekinsizliği, atmosferin yarattığı gerilimi, mekansal kullanımları ön plana çıkaran, jump scare ve olay ağırlıklı korkudan ziyade psikolojik çok katmanlılığı arayan benim gibi seyirciler için biçilmiş kaftan. Gizemli arka odalarla karakterlerin bilinçaltına yaptığımız yolculuk labirentvari bir serüvene dönüşüyor. Göstere göstere korkutan, kan revanla seyirciyi sarsmayı amaçlayan korku gerilim filmlerinden farklı bir tavrının olması takdire şayan. Müphemlikle iç içe klostrofobik kullanım David Lynch sevenleri de mutlu eder. Rahmetli Lynch izlese severdi diye düşünmeden edemedim. Youtube yayıncılığından gelme Kane Parsons'ın karakterlerin ikilemlerini yansıtmada görsellik kullanımı ve tedirgin edici atmosfere bel bağladığını görüyoruz. Tam bir karabasan filmi olmasının hakkını veriyor her yönüyle. İzlerken de bu şekilde hissettiriyor. Exit 8'e benzer yaklaşımını da sevdim o yüzden. Exit 8'teki beyaz, gri, soluk mavi tonların yerini burada bariz sarı tonlar almış. Oyunculardan Chiwetel Eijofor'un Renate Reinsve'ye göre daha iyi performans gösterdiğini görüyoruz. Reinsve'yi sevsem de karakteri ön plana çıktıkça tepkileri bana yetersiz geldi. Genel olarak henüz 20 yaşında bir yönetmenden beklenenin fazlasını vermiş Parsons. Karakter ve hikaye yaratmaya da biraz daha detaylı odaklandığında ileride başarılı işlere imza atabilir. 


Murder in Monaco

True crime türüne kendimi kaptırdım mı içimden çıkamam diye genelde uzak dururum ama aslında tam bana göre. Monako'da Cinayet'te şehrin zenginlerinden Edmond Safra'nin ölümü sonrası şüpheler, kaos ve soruşturma var. Röportajlar ve arşiv görüntülerini içermesi dışında benzerlerinden farkı, Monako kentinin steril ortamında bir cinayet olasılığının toplumu, medyayı, sosyal çevreleri, adalet sistemini ve politikacıları nasıl sarstığını göstermesi. İmajları bozulmasın diye şüpheli cinayeti bir an önce "çözmek" isteyen polisin bu vergiden muaf über zenginler toplumuna zeval gelmesin diye bazen acele kararlar aldığını, bazen de burunlarının ucunu göremediğini fark ediyoruz. Bazı röportajlardaki mizahi ton da dikkatten kaçmıyor. Soruşturma ilerledikçe garip bir hal aldı. Servet avcısı eşten miras peşinde kardeşlere ve bakıcının gizemine aslında tam bir Agatha Christie romanı olabilirmiş. Kusursuzluk abidesi emniyet ve şaşaa ortamının yıkılışını izlemek keyifliydi. 


Don't F*ck With Cats: Hunting An Internet Killer

Internette kedilere işkence videosu paylaşan şahsı bulmaya çalışan bir grup Facebook kullanıcısının iğneyle kuyu kaza kaza nasıl sonuca vardığını izlemek enteresandı. Hayvanlara işkence gösterip durmasından korktum belgeselin ama korktuğum ölçüde grafik görüntülere yer vermeden, o malum videoları az ucundan göstererek daha çok söyleşilerle ve soruşturmalarla ilerliyor 3 bölümlük belgesel serisi. Hayvanlara işkence yapan birinin insanlara da pek farklı davranmayacağı sonucunun çıkması şaşırtıcı değil. Facebook'taki bu grubun azmine şapka çıkardım. İmkansızı başarıyorlar resmen. Videoları çeken canavarı ararken trolün birini linç etmeleri üzerine suçsuz bir gencin intihar etmesi bu konularda çok dikkatli olunması gerektiğini bir kez daha gösteriyor. Kontrolsüz, ölçüsüz, yıkıcı, mesnetsiz internet linççiliği üzerine de düşmesini isterdim zira sonunda çuvaldızı kendilerine de batırıyorlar. Bu Amerikan Sapığı ve Catherine Trammell cosplay'i katili internet avıyla daha çok motive edip etmediklerini sorgulamaları belgeseli benzerlerinden farklı bir tavırla izletiyor. Etkileyici. 


Schitt's Creek 2-3-4.Sezon

Daha önce ilk sezonunu izlediğim Schitt's Creek'e yaz aylarında devam etmenin iyi bir fikir olacağını düşündüm ve nihayet dizinin kalan sezonlarını da izlemeye başlayabildim. Rose ailesinin über zenginlikten orta altı sınıfa düşmelerine dayalı esprilerden fazlasını görüyoruz sezonlar ilerledikçe. Aile üyeleri, özellikle David, karakter gelişimi ve motivasyonu açısından en iyi yazılmış karakter. Taşradaki yeni dostluklarla da insanlık dersleriyle karşılaşıyor Rose ailesi üyeleri ve evlere şenlik tebessümlere vesile oluyorlar. Moira rolünde merhum Catherine O'Hara döktürüyor. Moira, megalomanlığı ve avant-garde kıyafetlerinin ortamla uyumsuzluğu da ayrıca evlere şenlik ama hayranlıkla izliyorum. Dan Levy zeki biri. Her sezon üstüne koyarak ilerlettiği dizi övgüleri hak etmiş. Ağustos ayında diziyi izlemeyi bitirmeyi düşünüyorum. 

Hiç yorum yok: