Çarşamba, Ocak 06, 2016

2015 Kitap Güncesi II

Okuduğum sıraya göre 2015'te sevdiklerime devam:


5/5

Alejandro Zambra - Ağaçların Özel Hayatı
 
Zambra ne yazsa benimsemeye hazır kıvama geldim. Hikaye içinde hikaye. Beklenenin gelip gelmemesi değil önemli olan; düşler ve umut baki. Notos Kitap, kitap kapağında da hedefi on ikiden vuruyor.


Agota Kristof - Büyük Defter

Birkaç yıl önce sahafın birinde Kristof'un Kanıt adlı romanını bulmuştum. Bir üçlemenin ikinci romanı olduğunu romanın yarısındayken falan öğrenmiştim. Kanıt'ı sevmiştim ama Büyük Defter'i okumayı uzun süre erteledim. Üçleme toplu basım halinde okura sunulsa da, 2015'te ilk roman Büyük Defter elime geçince alıp bir çırpıda okudum. Asıl olay ilkindeymiş meğerse. Hele üçüncü roman olan Üçüncü Yalan'da Kristof başladığı güzelliği hayal kırıklığı yaratan bir şekilde sonlandırmış, ki bir okur olarak bu yıl en çok üzüldüğüm okuma deneyimlerinden biriydi. Böyle muhteşem bir başlangıç yap, sonra yazar egosunun kurbanı ol. Sonuç olarak, Büyük Defter'in yeri başka olacak hep.


Andrey Platonov - Dönüş ve Diğer Öyküler 

Kütüphanede rastladım. Aldım, okudum. Bir tane bile vasat öykü yok. Tek bir tane bile yer doldursun diye yazılmış cümle yok. Öykülerinde Çehov'u bile geçti Platonov benim için Rus edebiyatı söz konusu olunca. Her ne kadar bütün Çehov öykülerini henüz okuyamamış olsam da, etki olarak çok başkaydı Platonov'un öyküleri. Sıradan insanların olağanüstü yanlarını keşfetmekte üstüne yok. En çarpıcı devrim öykülerini ben anlatayım diye bir derdi hiç yok. Aslolan insandır, umuttur, düşlerdir.

4/5

Sadık Hidayet - Kör Baykuş

Canetti'nin Körleşme'sinin verdiği yıkıcı edebi etkileri veriyor. Müthiş bir edebiyat yapıtı okumakla bir kabuslar kitabı okumak arasında kalmış gibiydim kitap bitince.

 Susan Sontag - Bilinç Tene Kuşanınca

Sontag'ın Günceleri, kendisinin çok kişisel anları, yazar tıkanmaları, toplumda bir entelektüel olarak var olma çabaları ve tutkularının derlemesi olmasının yanında, gerçek bir sinefil günlüğü gibi. İzlediği ya da izlemeyi planladığı filmleri büyük ölçüde listelemekle kalmayıp daha detaylı yorumlasaymış keşke. Bu günceleri derleyip yayınlatan oğlunun eseri tabii biraz da bu günlükler derlemesi. Susan Sontag yaşasaydı ne kadarını yayınlatırdı bilinmez.


 Yukio Mişima - Denizi Yitiren Denizci

Karakterlerine her zamanki gibi var oluş sorgulamaları yaşatıyor Mişima. Ölüm ve çocuklar sarsıcı bir finalde bir araya geliyor. Denizi Yitiren Denizci'yi yazarın en sevdiğim kitaplarından saymakta sakınca görmem artık. Mişima, çok iyi yazmakla iyi yazmak arasında gidip geliyor.


Ryunosuke Akutagawa - Raşomon ve Diğer Öyküler

Kurosawa'nın filmini en sevdiğiniz filmler arasında sayıyorsanız, öykü seven bir okursanız, öykü sevmeseniz bile iyi yazılmış eserlere saygınız varsa çok genç yaşta intihar eden Akutagawa'nın Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nden çıkan bu öykü derlemesini kaçırmamalısınız. "Raşomon" ve "Çalılıklar Arasında" öyküleri  malum sinema şaheserine uyarlandığından tanıdık gelecektir. "Cehennem Tablosu" ve "Örümcek İpi" adlı öyküleri de unutulmazlar arasında. Üstelik, mizahi yönü ağır basan öyküler de, üstte saydığım şiirsel bir gerilimle yüklü diğer öyküleri kadar ilgi çekici.



Jessie Burton - Minyatürcü

"Fantastik bir romantizmle kendimden geçeyim, kafamı da fazla yormayayım" diye elinize alırsanız Minyatürcü'yü, hayal kırıklığına uğrama olasılığınız yüksek. Fantastik öğeleri olsa da, tarihsel ve feminist bir roman Minyatürcü. Sonlara doğru biraz fazla mesaj kaygılı olsa da, fantastik gizemi Amsterdam'ın tarihsel arka planına iyi yedirmiş, gayet keskin bir hikaye var karşımızda. Rebecca'nın daha etkili, çok daha sürükleyici ve kadın karakterin akıbeti konusunda da daha tatmin edici olan versiyonu da diyebiliriz. Darısı diğer bestsellerların başına.

Karin Slaughter - Paramparça

Yılın iyi polisiye kontenjanında yer alıyor. Romandaki cinayet, sırf maceralı ve sürükleyici bir şiddet pornosu olsun diye yazılmamış. Will Trent ve Faith Mitchell da takip edilesi karakterlere benziyorlar.

Sait Faik Abasıyanık - Semaver ve Son Kuşlar ve Diğer Öyküler

Uzun zamandır Sait Faik okumamıştım. Tam da, deniz kenarı sakinliği ve şirinliğinde okunacak öyküler.


 Ruth Ozeki - Benim Balığım Yaşayacak (A Tale for the Time Being)

16 yaşındaki Nao'ın mektupları, okyanusun öte yakasındaki yazar Ruth'un eline geçer. Romanın yarısı Nao'ın mektup ve günlük formatındaki yazıları, diğer yarısında Ruth'un okuduklarının günlük yaşamına yansımasıyla ilerler. Ruth'un bölümleri biraz fazla uzun tutulmasa tadından yenmeyecek bir çokkatmanlı roman diyebiliriz Türkçe'de Benim Balığım Yaşayacak adıyla yayımlanan roman için. Amerika'da yaşarken ülkesi Japonya'ya geri dönmek zorunda kalan ve anavatanlarında hayatları pek de istedikleri gibi gitmeyen Nao ve ailesinin hüzünlü öyküsü, drama boğulmadan, sürprizlerle ve geri dönüşlerle anlatılıyor. Kuantum fiziğine bağlanan finali sever misiniz sevmez misiniz, bilemeyeceğim ama, Nao gibi şahane bir karakterle tanışmanızı isterim. Romanın bir diğer enteresan yanı, Nao'ın eskilerin feminist savaşçısı şimdilerin Budist rahibesi olan büyük büyükannesinin hikayesini anlatacakmış gibi başlayıp, okuru ters köşeye yatırması. Roman içinde romanların vaat ettikleri bir başka oluyor.


Yoko Ogawa - Profesör ile Hizmetçi  

Dost olmaları beklenmeyecek karakterlerin beklenmedik dostluklarını anlatan hikayeler kategorisinden. Basmakalıp değil, iyi yazılmış olanlarından. O yüzden, sorun yok. Matematiğe bakış açınızı bile değiştirebilir.

Rebecca Solnit - Bana Bilgiçlik Taslayan Adamlar

Erkek egosunun yıkıcı etkilerini sadece fiziksel şiddet eylemleriyle sınırlı  sanıyorsanız, bir de Rebecca Solnit'in gayet sade bir dille yazılmış ve herkesin okuyabileceği bu denemelerini okuyun.


Hannah Kent - Ölü Gömme Törenleri

İzlanda'da idama mahkum edilen son kişi olan Agnes Magnusdottir'in gerçek hikayesi. Genç yazar Hannah Kent'in İzlanda'da eğitim görürken araştırıp yazdığı romanın gerçek ana karakteri, İzlanda'nın doğası aslında. 1800'lü yıllarda İzlanda kırsalında yaşamın nasıl olduğuna dair birçok şeye de tanık oluyoruz okurken. Hannah Kent'in Agnes'in hikayesini yorumlayışı, Agnes'ın da dahil olduğu farklı karakterlerin bakış açılarıyla ve gerçek yasal yazışmalarla ilerlerken bir vicdan sorunuyla karşı karşıya bırakıyor okuru. Bakış açısı ister istemez makul geliyor. Bir idam mahkumunu anlatan ilk sarsıcı roman falan değil elbette Ölü Gömme Törenleri. Fakat, özellikle Agnes'in bakış açısıyla yazılan bölümlerde çok iyi iş çıkarmış 1985 doğumlu Hannah Kent. İzlanda'nın doğasının yarattığı atmosfer hikayeye de yansıdığı için bu kadar etkileyici hale geliyor roman.

Horacio Castellanos Moya - Aynadaki Dişi Şeytan ve Yılanlarla Dans  

Çılgın bir yazarla tanışmak her zaman güzeldir. Aynadaki Dişi Şeytan'da sistem ve toplum eleştirisini dedikoducu bir ev kadınının bakış açısıyla yaparken, Yılanlarla Dans'ta aynı eleştirileri absürd ve sürreal bir cinayetler serisiyle yapıyor Moya. Aynadaki Dişi Şeytan'ın bilinç akışı etkisini, absürd bir seyir izleyen Yılanlarla Dans'tan daha çok sevdim. Başka kitapları varsa, daha okumak isterim kısacası.

Emil Michel Cioran - Gözyaşları ve Azizler

Cioran'ı,  "Yine bir karamsar filozofla mı karşı karşıyayım acaba?" diye çekine çekine okudum. Acıyı yücelten her zamanki nihilist ve depresif varoluşçulardan fazlasını buldum Cioran'da. Yabancılaşma ve yalnızlık, ölüm ve metafizik üzerine etkileyici düşünceler derlemesi, leziz bir kapakla buluşarak okura sunulmuş. Çok da güzel olmuş.



Karen Joy Fowler - Hepimiz Tamamen Kendimizi Kaybettik

Amerikan bağımsız sinemasının nadide örneklerinden birinin romanı gibi hissettiriyor. İşlevsiz aile öyküsü sürpriz bir kurguyla karşımızda. Romanın ilk yarısında yeraltı edebiyatına özgü öğeler de var. İkinci yarısında ise işlevsiz aile kısmına daha fazla odaklanılıyor. Üstelik, o nihai sürpriz an'ına çok da bel bağlamıyor.

 

Daniel Keyes - Algernon'a Çiçekler

Düşük IQ'lu Charlie'nin süper zekaya yolculuğu can acıtıcı bir yolculuk. Charlie'nin zeka oranına göre paralel ilerleyen yazarın anlatımında gözden kaçmayacak bir toplum eleştirisi de var. Okuyun, insanlığınızı sorgulayın.

Christopher Isherwood - Tek Başına Bir Adam 

Detayların ve bilinç akışının etkili hale getirdiği bir roman. Romanı okuduktan sonra sinema uyarlamasının da gayet iyi ve makul olduğunu düşündüm.



Marcel Proust - Swann'ların Tarafı ve Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde

Kayıp Zamanın İzinde'nin ilk iki kitabını okumanın sevincini yaşıyorum. Büyüleyici güzellikteki şiirsel anlarda sonsuzluğa varmek iyiydi, güzeldi de, yoğun burjuvazi atmosferi fazla geldi.




J.M. Ledgard - Batır Gitsin Derin Sulara (Submergence)

Türkçe adının özgün adından daha güzel olduğunu düşünenler kulübü açıyorum. Katılmak isteyenler, buyursun. Cihadçılara esir düşen İngiliz ajan James ile biyomatematikçi Danielle'in paralel ilerleyen öykülerinde dünyayı sorgulayın.




Andrea Pitzer - Vladimir Nabokov Yazarın Gizli Tarihi

Nabokov biyografisini elime aldığımda, Nazi Almanyasından çok önce Avrupa'da ve Rusya'da yaygın olan toplama kamplarını, verem mikrobu enjekte edilen Yahudi çocukları, 2.Dünya Savaşı sırasında ABD, İngiltere ve diğer ülkelerin kabul etmediği Yahudi sığınmacıları ve diğer tüm 20.yüzyıl utançlarını bu kadar ayrıntılı okumayı beklemiyordum. Tarihsel gerçekleri Nabokov'un yaşamıyla iç içe okumak isteyenlerin ilk başvuracakları kitap bu olmalı. Buna rağmen, Nabokov'un eserlerinde satır aralarında bu tarihsel gerçeklerin aranması ve Nabokov'un aslında kimi gerçeklere sanıldığından daha duyarlı olduğunu gösterme çabasını biraz iğneyle kuyu kazmak olarak gördüm. Soljenitsin'in yaşamına da yer veren kitapta Nabokov'la Soljenitsin arasında paralellik aranması, kitabın en gereksiz bölümlerini oluşturuyor. Onun dışında, iyi ki okumuşum dediğim kitaplardan oldu Nabokov'un Gizli Tarihi. Bu tür biyografiler için çevirinin iyi ve akıcı olmasının hayatiliğine de güzel bir örnek oluşturuyor. Vladimir Nabokov'u Sergey Nabokov konusunda affedebileceğimi ise sanmıyorum.


Amos Oz - Pusudaki Panter 

İlk okuduğum Amos Oz romanından çok mutlu ayrıldım. Yazarın mizah anlayışı ve üslubu diğer kitaplarında da böyle leziz ise, yaşadık demektir. Pusudaki Panter'i, yalnızca bir büyüme hikayesi ekseninde barışın önemini vurgulayan bir roman olarak okursanız da çok seversiniz ama asıl olay üslupta. 


Denis Johnson - Melekler 

Bir Yeraltı Edebiyatı Romanı'ndan beklediklerimden fazlasını buldum Melekler'de. Şiddetten kaçamayan kaybedenlerin şiirsel öyküsü, önce bir yol hikayesi şeklinde ilerliyor. Kitabın ikinci yarısında okur enkaza dönüyor.


Stefan Zweig - Değişim Rüzgarı

Sınıf atlama çabasındaki bir genç kadının hikayesinden, Zweig usulü bir kaybedenler romanına dönüşüyor kitap. Etkileyici olduğunu düşünmeden ayrıldığım bir Zweig romanı/öyküsü yok.  Kitap ve Zweig'ın kendisi, aynı zamanda Wes Anderson'ın ilham kaynaklarından biriymiş. Bunu öğrenince, Anderson'a olan sevgim de katlanarak arttı haliyle. Romanın taslaklarının yazarın ölümünden sonra bulunması ayrıca üzücü.


Oliver Sacks - Karısını Şapka Sanan Adam

İkinci elini bulup okuduğum bu kitaptaki gerçek vakalara dayanan öyküleri daha önce okumadığım için epey hayıflandım. Teknik terimlerle ruhani bakış açısı arasında gidip geliyor Sacks. Nörolojiye ilginiz yoksa da ilginizi çekecek öyküler ve hastalarına olağandışı bir bakış açısıyla yaklaşan bir doktor var karşımızda. Hastalarına birer edebiyat karakteri gibi yaklaştığını görünce, geç de olsa Sacks'le tanıştığıma memnun oldum.


Hermann Broch - Vergilius'un Ölümü

Çevirinin bir sanata dönüştüğü kitap. Kitap ne anlatıyor diye soracak olursanız, büyük ölçüde insan ruhunda ve zihninde geçen, bilinçakışı etkisiyle yazılmış, varoluşçu bir roman olduğunu söylersem belki bir fikir vermiş olurum; yine de eksik bir açıklama olur. Biraz Woolf'un Dalgalar'ını anımsattı, biraz da Artemio Cruz'un Ölümü'nü. Sayfalarda paragraf bitsin de ilerleyeyim veya ne zaman bir şeyler olacak diye beklerseniz, kitabı sıkıcı bulabilirsiniz. Tamamen içsel bir modernist anlatı olarak nice cevherlerle dolu ve bakış açısını kitabın başlarında benimserseniz, gayet akıcı bulma olasılığınız da yüksek. 


J.R.R.Tolkien - Bitmemiş Öyküler

Yayımlandığına hem kızdığım hem sevindiğim öyküler. Tolkien bitirseydi başyapıt olabilirdi öykülerin bir kısmı. Bir kısmının ise, özellikle Turin Turambar'ın öyküsü gibi bölümlerin yayımlanmasına hiç gerek yokmuş. Tuor da öyle keza; Silmarillion'da yetip de artmıştı bu bölümler. George R.R.Martin'in de kesin ilham kaynaklarından biridir bu Hurin'in Çocukları'nın Oedipus'tan hallice öyküleri. Galadriel ve Celeborn'un öyküsü, Gandalf'ın Bilbo konusunda cüceleri ikna çabaları, yüzüklerle ilgili yolculuklar, yüzük tayfları ve büyücülerin kökenleri gibi Tolkien evreninin alamet-i farikalarının ise Tolkien evrenini sevenlerin kaçırmayıp bayılacağı kesin. 



2015'in benim için en önemli kazanımlarından birinin Kindle Paperwhite olduğunu yazının ilk bölümünde söylemiştim. H.P.Lovecraft öykülerinin çoğunu Kindle'dan okudum. Lovecraft öykülerindeki sürekli öte dünya arayan karakterlerin tekinsiz yolculuklarını okumak iyiydi, güzeldi de, Lovecraft bir Poe değil. Farklı etnik kökenlerinden olan insanları hep bir kötücüllükle bütünleştirdiğini görünce de yazardan soğumamak elde değil. 2016'da Lovecraft'ın bütün öykülerini bitirir miyim, bilmiyorum ama Charles Dexter Ward vakasını mutlaka okumayı planlıyorum.

Herkese iyi okumalar ve güzel bir yıl diliyorum.

2015 Kitap Güncesi Bölüm I
2014 Kitap Güncesi  
2013: Kitaplar




 

Hiç yorum yok: