Pazartesi, Kasım 27, 2006

Quiz Show ve Nikita

Quiz Show
Cnbc-e'de yayınlanan bir Robert Redford filmi.
(Yanlış hatırlamıyorsam) 50'li yıllarda yayınlanan bir yarışma programının perde arkasında dönen dolapları konu ediniyor.
İlk sahnesinden itibaren acımasızca eleştiriyor televizyon dünyasını.
Öyle ki, film bitince yarışma programlarına şüpheyle bakar hale geliyorsunuz, "acaba orda da mı?" sorusu oluşuyor insanın kafasında.
John Torturro haksızlığa maruz kalan yarışmacı rolünde çok gerçekçi.
Ralph Fiennes da parlatılıp cilalanan yarışmacı rolünde.
Haftalarca birinci olan yarışmacıyı canlandıran John Torturro'ya yapımcılar "artık yenileceksin, şu soruyu bilemeyeceksin" diye direktif veriyorlar. O da kendisine belli çıkarlar sağlamaları karşılığında, önce çekinip itiraz etse de, kabul ediyor. Oldukça kolay bir soruyu bilememesi sağlandıktan sonra yeni bir parlak yarışmacı arayışına giriyor yapımcılar ve aslında bir üniversite profesörü olan Ralph Fiennes'ta karar kılıyorlar. Çekici görünümlü, kültürlü ve eğitimli bir yarışmacı, kendisine her program öncesi verilen sorular ve cevapları sayesinde popüler oluyor. Sonrasında bir hukukçunun durumdan şüphelenip araştırma yapması ve işin altından başka şeyler de çıkmasıyla ilerliyor film. Ayrıca hukuk sistemiyle televizyon dünyası arasında da bir benzetme yapılıyor ki, filmin sonlarına doğru bunu kaçırmamak elde değil.
Bu televizyon entrikaları ne kadar tanıdık değil mi?
Bizde böyle bir film çekilse hiçbir televizyonun yayınlayacağını sanmıyorum.

Nikita
Bir Luc Besson şaheserini yeni izleme fırsatı buldum.
Anne Parillaud çok güzel canlandırıyor hüzünlü kadın tetikçiyi.
Bir aksiyon filmine hüzün katmakta üstüne yok Luc Besson'un.
Taxi gibi felaketleri de var, Leon gibi şaheserleri de var Luc Besson'un.
Nikita da kült olan filmlerinden.
Jean Reno da kısa ama etkili bir rolde görünüyor.
Daha sonra Amerikan versiyonu da yapılmış, diziye de çekilmiş ama "orijinalinin yerini tutmaz" düsturunu benimsediyseniz kendinize, mutlaka görülmeli.

8 yorum:

Sera dedi ki...

upuzun bir liste yaptım. sırayla ya indirip izliyorum, ya da tvde rastlarsam izliyorum. çok popüler ve klişe filmleri izlememeye çalışıyorum.

Adsız dedi ki...

taxi'yi sevmedim.
leon şaheserdi. tam anlamıyla bittim!
nikita'yı izlemedim. sanırım beğeneceğim.

Adsız dedi ki...

Luc Besson'ın sorunlu bir çocukluğu yok, öyle kendi hayatında duyduğu eksiklikleri sinema ile kapatmaya çalışan, bir şey anlatma derdi olan, sinemateklerle büyümüş bir adam değil. Arıza bir tip değil kısacası. Biraz da bundan ötürü Fransızların kendisi bile Besson için tam karara varamamışlar.

Nikita adamı koltuğa çivilerken, Taksi insanın canını sıkıyor...

Kimliksiz Nikita her daim kalbimizde özel bir yere sahip olacaktır :)

Sera dedi ki...

rehavet: nikitayı beğenirsin büyük ihtimalle :)

o: herşeyi satın alırsam iflas ederim :p

torkunç: Luc Besson bir Almodovar değil diyorsun kısaca :D

Adsız dedi ki...

Almodovar'ın son filmini izleme şansım olmadı. Aslında bu biraz da bilinçli bir erteleme zira Almodavar hakkında daha iyi bir fikirsahibi olmak için daha önceki filmlerini izlemeyi bekledim. Ve nihayet bu hafta sonu Almodovar günü yapacağım: Live Flesh, Woman on the Verge of a Nervous BreakDown ve Bad Education. Bir günde 3 Almodavar... Hmmm çok heyecanlı!

Sera dedi ki...

Konuş Onunla, Annem Hakkında Herşey ve Kötü Eğitimi izledim. üçü de güzeldi.
Ha bir de ilk dönem filmlerinden Yüksek Topukları izledim ama o bana göre değildi. fazla absürd geldi.

farelzan dedi ki...

merhaba,

qiz show'u ben de izlemistim. john turtorro'nun karakterine nedense gicik oldum. avukat cok guzel rol yapmis. ozellikle de boston aksanina hayran kaldim.

eski gunleri hatirlatti birden...

Sera dedi ki...

rolüne gıcık oldum. iyi rol yapıyor evet. :)
torturro'nun bi röportajını okudum, küfürden geçilmiyor. :)