Jim Jarmusch yüzyıllara yayılan bir aşk hikayesi kurgularken Neil Jordan’ın
vampirlerinin izinden gidiyor. Yüzlerce yıldır hayatta olan vampirlerin
günümüze uyum sağladığı, doğaüstü özelliklerinden ziyade dünyevi yönlerinin öne
çıktığı, dünyanın gidişatından umudu kesip kurtuluşu sanatta, müzikte,
edebiyatta arayan bir yaşam tarzını benimseyen Adam & Eve/Adem ve Havva’nın
öyküsü bu izlediğimiz. “Sadece Aşıklar Hayatta Kalır” derken artık kabak tadı
vermenin de ötesine geçen vampir romantizmini fazlaca ön plana çıkarmaması ve
iki karakterin de kendine has özelliklerini vurgulamasıyla artı puan kazanıyor
“Sadece Aşıklar Hayatta Kalır”.
Tesla’dan Shakespeare’e, Kafka’dan
Darwin’e birçok tanınmış yazar, sanatçı ve bilim insanıyla geçirdikleri
zamanlara yaptıkları göndermeler bir yana, vampirlerimiz için diğer sıradan
insanların zombiler olarak adlandırılmasının manidarlığı, özellikle Adam’ın
kendini dünyadan soyutlamış münzeviliğinde açıkça görülebiliyor. Vampirlerin
vampirlikleri ortalıkta dolanan “kirli kan” yüzünden bir parça tehdit altında
ve bohem ikilimiz “zombi” olarak gördükleri insanları öldürmek suretiyle
kanlarını emmenin belli ki kendileri için fazla “avam” kaçacağını düşünüyorlar.
Bir an için Jim Jarmusch’un çürümüş dünya ve yozlaşmış insanlar temasına
yöneleceğini sanıyoruz fakat Jarmusch bu temayı irdelemeye yönelmeyip
vampirlerin kişisel öykülerine dönüyor yeniden. Bu yüzden, yönetmenden o tür
bir eğilim bekleyenler hayal kırıklığına uğrayabilir.
Bir yanda Adam’ın bir gün intihar etmek için yanında bulundurduğu kurşuna
da yansıyan depresifliği ve siyahlığı, diğer yanda Eve’in canlılığı ve
beyazlığı filme hem melankolik ve umutsuz bir hava katıyor hem de her anı doya
doya yaşayıp tek bir an’da hissedilen sonsuzluğu vurgulayan bilgeliği
çağrıştırıyor; tıpkı Adem ve Havva arasındaki tavır ve karakter farklılıkları
ile tezatların güzelliğini vurgulayan sanat eseri gibi çekilmiş izlenimi veren
tüm o sahneler gibi. Adam ne denli melankolik ve içe dönükse, Eve de bir o
kadar sosyal ve neşeli bir görüntü çiziyor. Bu noktada oyunculardan bahsetmemek
olmaz elbette.
Hoşgörülü Havva ve insanlara katlanamayan Adem. Havva’nın aksine insanlarla
mesafeli, daha doğrusu yok denecek kadar az bir ilişkisi var Adem’in. Jim
Jarmusch’a özgü mizah sayesinde filmin melankolik sahneleriyle mizahi yönleri karakterlerin
farklılıklarıyla da dengelenirken, içsel ve dingin ilerleyen anlatım Eve’in kız
kardeşinin gelmesiyle biraz sekteye uğruyor. Huzur bozan baldız vampir Ava,
Vampirle Görüşme’de Kirsten Dunst’ın canlandırdığı iki erkek vampirin huzurunu
bozan çocuk vampiri anımsatıyor. Adem ve Havva’nın Detroit’ten Fas’a
kaçmalarına neden olacak gereksiz “sorunlara” neden olan baldız vampir Ava’nın
gelişinden sonra daha bilindik bir havaya bürünüyor film. Fas’ın dokusunun
filme yansıyan büyüleyiciliğiyle baldızın yarattığı hezimetten kurtuluyor
vampir aşıklar ama bu kez de “gıda sorunu” ile karşı karşıya kalıyorlar ve bazı
izleyicilerin etkileyici bulduğu bazı izleyicilerinse hayal kırıklığına
uğradığı tartışmalı final sahnesinde buluyoruz kendimizi.
Only Lovers Left Alive’ın yönetmenin en iyi filmlerinden veya en iyi vampir
filmlerinden biri olduğunu söylemek elbette abartılı olacaktır. Fas’ın dar
sokaklarında yapılan gece çekimleri, büyüleyici atmosferi, hipnotize edici
müzikleri, başarılı oyunculukları ve ideal bir vampir yaşamı izlemek isteyenlerin
ise ilk seçimlerinden biri olacağı kesin.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder