Çarşamba, Ekim 05, 2005

beden ve eğitimi

ilköğretim ve liselerdeki "beden ve eğitimi" derslerine gıcık kapardım.
bi kere öğretmenlerin "beden dersi" denmesine müthiş kızdıkları dikkati çeker. mutlaka "beden eğitimi" demelisin. gıcıklığıma her seferinde "beden dersi" derdim.
neden gıcık olurdum bu derse belli. sporla aram pek iyi değildir. yürümek ve yüzmek dışında-ki yüzme kavramı da oldukça sakindir benim için. ama bu "beden" derslerinde sanki olimpiyatlara katılmamız beklenirdi. ortaya küçücük bir tahta ve onun üstüne minder gibi birşey konulurdu. üstünden takla atman beklenirdi. bu taklayı da dimdik bir şekilde ve yamulmadan atacaktın. hadi düz takla neyse de , ters taklayı bir türlü atamazdım. daha sonra öğretmenlerin istekleri tamamen uçuklaşarak ortadaki minder mi her neyse adı onun üstünde ters durmamızı beklediler. sadece birkaç kişi bu konuda başarılı olurdu. geri kalanlarımız şu ders bir an önce bitse bana sıra gelmeden diye beklerdik. bir de bunlardan not alırdık. her seferinde nöbete kalmaya çalışırdım bu derse girmemek için. üst üste nöbete kalmıştım hasta numarasıyla. ama yakalandım ve bütün sınıfın önünde azarlandım öğretmen tarafından. orta 3'te (orta son demeyeceğim zaten türkçede anlamsal olarak garip kaçıyor!). ama öğretmenin derdi ben de bir öğretmen çocuğu olduğum için ve kendi annemin çalıştığı okula gittiğim için beni azarlayarak kendi egosunu tatmin etmekti sadece. hiç kimse anne ya da babasının çalıştığı okula gitmenin daha büyük torpiller sağladığını ve kek bir durum olduğunu sanmasın o yüzden!...
lisede "beden" derslerinde daha farklı hareketlere geçildi. zaten 19 mayıs için bazı öğrenciler muaf tutulur. yine de öğretmenlerin bize olimpiyat sporcusu şeklindeki muameleleri değişmedi. koşu, voleybol, basketbol en çok yaptığımız aktivitelerdi aklımda kalan. koşu olayında öğretmen bizi birkaç tur spor salonunun etrafında hiç durmadan koşturup, kendisi katalitik sobasıyla ısındığı odasına çekilirdi. sen dolan dur salonun içinde deli danalar gibi. sanki maratona katılacağız deli olurdum.
bir de basketbol ve voleybol. voleybol neyse de benim gibi boyu 1.60 a anca varan birisi için basketbol da işkence haline gelirdi. mutlaka herkesin katılması beklenirdi vs....
yaz yaz bitmez bunlar...
sonuç olarak bu dersin benim için hiç de eğlence amacı taşımadığını ve rahatlatmaktan çok eziyet olduğunu söyleyebilirim.

4 yorum:

Sera dedi ki...

tabi yerine göre rahat durumları da vardı öğretmen çocuğu olmanın. mesela yazılı sorularını önceden alabilmek gibi :p
ama sınıfta çoğu zaman ben de yalnız kalırdım konumdan dolayı.
ve dediğim gibi "beden derslerinde" hiçbir faydası olması öğretmen çocuğu olmanın. o branşın öğretmenlerinin kişiliğine havale ediyorum bu durumu...

Nümizmat Çırağı dedi ki...

Bedencilerin hepsi öyle bence.
Ama biz rahat sayılırdık. Ders başında yoklama alınır, sonra "Aha size top, yürüyün la" diye devam edilirdi :)
Askerden yeni gelen bedencinin komandovari eğitimini saymazsak.
Adam hepimizi (bayanlar hariç) sıra halinde dizer, karınlarımızın üstünden koşarak geçerdi, allahtan 50 kilo bişeydi de bi sakatlık çıkmadı.

Mavi. dedi ki...

:P
beden dersi işte :D

Sera dedi ki...

bize zorla amuda kalktırırlardı ama hiçbir zaman bu konuda başarılı olamadım:p