Bellek, zaman, unutmak, hatırlamak üzerine düşündüren, bunu yaparken de ne nostalji güzellemesine yüz veren, ne de toplumların unutkanlığını eleştirmekten geri kalan bu post modern anlatıyla Gospodinov yine bambaşka ufuklar açıyor kurmaca nezdinde.
“Sürekli geçmiş üretiyoruz. Bizler geçmiş fabrikalarıyız.
Canlı geçmiş makineleri, başka neyiz ki? Zaman yiyoruz ve geçmiş üretiyoruz.
Ölüm bile çözüm değil. İnsanın kendisi gider ama geçmişi kalır. Sonra tüm şahsi
geçmiş nereye gider? Onu satın alan, toplayan, atan birileri var mı?”
Kendi yazdığı karakterinin
peşinden giden, zaman zaman ona dönüşen, gerçekle kurmacayı iç içe geçiren
yazarıyla Borges'ten Vila-Matas'a çeşitli İspanyol ve Latin Amerikalı yazarları
anımsatırken, 20.yüzyılın çeşitli dönemlerinde Avrupa ülkelerinin geçtiği
dönemeçlerden, nesnelerle bütünleşen yıllardan, pop kültür öğelerinden
bahsetmesiyle de Annie Ernaux'nun Seneler'de yaptığına benzer bir mini
20.yüzyıl tarihi çıkarıyor. 1920'lerden 2000'lere kültürel, tarihsel, toplumsal
hafızaya kazınan olaylar, bitmeyen zaman yolculuğu hayalimiz, Alzheimer gibi
hastalıkların düşündürdükleri ve yarattığı kaygılar da yazarın bu roman diye
tanımlamanın yetmeyeceği özgün anlatıda sürekli sorguladığı temalar. Çocukluğumuzu
geçirdiğimiz yerlere dönünce gelen hüzün, kokuların çağrıştırdıkları, mekân
hafızası, eşyaların öyküleri Zaman Sığınağı’nın olmazsa olmazları. Gizemli
karakter Gaustin’in geçmiş klinikleri en çok hikâyelere sığınma ihtiyacımızın
bakiliğini düşündürüyor.
Avrupa ülkelerine soruluyor: 20.
yüzyılın istediğiniz bir onyılında kalabilseydiniz, hangi yılları seçerdiniz? Herkesin
kendi en mutlu tarihinde yaşaması mümkün mü? 70’lerin kaygısızlığını seçen
İskandinavlardan 80’lerin müziklerinden gaz alan Almanlara çeşitli ülkelere
uğruyor. Kitabın en mizahi kısımları bu bölümlerde yer alıyor. Kaosun
kaçınılmazlığı ise malum. Doğası gereği sabit olmayan geçmişe takılıp kalmak da,
travmaları unutmamaya direnmek de çeşitli riskleri doğuruyor. Balık hafızalı
toplumları bekleyen tehlikelere de ayrı bir parantez açılıyor.
“Bir toplum ne kadar çok unutursa, birileri o kadar çok yedek
bellek üretir, satar ve boşalan nişleri onunla doldurur. Hafif malzemelerden
üretilmiş geçmiş, 3D yazıcıdan çıkmış gibi plastik bellek. İhtiyaç ve talebe
göre bellek.”
Düz bir seyir izlemeyen, klasik hikâye
örgüsüne sahip olmayan ve kesin cevaplar sunmayan bir anlatıda yazar düşsel,
zihinsel ve ruhsal anlamda zaman yolculuğuna çıkarıyor okuru. Kişisel
kaygılarla toplumsal kaygıları bir arada işliyor. Çeviri de takdir edilesi. Defalarca
dönmek isteyeceğim bir sığınak diye anabileceğim kitaplardan.

3 yorum:
Doğal Roman'ını okumuştum, bu da alınıp okunacak demek ki:)
@buraneros: Tarzını sevdiysen Hüznün Fiziği'ni de öneririm :)
Okunacaklar listesine eklendi:)✅
Yorum Gönder