Perşembe, Nisan 13, 2023

Georgi Gospodinov - Zaman Sığınağı


 Bellek, zaman, unutmak, hatırlamak üzerine düşündüren, bunu yaparken de ne nostalji güzellemesine yüz veren, ne de toplumların unutkanlığını eleştirmekten geri kalan bu post modern anlatıyla Gospodinov yine bambaşka ufuklar açıyor kurmaca nezdinde.

“Sürekli geçmiş üretiyoruz. Bizler geçmiş fabrikalarıyız. Canlı geçmiş makineleri, başka neyiz ki? Zaman yiyoruz ve geçmiş üretiyoruz. Ölüm bile çözüm değil. İnsanın kendisi gider ama geçmişi kalır. Sonra tüm şahsi geçmiş nereye gider? Onu satın alan, toplayan, atan birileri var mı?”

Kendi yazdığı karakterinin peşinden giden, zaman zaman ona dönüşen, gerçekle kurmacayı iç içe geçiren yazarıyla Borges'ten Vila-Matas'a çeşitli İspanyol ve Latin Amerikalı yazarları anımsatırken, 20.yüzyılın çeşitli dönemlerinde Avrupa ülkelerinin geçtiği dönemeçlerden, nesnelerle bütünleşen yıllardan, pop kültür öğelerinden bahsetmesiyle de Annie Ernaux'nun Seneler'de yaptığına benzer bir mini 20.yüzyıl tarihi çıkarıyor. 1920'lerden 2000'lere kültürel, tarihsel, toplumsal hafızaya kazınan olaylar, bitmeyen zaman yolculuğu hayalimiz, Alzheimer gibi hastalıkların düşündürdükleri ve yarattığı kaygılar da yazarın bu roman diye tanımlamanın yetmeyeceği özgün anlatıda sürekli sorguladığı temalar. Çocukluğumuzu geçirdiğimiz yerlere dönünce gelen hüzün, kokuların çağrıştırdıkları, mekân hafızası, eşyaların öyküleri Zaman Sığınağı’nın olmazsa olmazları. Gizemli karakter Gaustin’in geçmiş klinikleri en çok hikâyelere sığınma ihtiyacımızın bakiliğini düşündürüyor.

Avrupa ülkelerine soruluyor: 20. yüzyılın istediğiniz bir onyılında kalabilseydiniz, hangi yılları seçerdiniz? Herkesin kendi en mutlu tarihinde yaşaması mümkün mü? 70’lerin kaygısızlığını seçen İskandinavlardan 80’lerin müziklerinden gaz alan Almanlara çeşitli ülkelere uğruyor. Kitabın en mizahi kısımları bu bölümlerde yer alıyor. Kaosun kaçınılmazlığı ise malum. Doğası gereği sabit olmayan geçmişe takılıp kalmak da, travmaları unutmamaya direnmek de çeşitli riskleri doğuruyor. Balık hafızalı toplumları bekleyen tehlikelere de ayrı bir parantez açılıyor.

“Bir toplum ne kadar çok unutursa, birileri o kadar çok yedek bellek üretir, satar ve boşalan nişleri onunla doldurur. Hafif malzemelerden üretilmiş geçmiş, 3D yazıcıdan çıkmış gibi plastik bellek. İhtiyaç ve talebe göre bellek.”

Düz bir seyir izlemeyen, klasik hikâye örgüsüne sahip olmayan ve kesin cevaplar sunmayan bir anlatıda yazar düşsel, zihinsel ve ruhsal anlamda zaman yolculuğuna çıkarıyor okuru. Kişisel kaygılarla toplumsal kaygıları bir arada işliyor. Çeviri de takdir edilesi. Defalarca dönmek isteyeceğim bir sığınak diye anabileceğim kitaplardan.  

3 yorum:

buraneros dedi ki...

Doğal Roman'ını okumuştum, bu da alınıp okunacak demek ki:)

Sera dedi ki...

@buraneros: Tarzını sevdiysen Hüznün Fiziği'ni de öneririm :)

Şûh-u Eşfâ dedi ki...

Okunacaklar listesine eklendi:)✅