Perşembe, Aralık 29, 2016

2016 Kitap Güncesi


Neyse ki bol kitaplı bir yılın daha sonuna geldik. 2016'yı 108 kitapla kapatıyorum. Uzun bir girizgaha gerek olduğunu düşünmüyorum. Yıllardır takip edenler okuduğum sıraya göre yıl boyunca sevdiğim kitapları anmak için bu yazıları yazdığımı bilirler. İlk kez okuyanlar/görenler de kitap ve favoriler etiketlerine tıklayarak önceki yazıları görebilirler. Burada Goodreads'de 4 ve 5 yıldız verdiğim kitaplardan bahsettiğimi de eklemem gerekir elbette. 

M Treni - Patti Smith



Yıla Patti Smith'le başlamışım. Yazarlığını müzisyenliğinden daha çok sevdiğimden bahsetmiş miydim? Bir deja vu hissi geldiğine göre bahsetmişimdir mutlaka. Smith'in yalnızlık hikayeleriyle birleşen geçmişe yolculukları Çoluk Çocuk'tan daha çok etkiledi beni. Çok vurucu şeylerden bahsediyormuş gibi görünmese de açıp tekrar tekrar okunabilecek anlatılardan birine dönüşüyor M Treni. Patti Smith "Ne yazsa okuruz" kontenjanına gireli çok oldu.

 Bisikletçi Kumpası - Svetislav Basara

bisikletçi kumpası ile ilgili görsel sonucu
Bu kitaba gereken ilgiyi göstermediniz sanki. Deneyseldir, postmodern bir abartılar yığınıdır diye korktuysanız çok şey kaçırıyorsunuz. Çekinerek başladım, yılın en eğlenceli kitaplarından biriyle karşılaştım. Basara'nın dil oyunları ve kitabın kurgusu gayet okunası.

Anna Kavan - Buz



"Bilmemnerenin Kafka'sı", daha doğrusu "Bilmemnerenin dişi Kafka'sı" şeklindeki rezil klişelikte etiketlere maruz kalmış yazarlardan Anna Kavan'ı da çekinerek okumaya başladım haliyle. Cinayet romanı gibi başlayıp post apokaliptik bir yolculuğa dönüşüyor. İlişkilerdeki saplantılar, kahramanlığın sorgulanışı, düşsel bir varlık olarak sunulan kadın karakterin düşündürdükleri romanın vaat ettiklerinden bazıları. Gerçek ve hayalin iç içe oluşundan hoşlanmıyorsanız sevmeyebilirsiniz. Üslup ve bakış açısı etkileyici. 



Yaşama Tutkusu - Irving Stone 

irving stone yaşama tutkusu ile ilgili görsel sonucu

Irving Stone Van Gogh'un yaşamını öyle güzel hakkını vererek anlatıyor ki, sanatçıya olan sevgimiz birkaç kat daha artıyor bu kitap aracılığıyla. Gözleriniz dolu dolu olmadan ayrılmak mümkün olmuyor kitaptan en sonunda. Gördüğüm en güzel kardeş ilişkilerinden birini Vincent ve Theo Van Gogh arasındaki mektuplara dayanarak anlatıyor. Van Gogh'u seviniz, bu kitabı seviniz, Irving Stone'un biyografilerine gereken ilgiyi gösteriniz.

Theo'ya Mektuplar - Vincent van Gogh

vincent and theo grave ile ilgili görsel sonucu

Bir önceki şahanelikten sonra mektupların asılları da okunmalıydı mutlaka. Vincent van Gogh'un günlük yaşama ve sanata ilişkin görüşlerini okuyoruz ve sonra yandaki resmi hatırlayıp hüzünleniyoruz. Ölüm tarihlerine bakarak, "Hiç değilse çabuk kavuşmuşlar," düşüncesiyle avunuyoruz.


Beton - Thomas Bernhard

Thomas Bernhard ve içsel monologlarla ilerleyen romanlarından Beton insan sevmezliğimizi pekiştirme işlevi görüyor. Toplumun ikiyüzlülüğüne dair beklediğim kadar bunaltıcı gelmeyen bir anlatı.

Merhamet - Toni Morrison

toni morrison merhamet ile ilgili görsel sonucu

Toni Morrison denince ilk akla gelen romanları The Beloved/Sevilen ve En Mavi Göz oluyor. En Mavi Göz'ün sarsıcılığından ve yazarın bakış açısından etkilenmemek elde değildi. Yine bu yıl okuduğum Sevilen için ise aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Onu ne kadar sevemediysem Merhamet'i de o kadar sevdim. Kölelik döneminde karakterlerin bakış açılarıyla anlatılan bir hikaye, bilinç akışı, pek sevilesi olmayan karakterler, okura beklediğini vermekle ilgilenmeyen bir yazar, dokunaklı bir gerçeklik hissi. "Sevilesi" gibi görünmese de etkileyiciydi Merhamet.

Özgür İnsanlar - Halldor Laxness


Gördüğüm en inatçı roman karakterlerinden biri olan Bjartur'la bağımsızlığı sorguluyor İzlandalı yazar. İzlanda'nın kendine özgü coğrafyasıyla modern toplumun getirdikleri arasında kalan insanların öyküsü İzlanda'nın yerel inanışlarıyla iç içe anlatılıyor. 

Karasevdalılar - Javier Marias

Marias karakterleriyle ve kurguyla oynamayı seviyor. Baş döndürücü bir içsel gerilim Karasevdalılar. Marias doğru zamanda okunduğunda daha çok keyif verecek yazarlardan.

Göremediğimiz Tüm Işıklar - Anthony Doerr



Konusuna, karakterlerine ve 2.Dünya Savaşı atmosferine bakınca Kitap Hırsızı'nı andırsa da, ondan daha farklı tatlar da bulabileceğiniz bir roman. Gözleri görmeyen Marie Laure ile Alman yetim Werner'in paralel anlatılan hikayelerinde Marie Laure'un hikayesini daha çok sevdim. Yazar Werner'in öyküsünde Nazilere ilişkin beklenen eleştirel tavırlarını yansıtmasına rağmen, Marie Laure'un hikayesi kadar etkili gelmiyor Werner'in bölümleri - en azından benim açımdan böyle oldu. 
İki öykünün kesişeceğini bu noktaya kadar anlamışsınızdır. İki karakterin öyküsü en sonunda kesiştiğinde "tesadüflerin masalına" pek yüz vermediği için artı puan kazanıyor. 



Şimşekler - Jean Echenoz

Tesla diye geldik. İyi ki de gelmişiz. Echenoz'un Bir Yıl adlı kısa romanı kadar tadı damakta bırakmıyor ama söz konusu olan Tesla'nın biyografisi ve hakkını vererek anlatıyor, bir çırpıda okutuyor.

Polonya'da Bir Kuş Var(Avrupa Eğitimi) - Romain Gary


Romain Gary deyince akan sular duruyor diyenlerdenseniz bu romanını da kaçırmazsınız. Polonyalı direnişçilerin öyküsünü kendisinden beklenen sarsıcılıkta anlatıyor yazar. 

Küçük Adam Ne Oldu Sana - Hans Fallada

Hans Fallada 20.yüzyılın en iyi romancılarından biridir ve hakkı daha fazla verilmelidir. Romanın çok sade bir anlatımı var. Ekonomik krizi, yoksulluğu ve sefaleti melodrama kaçmadan hayatta kalmaya çalışan bir çiftin hikayesi aracılığıyla anlatıyor yazar. Başyapıt olmasa da Almanya'daki 2.Dünya Savaşı öncesi dönemi görmek için okunabilir. Yazarın daha da iyi bir romanı için yazının sonuna gidiniz. 


Neden - Kiler - Nefes - Thomas Bernhard




Bernhard'ın otobiyografik beşlemesinin ilk 3 kitabını okudum. Neden-Bir Değini ve Kiler-Bir Kaçış'taki toplum, eğitim sistemi ve faşizm eleştirileri Salzburg gibi güzel bir yerin kapkaranlık iç yüzüne ayna tutuyor. Nefes'te hastalığıyla ölümü sorgularken artık Bernhard'ı okumaya ara verme zamanının geldiğine karar verdim. Zira arka arkaya okunduğunda dünya üstünüze üstünüze gelebilir. Faşist eğitimle din odaklı eğitim arasındaki kayıp gençlik, kayıp ruhlar zaten tanıdık gelecektir.

Çoluk Çocuk - Patti Smith



Bir partiye gidiyorsun. Yanından Jefferson Airplane'in vokalisti Grace Slick geçiyor. Merdivenlerde otururken yanına Jimi Hendrix gelip çöküyor. Bize fantezi olan kiminin gerçeği oluyor. Patti Smith'in yalınlığı ve dürüstlüğü, "Ne yazsa okurum" dedirtiyor. Aşk ve dostluğun iç içeliği söz konusuyken de gerçekçilikten uzaklaşmaması ve samimiyeti kitabı özel kılıyor. İleride tekrar ziyaret etmekte sakınca görmeyeceğim bir kitap Çoluk Çocuk.

İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden - Grace Paley



Herkes sever mi karar veremediğim öyküler. Kadınların günlük hayattaki sıkıntılarına alaycı bir yaklaşımı var. Carson McCullers'ın daha az kasvetli hali gibi. Kapak pek hoş.

Dert Yorumcusu - Jhumpa Lahiri



Nadir Kitap'tan edinip okuyabildim. Saçında Gün Işığı çok iyi romandı. Bu kitaptaki öykülerin her biri iz bırakıyor. Göçmenlik ve bir kültür ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Bu konudaki klişelere yüz vermeden sıradan hayatların karmaşıklığını gün yüzüne çıkarıyor. 2017'de Adaş'ı bulup okuyabilmeyi umuyorum. Jhumpa Lahiri'nin yalın güzellik diye anılabilecek bir tarzı var. O kadar abuk subuk yazarlar gündemdeyken Jhumpa Lahiri'nin kitaplarının baskısının tükenmekle kalması ve tekrar baskılarının düşünülmemesi haksızlık.


Bir Yazarın Günlüğü - Virginia Woolf



Bu yıl Woolf'un günlüklerini okuyarak sevdiğim bir yazarın günlüğünü okuma hedefime ulaştım. Darısı Katherine Mansfield'ın Bir Hüzün Güncesi'nin başına. Ayrıca John Cheever'ın günlüklerini de okumak isterim. Everest Yayınları'na duyurulur!

Woolf'un günlüklerinde fazlasıyla kasvet bulacağımı sanmıştım. Elbette neşeli harikalar diyarı da değil yazarın günlükleri. Günlük hayat kaygıları, kitaplarının gördüğü/göremediği ilgiye ve eleştirilere karşı düşünceleri, kitaplarını yazma süreci yer alıyor bu günlüklerde. Woolf'un yaşamına somut bir şekilde tanıklık etmemizi sağlıyor. Öldüğü yıl ya çok az günce yazmış, ya da Leonard Woolf yayınlatmak istememiş olabilir. Sylvia Plath'in günlükleri kadar coşkulu bir melankoliden ziyade daha dingin ve içe dönük bir melankoli var Woolf'un güncelerinde. Okumadığım birkaç Woolf romanı daha olduğunu da yüzüme çarptı günlükler. Bkz. Voyage Out ve Jacob's Room.

Terk Edenler ve Kalanlar/Kayıp Kızın Hikayesi - Elena Ferrante


Ferrante'nin dörtlemesinin son iki kitabıyla seriye veda etmek kolay olmadı. Lila ve Lenu'nun epik hikayesine buruk bir finaldi. Ferrante zehir zemberek diyaloglarla, tırnakları yedirten olay örgüsüyle, ikiyüzlü ve maço bir dünyanın kadınlarının psikolojik şiddetle örülü yaşamlarını sergilemesiyle pek çok seriden farklı dertleri olan bir yolculuk sunuyor okura. Buruk diyorum ama aslında her şey olması gerektiği gibi/karakterlere uyacak şekilde sona erdi. Böyle güçlü bir seriyle tekrar karşılaşır mıyım, emin değilim. Ferrante'nin kendisinin de diğer kitaplarında tekrar aynı etkiyi yaratabileceğini sanmıyorum. Son olarak, bu serinin kitap kapaklarının yüzeyselliğinden şikayet etmeden geçemeyeceğim. Kitap kapağı deyip geçmemeli. Yazarın alaycılığına daha uygun kapaklar olmalıydı.

Camdan Kale - Jeannette Walls

Okurken tıpkı bir Amerikan bağımsız filmi izler gibiydim. Sonra öğrendim ki, filmi zaten çekilmiş bile. Yakında izleriz. Enteresan bir aile, kendi yağında kavrulan çocuklar, Amerikan kasabaları ve yollar. Cins anne babanın yaşattığı avantajlar ve dezavantajlar. Sürükleyici ve şaşırtıcı bir anı kitabıydı. İşlevsiz aile hikayeleri bir başka güzel. 

Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın - Jeannette Winterson



İnsan Winterson gibi duygusal yoğunluğu yüksek romanlar yazan bir yazarın anılarını okumadan önce bir soluk alıp silkelenmeli. Bildiğimiz yaratıcı üslup ve kurgu yine var ama romanlarından daha çok sevip etkilendim ister istemez. Baskıcı bir anne, tutucu bir çevrede farklı bir cinsel kimliğe sahip olmak, evlatlık çocuk olmak ve tüm bunların yetişkinlik yaşamına etkileri. 70'ler-80'ler İngiliz işçi sınıfı atmosferi. Edebiyat sevgisi ve aşkın zor yanlarına ilişkin düşünceleri. Böyle bir ortamdan çıkan öfkeli, isyankar ve hüzünlü bir yazar. Ayrıca yılın en güzel kitap isimlerinden birine sahip kitaplarından.


Hayatım - Marc Chagall



Marc Chagall'ın bu kez kendine özgü üslubunu otobiyografisinde görüyoruz. Daha doğrusu yaşamının kısa bir bölümünü anlatıyor Jaguar Kitap'ın bu güzel baskısıyla çıkan kitabında. Zor şeyler yaşadıkları, birçok çileden geçtikleri halde mizahi bakış açılarını elden bırakmayan yazarlara bayılıyorum. Marc Chagall da çocukluğunu, sanatçı kimliğini kabul ettirme çabalarını, toplum baskılarına karşı tavırlarını hem şiirsel hem eğlenceli bir üslupla anlatıyor. Şaheserlerinin habercisi çizimlerini de es geçmemeli.

Müzikhol - Gaetan Soucy

Enteresan bir deliliğe sahip bir yazar Gaetan Soucy. Fantastik ve absürt öğeleri gözümüze çok sokmayan, 1920'lerde geçen kendi Şarlo'suyla güldüren ve yer yer üzen, biraz çatlak ve şaşırtıcı bir roman Müzikhol. Steampunk tadı da alabilirsiniz.

Köpek Kalbi - Mikhail Bulgakov

Usta ile Margarita'nın hayranı değilim. Bulgakov'un kısa yapıtları daha çok hoşuma gidiyor. Köpek Kalbi Makas Eller'in hüzün yerine kara mizah tadı verilmiş hali gibi. Politik göndermelerle birlikte tabii ki.

Anton Çehov Öyküleri



Yılın "Ölmeden önce okunacaklar listesinden bir kitabı" kategorisinin bu yılki seçimi Çehov öyküleri oldu. İlkbaharın bir kısmını Çehov öyküleriyle geçirmiştim. Öykülerin ardından Vanya Dayı ve Üç Kızkardeş oyunlarını da nihayet okuyabildim. Mutluyum, huzurluyum. Şimdiki hedefim ileride başyapıt olduğunu düşündüğüm bazı öykülerini tekrar okumak. Gözden geçirilmiş ve daha iyi bir çeviriyle yeni basımlar çıkarsa neden olmasın.

Saka Kuşu - Donna Tartt


4 yıldız vermiştim ama kitabın ilk yarısı 5, ikinci yarısı 3 yıldız desem daha doğru olur. Yazar ilk yarıda vaat ettiklerini ikinci yarıda gerçekleştiremiyor maalesef. Theo Decker ve annesinin hikayesinde sanat ve güzellik anlayışıyla ilişkimiz ya da sanatla aranan ölümsüzlüğü vurguluyor Donna Tartt. Boris ve Theo arasındaki dostluğun hakkının kitabın sonlarında yeterince verilmemesi, Theo'nun platonik aşkı kızıl saçlı Pippa yerine sayfalarca sıkıcı Kitsey'nin öne çıkarılması, Theo'nun hikayesinin bir noktadan sonra heyecan vermemesi ve romanın gereksiz uzaması bu büyüme hikayesinin olumsuz yanları. Yazar bir röportajında karakterlerinden ayrılmak istemediği için romanlarını uzun tuttuğunu söylemiş ancak bunu yaparken karakterlerine bir iyilik yapmadığını fark eder umarım. Böyle anlatınca kitabı sevmediğim sonucu çıkabilir ortaya ama Donna Tartt gençleri iyi anlatan bir yazar ve okuru da avucunun içine almasını iyi beceriyor. Filmi yapılırsa Boris'i "Bende şeytan tüyü var" dedirten bir oyuncunun canlandırmasını bekliyorum.

Dünyaya Düşen Adam - Walter Tevis


Toplumun yozlaşmışlığını vurgulayan bilim kurgu romanların tadı bir başka oluyor. Dünyanın ne kadar da gereksiz bir yer olduğu düşüncemi Arrival'la birlikte pekiştiren yapıt oldu bu sene Dünyaya Düşen Adam. Dünyayı ziyaret eden dünya dışı bir varlığın -uzaylı demeyelim artık bir zahmet- Amerikan saçmalıkları karşısında benliğini ve ruhunu yitirişinin buruk hikayesi. Filmin kitaptan farklı olduğunu duyduğumdan ve tabii Bowie'yi karşımda görünce gözyaşlarına boğulurum korkusuyla filmi henüz izlemedim. 2017'nin hedeflerinden olsun bu da madem.

Yaşam ve Ölüm Yorgunu - Mo Yan


Baş döndürücü bir Mo Yan romanı daha. Bir yandan kahkahalar atmak, bir yandan da hüngür hüngür ağlamak istiyorsunuz okurken. Büyülü gerçekçilik etkisiyle Çin'deki toplumsal reformları bol şenlikli karakterlerle anlatıyor Mo Yan. Tıpkı Halldor Laxness'ın Özgür İnsanlar'ı gibi bağımsız birey olmanın önemini vurguluyor.

Yaşamak - Yu Hua




Çin edebiyatından bir diğer güzel örneği Jaguar Kitap sayesinde okuduk. Kültür Devrimi'nin getirdikleri ve götürdükleri üzerine fazlasıyla hüzünlü ve sade bir anlatıma sahip bir roman. Kitabı sevenler Zhang Yimou'nun uyarlamasını da kaçırmamalı. Filmde bazı noktalarda olumlu yönde farklılıklar göreceksiniz.

Doppler - Erlend Loe

Bu yıl okuduğum en komik kitaplardan. Toplumdan izole olup doğada bir geyikle yaşamaya çalışan bir adam medeniyetten ne kadar kaçabilecektir? Medeniyetten kaçıp doğaya sığınan bir karakterin hikayesini bu kez İskandinav mizahıyla okuyoruz. Kinikliğin her zaman değil ama bazen çok eğlenceli olabildiği örneklerden.

Küçümseme -Alberto Moravia

İkiyüzlü orta sınıf ahlakı ikiyüzlü entelektüellikle birleşince ortaya çıkan varoluşsal kopukluğu bir evlilik ekseninde Moravia doludizgin psikolojiyle anlatıyor. Yaşananların bir erkeğin bakış açısından içe dönük bir tavırla anlatılması aradığım etkiyi vermez sanıyordum. Neyse ki öyle olmadı. Emilia'nın erkeklerin dünyasında görünmezleşmesini hüzünlü bir biçimde vurguluyor Moravia. Godard'dan zaten biliyorum deyip romanı okumaya üşenmek büyük hata olacaktır.

Teke Şenliği - Mario Vargas Llosa

Bir diktatörün hikayesi diktatörün kendisinin de dahil olduğu karakterlerin bakış açısıyla muazzam bir romana dönüşüyor. Birçok yönüyle sanki günümüz Türkiye'sinden manzaralar okuduğunuzu hissediyorsunuz. Bazı şeyler hiç değişmiyor isimler ve yüzler dışında. Mario Vargas Llosa'yla tanışmam geç gerçekleşse de sonunda tam on ikiden vurdum. 

Dünyanın Merkezine Tünel Kazmak- Kevin Wilson



Fang Ailesi'nin yazarından öyküler çıkacak da okumayacağız öyle mi? Öykülerin çoğunu sevmem şaşırtıcı olmamalı. Kapak da zaten Wes Anderson'ı çağırıyor. Bilmem anlatabildim mi!

Yıldızın Saati - Clarice Lispector



Bu yıl okuduğum en kendine özgü yazarlardan biri Clarice Lispector. Okura kolaylık sağlayacağım diye uğraşmazken tepeden bakan bir tarafı da yok. Kısacık ama etkisi büyük bir roman Yıldızın Saati. "Sonsuzluk her şeyin tam bu anki durumudur."

Canım Aliye, Ruhum Filiz - Sabahattin Ali

Sabahattin Ali'nin mektupları romantik başlayıp gerçekliğin çölüne yenik düşen bir biçimde ilerliyor. Evliliğin getirdiği hüzünlerden ziyade Sabahattin Ali'nin yaşadığı baskıları sezdirmesi bakımından hüzünlü geldi bana. Bazı şeyler hiç değişmiyor demiş miydim?

Korkuyu Beklerken - Oğuz Atay: 4,5/5

Her okunduğunda yeni bir şeyler keşfedebildiğimiz bir yazarımız var. Daha ne olsun.

Bir Zamanlar Hayat Bizimdi - Marian Izaguirre



İspanya'da geçtiğinden mi, bir kitapçı dükkanının söz konusu oluşundan mı, geçmişe dönüşlerle anlatılan gizemli bir öykünün anlatılmasından mı, yoksa bütün bu nedenlerle mi bilmem, Rüzgarın Gölgesi'ni anımsatıyor. Sevdiğim tarzdaki romanlardan kısacası. Üstelik Seda Ersavcı'nın özenli ve akıcı çevirisiyle okuyoruz.

Peruk Gibi Hüzünlü - Yalçın Tosun

Tanıştığımıza memnun oldum sevgili Yalçın Tosun. Diğer öykülerinizle 2017'de tekrar görüşmek üzere.

Bir Ölüm Bağışlamak - Marguerite Yourcenar

Marguerite Yourcenar etkili ve duygusal yoğunluğu fazla bir novella okuma isteğimi karşıladı. Derinlik güzel şey.

Acımasız - Karin Slaughter

Will Trent serisinin 3. romanı elimden bırakmak istemediğim sürükleyici bir polisiye okuma isteğimi karşıladı. Bu kez daha sert, Will Trent ve Faith Mitchell için de her şey daha zorluydu. Bürokrasinin saçmalıklarına karşı tavrını göstererek sistem eleştirisi yapmayı da ihmal etmiyor Karin Slaughter. Bitince bir burukluk hissettiren polisiyelerden.


Sular Çekildiğinde - Arnaldur Indridason

Dan Brown ve türevleri gibi komplo teorileri yerine bu polisiyeleri okusanız keşke. İzlanda polisiyesi dediler geldik. Sonuçtan da çok memnun kaldık. Aşırı DNA odaklı olmayan eski usul polisiye sevenler mutlaka denemeli. Kendi geçmişiyle boğuşan ve düzenle dertleri olan dedektifleri sevenler de. Arka planda İzlanda'ya dair birçok romandan daha fazlasını bulmanız da mümkün. Bu seri maalesef sırasıyla ve tamamen bizde henüz  yayımlanmış değil fakat gördüğüm kadarıyla sırayla okunmayı gerektirmiyor. Sistem eleştirisini magandalık övgüsüyle karıştıran ülkemiz yazarlarıyla vakit kaybedeceğinize Arnaldur Indridason ve Karin Slaughter gibi yazarları okusanız daha çok kazancınız olacak da işte beni dinleyen kaç kişi ki.


Palomino Molero'yu Kim Öldürdü - Mario Vargas Llosa



Muazzam Teke Şenliği'nden sonra Llosa'dan bir kitap daha okumak icap etti. Kırmızı Pazartesi'yi seven bunu da sevdi. İyi kurgulu, eleştirel, toplumsal eleştirili bir cinayet hikayesi söz konusu.

Kuşlar - Tarjei Vesaas



Hep Buz Sarayı'nı duyuyordum ama önce bunu okumak istedim. Pek güzel bir dili var yazarın. Anlatımın berraklığının yanında, Norveç kırsalı, abla kardeşin hikayesi, Mattis'in iç dünyası ve unutulmaz final Kuşlar'ı etkileyici kılan özellikler. Minimalizmin yıkıcı olduğu örneklerden.

Büyükanneler - Doris Lessing

Hepsi iyi 4 kısa romandan Victoria ve Staveney Ailesinin öyküsü bu yıl okuduğum en iyi öykülerden biriydi. Canım Lessing.

Tüneldeki Çocuk ve Kumpanya - Sait Faik Abasıyanık

Sait Faik ve yaşama sevinci bir araya gelince harika bir sonuç elde edildiğini biliyoruz. Bir Sait Faik hikayesi okumadan önce nelerle karşılaşacağımızı da aşağı yukarı biliriz. Sıradan hayatların olağanüstü anlarını getirir akla. Fakat Kumpanya özellikle şaşırttı beni. Daha okunacak başka Sait Faik öykülerinin de olması iyi bir şey.


Elmalar Diyarı - John Cheever



Cheever'ın üst orta sınıfta geçen hikayelerinin her detayı değil belki ama sarsıcı anları hala aklımdadır. Yabancılaşmayı ve sıradan yaşamın tekinsizliğini vurgulayan yazarlara ayrı bir sevgim var. Elmalar Diyarı'ndaki kimi öyküler tam da bildiğimiz Cheever dedirtirken, kimileri de şaşırtıyor. "Amerika'nın Çehov'u" yakıştırmasının bir adım önüne geçiyor. Şunun bunun Kafka'sı, bilmemnerenin Çehov'u yakıştırmalarının artık bitmesi gerektiğini söylemiş miydim?

Onlar Yoktu (Twilight Eyes) - Dean Koontz


Bu kitapla ilişkim tamamen keyfi. Lisede okuduğum bir kitabı tekrar okuma isteğinden çıktı ortaya. O zaman ben de her yerde iblisler gören bir ergen olduğum için kitaba bayılmıştım. Sonradan Supernatural dizisine ilham kaynağı olduğundan kuşkulandığım kitaba yeniden bir bakmak istedim. Bu kez kitabın ikinci yarısını eskisi gibi beğen(e)medim. Duygusal bağımın azaldığını söyleyemem ama sonlara doğru ruhsuz buldum. Korku-gerilim romanları belli bir ruhtan yoksun olmamalı.

İtiraflar - Kanae Minato



Vay be kardeşim! Bu nasıl bir kurguydu, ne muhteşem bir intikamdı, kötülüğün sıradanlığına çekincesiz bir vurguydu, eğitim sistemi kuklası haline getirilen çocuklara bir yazıklanmaydı ve geleneksel değer yargılarına acımasız bir taşlamaydı. Kanae Minato iyi bir twistin nasıl olması gerektiğine dair ders veriyor. Kayıp Kız'ı övüp durana kadar Kanae Minato okuyun. Yer yer anime-manga etkili filmi de romana sadık oluşuyla artı puan kazandı. DİĞER KİTAPLARI DA LAZIM!

Çocuk Yasası - Ian McEwan


Ian McEwan adalet sistemini, inanç-adalet ilişkisini ve çocuk haklarını sorgularken yine sarsıcı bir roman kazandırmış bizlere. Hakim Fiona'nın bakış açısı ve iç dünyasına da tanık oluyoruz. Sonunda okura fazla yüz vermiyor Ian McEwan ve "Lütfedip biraz düşünün," diyor. İyi de yapıyor.

Öğle Yemekleri - Evelio Rosero

Kutsallık imgelerinin örtemeyeceği pislik yoktur diyen kimdi? Fazlasıyla tanıdık tavırların sergilendiği kilisede çare rahibelerdedir. Tavır ve kurgu harikuladedir. Çeviri ve kapak de pek güzeldir.

O - Stephen King


King okurken eğlenirim, bazen duygulanırım ve eninde sonunda ürkerim. Bu epik romanında da hepsini birden yaşadım. Palyaçoları hiçbir zaman sevimli bulmadım ki zaten. Stephen King'in çocukların dünyasını da çok iyi anlayan ve anlatan bir yazar olduğu unutulmamalı artık. Tek rahatsızlığım, korku-gerilim kitaplarının çevirilerine hala yeterince özen gösterilmemesi.
Yeni uyarlama yolda.

Pastoralya - George Saunders

Saunders'ın kara mizah öyküleri tüketim toplumuyla dalga geçerken alabildiğine yalnızlığımızı hatırlatıyor. Kevin Wilson'ın öykülerindeki karakterlerle birlikte bu yıl karşılaştığım en kendine özgü karakterlere sahip hikayeler.

Tanrısız Gençlik - Ödön von Horvath



Eğitime atılan tekmenin sonuçlarının geri dönüşünün olamayacağına dair müthiş bir faşizm eleştirisi. Bu yıl okuduğum en iyi 5 kitap listesi yapsaydım Tanrısız Gençlik ilk 5'te yer alırdı.

Körler Ülkesi - Jess Walter

Polisiye gibi başlıyor, Clark Mason'ın itiraf raporuyla gerilim yüklü bir büyüme hikayesi olarak devam ediyor, bir adamın hayatını sorgulamasıyla sona eriyor. Böyle anlatınca Saka Kuşu'nu hatırlatıyor ama onun daha iyi bağlanmış bir versiyonu sayılabilir. Tanrısal anlatıcıdan ziyade zaaflarının farkında olan anlatıcıları sevdiğim için hoşuma gitti. Elimden bırakamayacağım, içinde kaybolacağım bir roman lazım diyorsanız buyurun.

Albemuth Özgür Radyosu - Philip K. Dick 


Albemuth Özgür Radyosu okuduğum birçok distopyadan etkiliydi. Üstelik yazar kendisini de romanına dahil ediyor. Karşıt görüştekileri mimlemek için kullanılan sahte bir örgüt, baskı altındaki medya, fişlenen sanatçılar, muhbirlik sistemi. Umut dünya dışı varlıklarda mı acaba? Kitaptan bahsediyorum ama ben gitmeyin bir yere!


Joseph Walser'in Makinesi ve Bir Adam - Klaus Klump - Gonçalo Tavares



Tavares nereden baksanız ilginç bir yazar. Fazlasıyla kendine özgü. Beyefendiler romanıyla - pek de roman sayılmaz aslında- mutluluğumuz tavana vurmuştu. Krallık dörtlemesinin ilk iki kitabı bu aynı baskıda yer alıyor. Ortalığı toz dumanın götürdüğü bir ülkedeki tuhaf karakterlerin iç dünyaları aracılığıyla zaman zaman gerçeküstü öğelerle yaşanan olaylar yer alıyor. Klaus Klump'ın öyküsünü daha çok sevdim. Beyefendiler kadar sevip bağrıma basmadım ama okuduğum için memnun ve mesudum.

Aşık Bir Adam - Karl Ove Knausgaard


"Knausgaard'ın detaycılığı zaman zaman yorsa da, gözlemciliğini, yaşama bakış açısını, günlük hayatla içe bakış arasındaki çelişkileri vurgulamasını, edebiyat ve sanatla ilgili düşüncelerini okumak güzel. Kaygılarının kimi zaman evrensel, kimi zaman da kendine özgü bir duyarlılıkla yoğrulduğunu düşündüm okurken" diye yazmıştım Goodreads'e. Buraya şunu da ekleyeyim: Knausgaard'ın bu kadar çok okunmasının nedenlerinden biri sıradan hayatını sayfalar boyunca okutabilme becerisiyse, diğer bir nedeninin de "Bakın ben bu kadar yakışıklı olduğum halde her şeyi bu kadar açıkça yazabiliyorum" tavrı olduğunu düşünmüyor da değilim. "Fakat niye 4-5 tane çocuk istiyorsun be adam?" şeklindeki magazinel sorumun ardından bu bahsi kapatabiliriz. Okuma zevkine güvendiğim dostlardan Çocukluk Adası'nın ilk iki kitap kadar etkili olmadığını duydum. Bakalım. Sonuçta tüm kitapların birbirinden bağımsız okunabildiği bir seri. Biyografi denince sıradışı anılar arıyorsanız Knausgaard size göre olmayacaktır ama günlük hayatın olağanüstü anlar yaşayabileceğimiz tek hayat olduğunu düşünüyorsanız seversiniz. 

İtiraf Ediyorum - Jaume Cabre

Kesinlikle herkese önerebileceğim bir kitap değil kurgu açısından. Düşünün ki, yazar aynı paragraf içerisinde zaman atlamaları yapıyor, bir karakterin hikayesinden diğerine geçiyor ve dev bir bulmacaya dönüştürüyor romanını. Despot bir ailede büyüyen Adria'nın hüzünlü yaşamıyla 2.Dünya Savaşı'ndaki bir Nazi doktor, Orta Çağ'dan bir engizisyon sorgucusu ve Avrupa'nın kapkara tarihi bir kemanın ardındaki gizemde birleşiyor. Yazarın anlatımına bazen kızdım, bazı bölümleriyse epey sevdim. Eski kitaplara, antikalara, dillere olan sevgisini hiç yitirmeyen bir karakterin saplantılı hikayesini okumak güzeldi yine de. Katalan edebiyatıyla tanıştığım için memnunum.

Grotesk - Natsuo Kirino

Minato'nun İtiraflar'ını seven bunu da sevdi. İtiraflar'ı daha çok sevmiştim zira Grotesk'teki bazı karakterlerin, özellikle Yuriko'nun yüzeysel kaldığını düşünüyorum. Fakat ikisi de güçlü gerilim romanları. Grotesk'te de gerilimden fazlasını bulacağınızı söylememe gerek var mı? Aile sevgisizliğiyle çarpık eğitimin bireylerin yaşamlarına ölümcül ve karanlık etkileri söz konusu olan. Birkaç karakterin bakış açısıyla, geçmişe dönüşlerle, mektuplarla ve itiraflarla ilerleyen romanda, Çinli göçmen Zhang aracılığıyla iki ülke arasındaki farklara ve Çin'in kalabalık nüfusunun yarattığı sorunlara da tanık oluyoruz. Toplumun karanlık yüzünü fahişeliği seçen kadınlarla açığa çıkarıyor yazar. DİĞER KİTAPLARI DA LAZIM!

Ölülerle Konuşmak - Meltem Gürle

"Tutunamayanlar'ı çok seviyorum ama tekrar okumaya vaktim yok" diyorsanız, Ölülerle Konuşmak sizin için yazılmış sayılabilir. Joyce, Shakespeare, Dostoyevski gibi yazarların eserlerine göndermelerle bu yazarların eserlerinin Tutunamayanlar'a nasıl yansıdığını anlatıyor Meltem Gürle. Tutunamayanlar'ı sevmiyorsanız bile yazarın bireyin yalnızlığını, modern toplumları, doğu batı çatışmasını irdelediği bölümler zevkli bir okuma vaat edecektir.

Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu - Laura Esquivel 

Acı Çikolata Latin Amerika'nın Eat Pray Love'ı izlenimi verdiği için okumamış, o meşhur kitapla ilgilenmemiştim. Önyargı diyebilirsiniz. Yazarın "Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu" gibi doğru bir isimle ve şahane bir kapakla çıkan yeni romanı tam on ikiden vuruyor. Lupita ütü yapmayı, çamaşır yıkamayı, dans etmeyi, yalnızlığı, çıngar çıkarmayı, soru sormayı seven, bir gün bir cinayete tanık olunca etrafındaki yozlaşmış patriyarka toplumunda hayatta kalmaya çalışan, bunu yaparken kendi geçmişini ve benliğini de sorgulayan, epey zor şeyler yaşamış olmasına rağmen hayattaki sevdiği şeylere tutunmayı bırakmamış şahane bir karakter. Son zamanlarda karşıma çıkan en iyi karakter portresi. Hep erkeklerle bütünleşen tavırların yüceltilmesinden sıkıldıysanız, yazarın temizlik, çamaşır vb. gibi kadınlarla anılan ev işlerini küçümsemeden karakterine ve romanına yedirmesini de takdir etmelisiniz.

“Çamaşır teknesinin adalet sistemi amansız ve demokratikti. Çamaşır yozlaştırılmaya fırsat vermiyordu. En kötü kirler bile, alçakça tasarlanmış çıkarlar araya girmeden, su ve sabunla temizlenebilirdi. Sonra da güzelce bir ütü yapıldı mı karmaşanın izi bile kalmazdı. Her şey yerli yerine otururdu.”

Deniz Deniz - Iris Murdoch 

Deniz Deniz'in en sevdiğim Iris Murdoch romanları arasına girdiğini söyleyemem ama yazarın sürükleyici psikolojik romanlar yazmak konusunda başarılı olduğu kesin. Güya inzivaya çekilen eski bir tiyatrocunun yaşamını bir tiyatro oyununa çevirmesi sonucu yaşanan trajikomik olaylar, eski sevgilileriyle bazen bir vodvile bazen bir melodrama dönüşen anlar, pek de sevilesi olmayan bir karakterin çelişkileri ve güzel deniz tasvirleri bu romana ilişkin en çok hatırlayacaklarım arasında.

Tutku - Jeannette Winterson 

Winterson'ın tarzı bana Aslı Erdoğan'ı anımsatıyor. Yaşattıkları etki hep yoğun oluyor. Winterson Tutku'da Venedik'i birçok yazardan daha büyüleyici anlatıyor. Romanın iki anlatıcısı da romanın adının hakkını veriyorlar.

Arı Kovanı - Camilo Jose Cela


Uzun süre yeni baskı yapmasını beklediğim Arı Kovanı'nın yeni baskısını Jaguar Kitap sayesinde okuduğum için mutluyum. Yüzlerce karakterden ve iç içe hayatlardan oluşan bir kitaptan beklenmeyecek bir akıcılığa sahip. Muazzam bir dönem portresi ve Madrid panoraması.

Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam - Jean-Louis Fournier

Yazar kısa kısa bölümlerle babasını ve çocukluğunu anlatıyor. Yaşasın minimalizm dedirtiyor.

Geç Gelen Şöhret - Arthur Schnitzler

Rüya Roman kadar etkili değil ama kültürel çevrelerdeki ikiyüzlülüğü ve absürtlükleri iyi tahlil ediyor bu romanında. Okurken aklıma ister istemez bazı sosyal medya kullanıcılarının ego çatışmaları geldi.

Kurtlar Sofrasında - Hans Fallada


20.yüzyılın başyapıtlarından olduğu halde kıymeti çok da bilinmeyen bir dev roman var karşımızda. Hans Fallada'nın insan tahlilleri ve gözlemleri çok başarılı. 1.Dünya Savaşı sonrası-Naziler öncesi Almanya'daki ekonomik kriz ortamını ve toplumsal kaosu didaktik ve melodramatik olmadan samimi ve yer yer mizaha da yer veren bir bakış açısıyla anlatması büyük bir edebiyat şöleni gerçekten. Kaosun şenliğe dönüştüğü anlar paha biçilemez. Yılın son günlerinde okuduğum süre boyunca gözüm başka hiçbir şey görmedi.

Herkese iyi okumalar ve mutlu yıllar dilerim.

Hiç yorum yok: