Salı, Aralık 27, 2022

2022'de Sevdiğim Kitaplar


2022'de okuduğum 95 kitap içinde en sevdiklerimi listelemek için geldim kendi köşeme her yıl olduğu gibi. Bu yıl aylık okumalarımı da düzenli olarak yazmaya geri döndüğüm için sevinçliyim. Her ay okuduklarımı, sevdiklerimi, sevemediklerimi zaten yazdığım için bir yıl sonu yazısı yazmaya gerek görmüyordum ve kendi kendimi tekrarlamak da istemiyorum fakat yıl sonu bilançosunun yerinin ayrı olduğuna karar verdim. En sevdiğim ritüellerden biri sonuçta. Yıl boyu bu kitaplardan daha önceki yazılarda ve sosyal medyada da bahsettiğim için bu yazıda özet geçiyorum, anılarıma, bahsi geçen kitaplarla geçirdiğim zamanlara dönmek de güzel oluyor. Zaman yolculuğunu seviyoruz biliyorsunuz. Bu sene beğenmediğim, ısınamadığım, hayal kırıklığı yaşadığım kitap sayısı da çoktu maalesef.  Listenin tamamı için buraya tıklayabilirsiniz. 


Emilie Pine - Kendime Notlar

Yılın ilk kitabı, bu yıl sevdiğim bazı kitaplar gibi, otobiyografik bir anlatı. Claire Keegan'la birlikte İrlandalı bir başka kadın yazarın etkileyici kalemi. Yazar kendi yaşadıklarından yola çıkarak kadınların yaşadığı haksızlıkları, toplum baskılarını, içselleştirdikleri cinsiyetçi tavırları, aile travmalarını net ve kişisel hikayeyle toplumsal eleştiriyi iç içe vererek anlatmış. Menstrüasyonla ilgili yazdıklarının birçoklarının kulağına küpe olmasını isterdim. 


Tove Ditlevsen - Çocukluk

Kopenhag Üçlemesinin tamamını okudum 2022'de. Çocukluk'a nasıl bayıldıysam üçlemenin diğer iki kitabına da bir o kadar ısınamadım. Bunun sebebi, çocukluk dönemi anlatılarını daha çok sevmem değil, yazarın gitgide daha mesafeli bir üslup tutturması ve yetenekli bir kadının basiretsiz denebilecek anlarını kabullenememek diye düşünüyorum şimdi üçlemeyi tekrar hatırlayınca. Ditlevsen'in dürüstlüğü ve açıklığı takdir edilesi. Biraz daha duygu görmek isterdim özellikle Bağımlılık adlı son kitabında. 


Vigdis Hjorth - Miras

İşlevsiz bir İskandinav ailenin hikayesinin çarpıcı bir anlatımla, baş döndürücü bir kurguyla, travmatik anların tüyler ürpertici etkisiyle ilerlemesi ve akıcı çeviri yılın en iyilerinden, unutamadıklarımdan biri haline getiriyor Miras'ı. Benzer birkaç İskandinav romanı okudum bu yıl. En iyisi Vigdis Hjorth'un kalemiydi. 


Christian Jungersen - Kayboluyorsun

Sevilen birinin karakterinin aslında bir beyin hasarının sonucu olmasının getirdiği yükler üzerine insanlarda sevdiğimiz özellikleri sorgulatan, nörolojik yapı üzerine düşündüren bir roman. Bir kadının yaşamındaki yüklerle psikolojik inceleme ve toplumsal eleştiri de yapıyor yazar. Ebeveynlik, yasak aşk, gerçek sevgi de diğer bazı temaları. Her anını çok iyi bulmasam da bu listeye boşuna girmediği kesin. 

Jon Fosse - Üçleme

Fosse kendine özgü üslubuyla öne çıkan yazarlardan. Sabahtan Akşama adlı romanı kadar derli toplu bulmadım Üçleme'yi ama naifliğini, mistik havasını, bilinç akışını akıcı hale getirmesini, bir kaçış öyküsü olarak sürükleyici yanlarını sevdim. 

Kevin Wilson - Bir Şey Olduğu Yok

Wilson'ın okuduğum en iyi romanı değil ama tuhaflığıyla keyifli, sevecenliğiyle mutlu eden bir roman Bir Şey Olduğu Yok. Biyolojik yapılarından dolayı sinirlenip heyecanlanınca kendiliğinden alev alan iki çocuk ve onlarla ilgilenmekle yükümlü bir kadının ilişkisi pamuk gibi yapıyor insanı. Şiddet ve kavga da eksik değil romanda ama genel olarak minnoş bir okuma vaat ediyor. 

Volker Kutscher - Lunapark (Gereon Rath'ın Altıncı Vakası)

Babylon Berlin kitaplarının şimdilik son Türkçe çevirisinde işlenen suç ya da cinayet soruşturması artık iyice geri planda kalmış, Nazi propogandaları ayyuka çıkmış, içimiz dışımız faşist siyaset olmuş, Gereon'un naifliği, Charly'nin bunalımları tek gerçekliğimiz olmuştu. Bu serinin karanlık biteceği kesin zaten de sarstıkça sarsıyor, durduramıyoruz dostlar. 


Jay Parini - Borges ve Ben

Bu kitaptaki kurgusal Borges'in anlatıcıyla diyaloglarının gerçek olma ihtimalini, İngiltere kırsallarındaki gezileri, edebiyata ve hayata dair sohbetleri çok sevdim. Ben de isterdim İskoçya'nın şiir gibi manzaralarında bellek, yaşam, düşler ve insanlar üzerine düşüncelere ve düşlere dalmayı. 


Jorge Luis Borges - Alçaklığın Evrensel Tarihi 

Binbir Gece Masalları'na hayran Borges'ten benzer minvaldeki öykülerle bir saygı duruşu. Borgesvari dediğimiz o etkiyi daha az gördüğümüz, Billy The Kid, kadın korsanlar ve haydut hikayeleriyle serüvenlere daldığımız öyküler. Borges'in kurmacaya, hikayelere, düşlere olan sevgisi ise hep baki. 


Julia Alvarez - Kelebekler Zamanı

Mirabal kardeşlerin gerçeklere dayanan kurmaca öyküsüyle duygusal bağ kurmamak zordu. Julia Alvarez dümdüz ilerlemeyen kurguyla dönüp bakmamızı sağlıyor yaşananlara. Biyografi yazımıyla gerçekleri kurmacaya dökmek arasındaki ince çizgi üzerine düşündürüyor. 

Carlos Labbe - Loquela-Sayıklama

Kendisini kurmacaya, kurgu karakterlere dönüştüren bir yazar. Roman, günlük, mektup formatlarında ilerleyen post-modern bir anlatı. Yazarların kurmacayla oyunlarını seviyorsanız, Cortazar hayranıysanız, Labbe'nin karakterlerle olayların birbirine karıştığı, bir süre sonra ipin ucunu kaçırdığımız bu romanını enteresan bulabilirsiniz. Okurken ne gerek var bu kadar deneyselliğe diye düşünsem de, şimdi bakınca Vila-Matas'ın kitapları kadar olmasa da, bu kitabı sevdiğimi fark ettim. Çeviri şahane. Sevgili Pınar Bacı sayesinde okumuştum. Buradan sevgiler yolluyorum kendisine.

"Bu kağıtlar eline geçtiğine göre sen karar ver, ebedi miyim ben, yoksa bir romanın satırlarındaki bir kişiden, bir roman karakterinden, bir modelden mi ibaretim sadece; beni okumayı bıraktığında seninle birlikte ölecek miyim, sen karar ver." 


Rabih Alameddine - Lüzumsuz Kadın

Yayınlatmadığı çevirileriyle yaşayan bir kadının hikayesiyle Lübnan'ın yakın tarihine bakış. Eski ve Yeni Beyrut, gelenekçi ve modern Lübnan arasındaki çatışmalar, yalnızlık ve çeşitli edebi göndermeler. Aaliya'nın kinik bakış açısı bu hikayeye en uygun bakış açısıdır belki de. Finalini çok beğenmiştim, hala da gözümde canlandırabiliyorum. 

"Akıl sağlığımı korumayı, üç aşağı beş yukarı akşam okumalarıma borçluyum." 


Rebecca Solnit - Yokluğumdan Aklımda Kalanlar

Solnit'in en sevdiğim kitaplarından biri oldu Yokluğumdan Aklımda Kalanlar. Başucu olmaya aday. Hem kişisel bir anlatı söz konusu, hem de kadın mücadelesinde yalnız olmadığımızı düşündüren sorgulamalarıyla her zamanki gibi ufuk açıyor Solnit. Bazı sanatçılardan bahsettiği bölümler herkesin ilgisini çekmeyebilir. Yine de, Solnit hep yazsın, biz de hep okuyalım. 


Ursula K.Le Guin - Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar

Le Guin'in denemelerinin bir başka güzel olduğunu düşünenlerden biri olarak Kadınlar Rüyalar Ejderhalar'ı başucu kitaplarımdan ilan ettim. Yazmak, kadın yazar olmak, bilim kurgu yazarlığı, feminizm, kaçış edebiyatı, doğa, sanat ve acı... Bilgelik sözcüğünü cümle içinde kullanmamı isterseniz içinde Ursula K.Le Guin'in yer almasını bekleyebilirsiniz. 

"Eril şiir, nihai olarak kadınların yokluğuna, Kadın ve Doğa'nın nesneleştirilmesine dayalıdır.


Şükran Yiğit - Ankara Mon Amour

Çok sevdiğim bir Ankara romanı oldu Ankara Mon Amour. 1960'lardan 80'lere siyasi altyapısı güçlü, kişisel hikayeleri incelikli, zaman zaman yaşam ve ölümü de sorgulatan bir roman. En az Burası Radyo Şarampol kadar sevdim. 


Seray Şahiner - Ülker Abla ve Antabus

Seray Şahiner kadına şiddeti, toplumsal cinsiyet meselelerini, ikiyüzlü gelenekçiliği, yabancılaşmayı, sınıfsal uçurumları anlatırken öfkeli bir üslup kullanmayı seçmiş. Bazen alaycı ama aslında trajik romanlar Ülker Abla ve Antabus. Antabus'ta yan karakterlerden biri olarak gördüğümüz Ülker Abla'nın kendi hikayesi benim için bir adım öne çıkıyor. Mizah dozu daha yüksek olduğu için böyle düşünmüş olabilirim zira her iki romanda da kadınların üzerindeki yükler çığ gibi büyürken okurken biz de soluksuz kalıyoruz. Antabus'taki üç ayrı final ihtimali üzerine de düşünülebilir. 


Douglas Stuart - Shuggie Bain

Bu yıl birçok okurun sevgisini kazanan Shuggie Bain benim de listeme girdi elbette. Angela'nın Külleri'ni anımsattı Shuggie'nin hikayesi. "En en en"ler listelerinde sürekli gördüğüm bir roman olduğu için üslup açısından da daha özgün bir anlatım bekliyordum. Klasik bir olay örgüsü söz konusu Douglas Stuart'ın romanında ve bu tercih de daha çok okura ulaşmasını sağlamış görünüyor. Agnes'in bir türlü toparlanamaması, queer bir çocuk olarak Shuggie'nin yalnızlığı, İskoç madencilerin yoksulluğu, Thatcher dönemi etkileri, şefkat yoksunluğu. Zordu Agnes'in ve Shuggie'nin yaşadıklarını okumak duygusal yükleri bakımından. Kucaklanması gereken karakterler ikisi de. 


Annie Ernaux - Babamın Yeri, Yalın Tutku ve Boş Dolaplar

Annie Ernaux'a bu sene Nobel kazandırdık. Pek de ilgilendiğim yoktu artık Nobel'le kim kazanmış diye bakmak dışında. Sevilen bir yazar kazanınca mutlu olunabiliyormuş. Can Yayınları Ernaux'un kitaplarını yayınlamaya devam etti ve koşa koşa alıp okuduk. Babasından bahsettiği Babamın Yeri, özdeşim kuramasam da bir kadının tutkusunu dürüstçe hislerle anlattığı Yalın Tutku, kişisel olanla toplumsal olanı aynı potada eriterek yazdığı ilk kitabı olarak tarzını Seneler'e benzettiğim çocukluk ve ilkgençliğini anlattığı Boş Dolaplar otobiyografi ya da otokurmaca yazını konusunda ufuk açan kitaplar. Detaycılığıyla, onyıllar boyunca cinsiyetçilikle mücadelesiyle, kendi yaşamındaki gelgitleri irdelemekteki becerisiyle benim için bambaşka bir konumda artık Annie Ernaux. Siren İdemen güzel güzel çevirmeye devam etsin, biz de bütün kitaplarını okuyabilelim. 


Delia Owens - Kya'nın Şarkı Söylediği Yer

Bataklıkta büyüyen Kya'nın yalnızlığıyla toplumun acımasızlığını sorguladık. Biraz da mahkeme ve cinayet hikayesi ama Delia Owens'ın romanını benim için hatırı sayılır kılan özelliği, Kya'nın kendi kişisel hikayesi, içe dönüklüğüydü, bataklığın, nehrin, doğanın verdiği atmosferdi. Kişisel intikam meselesi bazı okurları tatmin etmeyebilir ama bu yıl şefkati ve sürükleyiciliği bir arada veren romanlardandı Where the Crawdads Sing. Sinema uyarlaması da bir o kadar vasat maalesef.

Eiko Kadono - Kiki'nin Cadı Kargosu

Filmi daha güzel; sonuçta Hayao Miyazaki Usta söz konusu. Bir karakter olarak Kiki'ye, romandaki ve animasyondaki çizimlere bayıldığım için Kadono'nun kitabı da bu listede kendine bir yer bulabilmeliydi. Hikaye kısmı daha zayıf geldi bana, o kadar da olacak, Miyazaki Usta bizi mükemmelliğe alıştırdı ne de olsa. 


Susanna Clarke - Piranesi

Romanın düşsel atmosferi hikayesinden daha güzel. Neden hep bir öte dünya arayışındayızdır, en çok bunu düşündüm okurken karakterin yolculuğunu merak etmekten ziyade. Yalnız karakterleri seviyorum. O yönden de sevdirdi kendini Piranesi. Susanna Clarke'ın yarattığı dünyalar çok hoş kısacası. 


Arturo Perez-Reverte - Dumas Kulübü

Dumas Kulübü bibliyofilleriyle, kitap koleksiyoncularıyla, cinayetleriyle dört başı mamur bir gizem romanıymış. Nihayet okuyabildim. Üç Silahşörler'e saygı duruşu yazmış Perez-Reverte. Diğer romanları nasıl bilmem ama Dumas Kulübü'nü sevdim. 


Craig Thompson - Blankets

Blankets şahane bir büyüme hikayesi. Melankolik anlatımlı, şiirsel bir dile sahip, çizimlerine bakmaya doyamadığımız o güzel grafik romanlardan. Muhafazakar bir çevrede büyümenin dayanılmaz ağırlığı. Ergen aşkının kalp kırıklığı. Büyüme hikayelerinden bıktığımı düşünürken sağlam bir tokat yedim. Sonunun çok çabuk bağlandığını düşündürmese 5 yıldız verirdim. 


Alejandro Zambra - Okumamak

Sevilen bir yazarın kitaplar, edebiyat, sevdiği yazarlar üzerine denemelerini okumak en sevdiğim okuma aktivitelerinden biri haline geldi. Zambra bazılarını bildiğimiz, sevdiğimiz, okuduğumuz, bazılarını ilk kez duyduğumuz, çoğu Türkçeye çevrilmemiş yazarlardan bahsederken son derece samimi, kendi anlatılarındaki üslubundan uzaklaşmayan bir dil kullanıyor. Zaman zaman raftan alıp incelenecek bir başucu kitabı olabilir Okumamak. Zira Natalia Ginzburg'u okuduktan sonra hemen Zambra'nın Ginzburg hakkında yazdıklarını bulup tekrar okumuştum. Sayesinde hem okunacaklar listemiz genişlemiş (sanki çok dardı diyorsunuzdur şimdi biliyorum hehe), hem de edebiyata dair çeşitli düşüncelere kapıldığımızda dönüp dolaşıp tekrar buluşacağımız bir kitap çıkmış ortaya. Notos Kitap sırf bu yüzden bile sevilebilir. 


Julio Cortazar - Ötekinin Rüyası

Daha önce birkaç kez bahsettiğim gibi, Cortazar'ın Can Yayınları'ndan çıkan toplu öyküleri üçlemesini 2-3-1. kitap şeklinde okudum. Ötekinin Rüyası'na bu sene gelmişti sıra zira kitap elimde yoktu. Cortazar'ın yerinde duramayan, bilinen kurgu kalıplarını yerle bir ettiği, mizahı da karanlığı da çok iyi bilen, büyük bir ciddiyetle mi yoksa okurla, edebiyatla dalga geçerek mi yazdığına karar veremediğim öyküleri kitaplarla olan ilişkimizi de sorgulamamızı sağlıyor. Üçlemedeki sıralamam Ayakizlerindeki Adımlar > Ötekinin Rüyası> Kendime Anlattığım Hikayeler şeklinde ilerliyor. En iyi öyküler tekrar tekrar dönme isteği doğuran öykülerdir diye düşündüğüm için de Cortazar'ın postmodern metinleri arasındaki diğer yapıtlarının arasında öyküleri benim için bir adım öne çıkıyor. Seksek'in neden edebiyatta kendine has bir yer edindiğini anlayabiliyorum ama kitabı seviyorum diyemem. Öykülerinde ise bayıldığım daha fazla öğe var, bazıları yine gereksiz yere kafa karıştırıcı olsa da. Her Cortazar yapıtından sonra koşup röportajlarını izliyorum ve iyi ki bu dünyadan bir Julio Cortazar geçmiş diyorum. 


Miguel Herreaz - Julia Cortazar-Gözden Geçirilmiş Bir Biyografi

Cortazar'ın yaşam öyküsünü öykülerinin hemen ardından okumuştum. Arjantin ve Paris arasındaki dönemleri, siyasi gelişmelere karşı duruşu, kadınlarla ilişkileri, eserlerinin edebiyattaki yeri kitapta kendine yer bulmuş. En çok da, adaletsizliklere karşı o tavizsizliği gerektiriyor saygı duruşunu. 


Jenny Erpenbeck - Gidiyor Gitti Gitmiş

Erpenbeck enteresan yazarlardan. Gidiyor Gitti Gitmiş'teki üslubunu, kurgusunu sevdim, Gölün Sırrı'nda üslubunu sevemedim. Sığınmacılara, batılıların ikiyüzlülüğüne dair mesafeli ama net bir bakış açısının olması artısı. Bu listeye aldım gitti o yüzden. 


Alex Schulman - Hayatta Kalanlar

Hayatta Kalanlar iyi bir roman, iyi bir aile romanı, iyi bir işlevsiz aile hikayesi, kurgusu ve hissettirdikleriyle de aradığıım kıvamda, ölçülü. Laf kalabalığına gerek görmeden hikayesini ayaklarını yere basarak anlatmış Schulmann. Yakında sinema uyarlamasını da izleyecekmişiz. Festen kadar güçlü bir film olur umarım. 


Robert Seethaler - Son Senfoni

Seethaler'ın en az sevdiğim kitabı oldu Son Senfoni. Sevmedim de diyemiyorum, listeye eklemeden duramadım. Mahler'in hayatının son anlarında denize bakarak melankoliye kapılmasını içten içe biz de hissedebiliyoruz. Seethaler'ın sadelikle de edebi derinliğin yakalanabileceğini gösteren romanlarını seviyorum. 


Elfriede Jelinek - Aşık Kadınlar

Jelinek beni sevmek zorunda değilsiniz, anlatacaklarımı tüm çiğliğiyle, keskinliğiyle, gerçekçiliğiyle ve öfkemle anlatırım ve taviz vermem diyen bir yazar. İncelikli anlatımları daha çok severim, bu romanda o tarz incelikler bulmak güç, tekrar okur muyum Jelinek'i bilmem. Yine de, bu listede kendine yer bulmalıydı. Etkilenmeden bitiremedim kitabı. Avusturya kırsalında da, Türk köyünde de hep aynı kadın sorunları, yükleriyle yalnızlaşan kadınlar, toplumun boğuculuğu. Okuduğuma memnunum. 


Stuart Turton - Evelyn Hardcastle'ın Yedi Ölümü

Cinayetler olsun, zaman yolculuğu, zamanı geriye çevirme gibi alengirlikler olsun, beynim yansın, aristokrasiyle dalga geçilsin, bir yandan da eğleneyim diyorsanız doğru kitaba geldiniz. Ben bayıldım. meraklıları da ölüp bitebilir ya da nefret de edebilir, bilemedim şimdi bakın. Yakında dizisi çıkacak. Yandık mı, yaşadık mı onu da bilemedim. Sosyal medya popülaritesi çok can sıkıcı oluyor bazı kitap uyarlamalarının malum...


Rita Mae Brown - Yakut Orman

Onur ayında okuduğum, bir queer karakterin akıcı bir büyüme hikayesi Yakut Orman. Hayattaki yerini bulmaya çalışan Molly'nin her düşüncesine katılmasam ve romanın gidişatında her anından memnun olmasam da severek okudum. Normallik diye dayatılanları sorgulatan kitaplara kapım her daim açık. Umami Kitap'ın baskısı da çok hoş. 


Genevieve Gornichec - Cadının Yüreği

Loki'nin geri planda kalmış eşi Angrboda'nın bakış açısından Ragnarok'un topa tutulduğu bir retelling. Romanın başları Loki'yle beyaz dizi kıvamında olsa da eğlenmediğimi iddia edecek değilim. Aksiyon, kıyamet, çatışmalar romanın ikinci yarısında vuku buluyor. Mitolojiyi yeniden yorumlayan kitaplar yazmaya devam eder yazarlar umarım. Birçok yönüyle cinsiyetçi bir dünyaya farklı bir bakış açısından bakmak iyi geliyor. 


Necla Akdeniz - Gök Kuşaksız

Queer karakter romanı gibi başlıyor, sonra bir 10 Ekim trajedisine dönüşüyor Gök Kuşaksız. Murat ve Barış'ın hikayesi iki genç kadının sonunda belli bir sürprize bağlanacağı belli olan hikayeleriyle paralel anlatılıyor. Murat'ın kimliğini travmaya bağlamasaydı yazar keşke, çok daha etkili bir queer roman okuyabilirdik o zaman. Yine de, 2022 listemde yer almayı hak etti. 


Min Jin Lee - Paçinko

Paçinko bu yıl en severek hatırladığım romanlardan biri. Kuşaklar arası epik aile romanlarını seviyorsanız kaçırmayın derim. Karakterleri güçlü yönleri ve zaaflarıyla işlemekle kalmıyor, Koreli göçmenlerin Japonya'da yaşadıkları sıkıntıları 20. yüzyılın Uzak Doğu tarihi gibi de ele alıyor. Gayet de sürükleyici. Yetmezse Apple TV uyarlaması olan diziye yönelebilirsiniz. Henüz kitabın çeyreğini işlediler, geri dönüşlerle kurgusu romandan farklı ve romana göre daha ağır ilerliyor bana göre ama Kogonada'nın yönetmenliğiyle kalburüstü dizilerden biri. (Belki dizi listesi de yazarım buraya, yazmalıyım aslında?) 


Donna Leon - Operada Cinayet

Cinayet hikayesinden çok Brunetti'nin sempatik ve keyfekeder bir komiser olmasıyla akılda kalıcı bir roman. Venedik'e ışınlanmış gibi oldum okurken. Donna Leon'un kurduğu atmosfer de çok iyi. Diyaloglarla ve komiserin sorgulamalarıyla ilerleyen eski usul polisiyeleri sevenleri mutlu eder. Serinin ikinci kitabını da aldım. 2023'te okumayı planlıyorum. Onu da seversem seriyi tamamlamaya çalışacağım. 


Bob Odenkirk - Komedi Komedi Komedi Dram

Herkese önermem, daha çok Bob Odenkirk sevenler ve başarısızlık hikayelerinden kaçınmayanlar için. Kendini, gösteri dünyasını, komedyen kalma çabalarını eğlenceli bir dille tiye almış Bob Odenkirk. Kitabın sonlarında -öhöm- asıl beklediğimiz BB-BCS dizileri dönemine geçiyoruz. Kitabın zirvesi ve bu listeye girme sebebi de işte o anlar, set anıları, ekibin dostlukları, unutulmayan anları. (Spoiler verecek olursam yılın en iyi dizisini de başka yerde aramayın.)


Eka Kurniawan - Kaplan Adam

Hayali kaplanla büyülü gerçekçilik sularında gezdiriyor yazar bizi Kaplan Adam'da. Çok iyi bir erkek şiddeti ve işlevsiz aile hikayesi. Döngüsel kurguyla ilerliyor, finalde taşlar yerine oturuyor, sonra da donup kalıyorsunuz yerinizde. Bu yılın en iyilerindendi benim için. 


Haruki Murakami - Dans Dans Dans

Uzun zamandır yıl sonu listeme girmiyordu Murakami. Dans Dans Dans ile yazarın sevdiğim temalarını hatırladım. Naif, başka dünya arayışındaki yalnız karakterleri seviyorum, elimde değil. Koyun Adam'ın yer aldığı romanlarının bir kısmını okumadığımı fark ettim. Kafa dağıtmak istediğimde aklımda olsun. 


Emmanuel Bove - Suzy Pommier Cinayeti

Arkadaşlarım romanını çok sevdiğim Bove derli toplu bir cinayet öyküsü kaleme almış. Sinemanın ilk dönemlerine bizi zaman yolculuğuna çıkarması da ayrı bir güzellik. Yetkililer de dünyanın her yerinde sıkıcı, sinir bozucu ve salak dedirtiyor.


Paco Roca - Kumdan Sokaklar

Kırışıklıklar romanında resmen ağlatan Paco Roca bizi alacakaranlık kuşağına götürüyor neredeyse Kumdan Sokaklar'da. Ağustos kitaplarında uzunca bahsetmiştim. Sonsuz döngülü değişmeyen bir günle var oluş sorgulamaları, birbirinden cins karakterler söz konusu. Finali hariç bayılmıştım. Grafik roman köşemin pek sevdiğim diğer güzelliklerini de fotoğrafta görebilirsiniz bu vesileyle. 


Alex Pavesi - Sekiz Dedektif

Evelyn Hardcastle'ın Yedi Ölümü gibi sevgili Aslı'nın (a.k.a. Judy Abbott, a.k.a. Hakiki Muhabbet) favorilerindendi Sekiz Dedektif. Ben de en az onun kadar sevdim bu Agatha Christie romanlarını akla getiren, polisiye türünü, cinayet hikayelerinin kurgusunu sorgulatan romanı. Romandan ziyade bir hikayeler derlemesi dersek daha doğru olur. Tersköşe olmayı, güvenilmez anlatıcıları da seviyorsanız sizi buraya alalım.


Melisa Kesmez - Küçük Yuvarlak Taşlar

Küçük Yuvarlak Taşlar Melisa Kesmez sevenleri mutlu edecek güzellikte bir novella. Yalın ve incelikli. Üç ayrı bakış açısıyla daha da anlam kazanan, anneliğe dair beylik laflar edenlerin ağzına terlikle vurma isteği doğuran, denize açılan sokaklarıyla huzur veren, buruk ama gerçekçi, kolay okunsa da duygusal yükü büyük bir novella. Kesmez'i takibe devam. 


Samanta Schweblin - Yedi Boş Ev

Schweblin coştukça coşuyor, tutamıyoruz dostlar. Tekinsizliği ve kadın anlatılarıyla Mariana Enriquez'in Yangında Kaybettiklerimiz'i ile kardeş hikayeler. Hele Mağaramsı Nefes adlı öyküsü var ki, Alzheimer'a dair en iyi yazılmış öykülerden biri olabilir. Schweblin'i de sıkı takibe devam. İyi ki kadın öykücüler var. 

Silvia Avallone - Bir Arkadaşlık

Hep Kitap'tan güzel sürprizler çıkıyor zaman zaman. Elena Ferrante sevenleri memnun edecek bu ergenlik-ilk gençlik arkadaşlığı romanı da listemde kendine yer bulacaktı elbette. Hikayelerimizi anlatabildiğimiz ölçüde mi var oluruz, sosyal medyadaki mükemmellik imajı takıntısı nereye kadar gidecek, zıt kutupların arkadaşlığı hikayesi anlatılırken mutlaka uç özelliklerde mi olmalı karakterler; okurken bunlar üzerinde de düşündürüyor. Süs püs makyaj vs seven kızla nerd kitapsever kızın yakınlığı ya da zıtlıkları ekseninde dönmese daha çok severdim romanı. 


Taylor Jenkins Reid - Daisy Jones & The Six

Çok yakında Amazon'da dizisini izleyeceğimiz Daisy Jones & The Six okuru adeta bir rock grubunun turnesine götürüyor. Müzik ve medya dünyasındaki kadınlara bakış açısı üzerine de düşündürüyor. Lokomotif gibi sürükleyici olmasının yanında, birçok müzik grubunun yaşadığı sorunları tüm çıplaklığıyla görebiliyoruz bu romanda. Olayları sersem bir romansa bağlamaması da artısıydı benim için. Bir Rolling Stone röportajı okur gibi okunuyor röportaj formatında olması nedeniyle. Sekiz gözle Riley Keough'lu dizisini bekliyorum. 


Bernhard Schlink - Hafta Sonu

Sonunda çözülen çatışmalardan, kesin finallerden çok geçmişle hesaplaşmalara odaklanmış Schlink Hafta Sonu romanında. Avrupa siyasetinin pek de değiştiği söylenemez, sadece şekil değiştiriyor ve insanlar da alabildiğine bencil demeye getiriyor. Avrupalıların geçmişleriyle yüzleştikleri romanları seviyorsanız ilginizi çekecektir. Sevgili Beril sayesinde bu kitaptan haberim olmuştu. Ona da kalpler gönderiyorum. Schlink denince Yaz Yalanları hala en iyisi bence. 


Gert Hoffmann - Körler Kıssası

Bir Jaguar klasiği olarak Körler Kıssası'nın biz diliyle ilerleyen anlatımını unutabileceğimi sanmıyorum. Halbuki okurken o kadar da etkileneceğimi düşünmemiştim. Kasvetine rağmen bunaltmaması da enteresandı benim açımdan. Bir tablodan yola çıkılarak yazılan kitaplar da hep ilgimi çekmiştir. Brueghel'in resmine aynı gözle bakılamaz artık. Prospero kitaplığından ve Jaguar'ın son çıkan kitaplarından okumadıklarımı da 2023'te okumayı düşünüyorum. 


Lauren Elkin - Flanöz

Flanöz kalbimi bıraktığım kurgu dışı anlatılardan. İtalya bölümünü de sevseydim 5 yıldızı basacaktım. Yürüyen kadınlara dair Solnit'in Yürümenin Tarihi'yle, sanatçılar ve şehirlerine bakış açısıyla Olivia Laing'in Yalnız Şehirler'iyle kardeş bir kitap Flanöz. Jean Rhys'tan Agnes Varda'ya bahsettiği tüm sanatçıların şehirlerle ilişkisinden yazarın yaşadığı şehirlerle ilgili kendi deneyimlerine geçtiği duraklarla ufuk açan anlatılardan. Okurlar kitapta bahsedilen sanatçılarla aşinalığına, yakınlığına, hissettiklerine bağlı olarak özdeşim kuracaktır Flanöz'le. 


Natalia Ginzburg - Aile Sözlüğü

Zambra'nın Okumamak'ta bahsettiği kitaplardan ve yazarlardan birine geldik. Aslında Ginzburg'un kendi ailesine bakış açısını fazla mesafeli buldum ama bir yandan da yazarın kendini bu kadar geri plana çekerek objektif bir bakış açısı benimsemesi, 20. yüzyılın başlarında İtalyan ailelerinin durumunu anlattığı anlar ve keskin gözlemleri takdir edilesi. 2023'te Bütün Dünlerimiz'i okumayı umuyorum. 

Brenda Lozano - İdeal Defter

Günlük formatında yazılmış bir anlatı okurları ikiye bölmüş çevremden gördüğüm kadarıyla. Sevgili Simay Yıldız ve ben kitabı sevenlerdeniz. İdeal Defter denince Simay geliyor aklıma. Kitaba dönersek, anlatıcıyla çok özdeşim kuramadım, erkek arkadaşına dair gerçekleri de pek öğrenemedik, ilişkilerini de umursamadım ama kitabın bana kendini asıl sevdiren yönü zaten bunlar değil. Günlük anları döktüğü defterlerinde var oluşu, toplumu, ilişkileri sorgulamasıyla ve detaylarıyla sevdim İdeal Defter'i. Okumadıysanız ona göre uyarayım baştan yani. 

Fleur Jaeggy - XX'in Erkek Kardeşiyim

Kimimizin tuhaf bulacağı, kimimizin (mesela benim) her cümlesiyle ilgisini ayakta tutan bir tarzı var Jaeggy'nin. Özdeşim ve empati kurulacak karakterler arıyorsanız aradığınız adres burası değil. Farklı bakış açısıyla, keskin üslubuyla, burjuvalara ürkütücü akıbetler biçmesiyle benim ilgiyle okuduğum öykülerdi. Bu listede olmazsa olmazdı. 


Charles Beaumont - Tut Ki Bir Rüya Gördün

Charles Beaumont ilham vericiliğin sözlük anlamı öyküler yazmış. Genç yaşta da hayatını kaybedip ayrılmış aramızdan. Sevgili Arzu (Ludmilla) ile ortak beğenilerimizden okuru alacakaranlık kuşağının tam ortasına götüren bu öyküler. Türünün en iyi örneklerini sunmuş Beaumont bu öykülerde yaratıcılığıyla. İnsan psikolojisini de gayet iyi tanıdığı izlenimi veriyor. Halloween'i bu kitapla anıyorum artık. 


Sandro Veronesi - Sinekkuşu

Marco Cabrera ve ailesinin hikayesi, kurgusu, hissiyatı ve türler arasında geçişleriyle bu yılki favorilerimden, en çok da şefkatiyle. Kuşaklar arasında ilerleyen karakterler, aile romanları, işlevsiz ilişkiler; bu temada yazılan her şey hem birbirine benziyor hem de hepsi kendine özgü oluyor gibi geliyor bana. Aile temasından sonsuz hikaye çıkar. Sandro Veronesi'nin romanında trajik anlar da var, yaşam sevgisi de. Yapboz gibi kurgusu da romanı kendine özgü kılan en önemli özelliklerinden. Bağrıma bastığım romanlardan. 

Agatha Christie - Ölümün Tam Zamanı (Harley Quin 1)

Meğerse Agatha halamın Harley Quin diye gizemli bir ilham perisinin yardımıyla çözülen cinayet hikayeleri varmış da daha önce hiç duymamışım, okumamışım. Arka arkaya boğucu birkaç romandan sonra panzehir etkisi yarattı bünyemde. Serinin devamına da gözümü dikmekte gecikmedim.


Claire Keegan - Böyle Küçük Şeyler

Yılın en iyilerinden biri Keegan'dan çıktı. Şaşırdık mı, hayır. İrlanda edebiyatı ya da sinemasında iç savaş etkileri illaki oluyor da bu novellada Magdalen evleri ve din sömürüsünün de ülkeye nasıl gölge düşürdüğü kısacık anlatıda çok iyi anlatılmış. Keegan'ı da takibe devam dememe gerek var mı?


Ruth Ware - Bayan Westaway'in Ölümü

Bazen bir karakterin gizem peşindeki macerasına kapılıp gitmek istiyor bu bünye sevgili dostlarım. Ruth Ware'in bu romanı da bu konuyla ilgili ihtiyacımı ziyadesiyle karşıladı. Gizem hikayelerinde tahmin edilebilirlik bir şekilde kabul edilebiliyor, okurun aptal yerine konması ise hiç kabul edilebilir değil. Neyse ki ilk gruba giriyor Bayan Westaway'in Ölümü. 


Timothe Le Boucher - Kaybolan O Günler

Hisli, gittikçe sinir bozan, psikolojik bozukluklara ilgisi olanların da okumasını önerebileceğim bir grafik roman Kaybolan O Günler. Fantastik bir havası da var fakat son kertede katı gerçeklerle çarpıyor. Spoilersız bu kadar diyebildim. Sevdim bayağı ama tekrar okumam.


Merce Rodoreda - Güvercinler Gittiğinde

Sudan çıkmış bir balık gibi hayattaki yolculuğuna başlayan bir kadının güçlü kalma çabalarını okuyoruz Güvercinler Gittiğinde romanında. Arka planda Katalanların 1900'lerin ilk yarısındaki günlük hayatları, yoksulluk ve iç savaş var. Barcelona sokaklarında yaşam mücadelesi, çatıdaki güvercinler, toksik bir erkek, basiretsiz kalmış, kendini arayan bir kadın. Kolay bir okuma değildi ama sevdim. 


Miguel Bonnefoy - Miras

Şili'nin yakın tarihinin romandaki ailenin yaşamlarını nasıl şekillendirdiğini okurken büyülü gerçekçi anlara da tanık oluyoruz. Romanın mizahi bir tonu da var, dramatik yanları da. Kuşçu Theresa bir yana, diğer tüm karakterler bir yana. 


Ferit Edgü - Hakkari'de Bir Mevsim

2022'nin en sevdiğim kitapları yazısını 'magnum opus' diye nitelendirilebilecek bir romanla kapatıyorum. Hakkari'de Bir Mevsim'i okurken büyülenmemek mümkün mü. Düşsellikle gerçekliği, ana karakterinin içe dönüklüğüyle toplumsal sorunları bu kadar bütünleştirebilen romanlar azdır. Geç de olsa okudum, çok sevdim Edgü'nün başyapıtını. 

Hepinize mutlu, sağlıklı, sevinçli, huzurlu, dileklerinizin gerçekleştiği, sıkıntılarınızın giderildiği bir yeni yıl dilerim. Sevgiler. 

8 yorum:

Pınar Bacı dedi ki...

Şahane bir liste olmuş, okumadığım tüm kkitapları sepetime attım. 2023 te de beraber çok güzel kitaplar okuyacağımızdan eminim . İyi ki varsın Tuba.(kalp)

Pınar Bacı dedi ki...

Şahane bir liste, bir yandan okurken bir yandan da kitapları (okumadıklarımı)alışveriş sepetime attım. 2023'te de beraber şahane kitaplar okuyacağımızdan eminim . İyi ki varsın Tuba(kalp)

Kitap Cumhuriyetim dedi ki...

Maşallah çok iyi okumuşsunuz, kitapların çoğunu okumamışım ben:)

Sera dedi ki...

@Pınar Bacı: İyi ki sen de varsın Pınar ve iyi ki tanıştık Elif ve Simay sayesinde. Kitap dostluğu en güzel dostluklardan biri. Çok sevgiler ve kalpler :***

serpil dedi ki...

Şahane bir yazı, her yıl heyecanla bekliyorum, okumazsam yeni yıl gelmeyecekmiş gibi hissediyorum hep, teşekkürler, mutlu yıllar.

Sera dedi ki...

@serpil:Ne güzel sözler bunlar Serpil. Çok teşekkür ederim. Sana da mutlu yıllar :)

Mert dedi ki...

Oh, böyle dolu dolu kitap okunan sayfalar beni ne çok mutlu ediyor :)
Okuduklarım da var, okumayıp meraklandıklarım da.
Polisiyeyi çok severiz. :)
sevgilerimle,

Sera dedi ki...

@Mert (Kafa Dergi): Teşekkürler, iyi okumalar size de :)