1920’lerde Amerika
deyince ilk akla gelen içki yasağı ise, bu dönemin diğer hatırlattıkları Ellis
Adası’nın göçmenleridir. The Immigrant, eski usul melodramların havasında
ilerlerlerken, Marion Cotillard ve Joaquin Phoenix’in oynadığı karakterler
arasındaki gerilimle ön plana çıkıyor. Yönetmen James Gray melodrama dönük bir
hikâye anlatırken izleyeni çok bunaltacak duygusal sömürüye kaçmasa da,
karakterler arasındaki ikilemler beklenen etkiyi veremiyor. Gray’in kadın
karaktere odaklanması iyiye işaretken, Ewa’nın iç dünyasına tam olarak
giremememiz, çoğu sahnede Ewa’nın kendini ifade edememiş baskı altındaki bir
kadın olarak sıkışmışlığı beklenilenden daha durağan bir şekilde yansıyor
filme. Bu durum, James Gray’in kadın karakterini tüm yaşadıklarına karşın en
saf ve duru haliyle vermeye çalışmasının olumsuz bir tarafı olarak görülebilir.
Masumiyetini yitirmeyen eski dünyalı ve her şeye rağmen ruhunu yitirmeyen seks
işçisi klişesine Marion Cotillard sayesinde katlanıyoruz.

Eski Hollywood havası
ve 1920’ler atmosferi filmde daha çok teatral bir tavırla yansıtılırken, film
başarısını büyük ölçüde görüntü yönetimine borçlu. Sessiz filmleri andıran
sahneler, pastel renkler, canlı vodvillerin perdeye aktarılışıyla Darius
Khondji yine hayal kırıklığına uğratmıyor. Oyuncular konusunda ise, Joaquin
Phoenix Cotillard’dan daha çok öne çıkıyor. Son zamanlarda bariz şekilde coşan
Joaquin Phoenix’in aslında filmografisinin en iyi performanslarından birini
sergilediğini söyleyebiliriz. Kolaylıkla tek boyutlu olarak yansıtılabilecek
Bruno karakteri, gelgitli halleriyle filmin en modernist yanı olarak izleyeni
filme çeken en önemli unsur haline geliyor bir süre sonra. Phoenix’ten sınırda
gezinen karakterleri izlemeye alışık olsak da, kendisi izleyiciyi her seferinde
şaşırtmayı başarıyor. Sihirbaz Orlando ise filmin belki de tek eğlenceli yanı
ancak Jeremy Renner bu rolde Phoenix ve Cotillard’ın gerisinde kalıyor ister
istemez. Filmin odağında Bruno-Ewa ilişkisinin olması Jeremy Renner cephesine
bu şekilde yansıyor.

The Immigrant, ismine
bakacak olursak göçmenleri konu alıyormuş gibi görünse de, Amerikan rüyasını bir yere kadar sorguluyor.
James Gray’in amacı göçmenleri anlatan tarihsel bir film yapmaktan ziyade,
masalsı ve karakter gerilimlerine dayanan bir melodram aktarmak. Bundan dolayı
da, psikolojik olarak daha derinlikli bir film izleme beklentilerimiz, Gray’in
klasik film havasının altında boğuluyor. Gray öyküden, karakterlerden, alt
metinlerden çok izlenimcilikle ilgilendiği hissi veriyor. Klasik filmlerle
dönem filmi havasındaki filmleri sevenler için de tam olarak tatmin edici olmasa
da, cafcaflı koflukların ortasında yine de bir vaha The Immigrant.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder