Dalkomhan Insaeng/A Bittersweet LifeAdamımız patronunun kendisini aldatan sevgilisini öldürmekle görevlendirilir. Ne var ki öldürmek şöyle dursun yıldırım aşkına tutulur. Sonrasında başına gelmedik kalmaz ve bir intikam zincirine dönüşür film.
Yer yer Park Chan-wook, yer yer Tarantino filmlerini hatırlatıyor. Özellikle diri diri gömülüp, gömüldüğü yerden kurtulma sahnesinin Kill Bill'deki Uma Thurman'ın gömüldüğü yerden kurtulduğu sahneden aşağı kalır yanı yok; hatta sonrasında adamımızın onlarca adamı, sanki onca yaralanan kendisi değilmiş gibi devirmesi, ortalığı yıkıp geçirmesi abartılı ama eğlenceli sahneler barındırıyor. Bir türlü ölemiyor kahramanımız. Aynı şekilde filmdeki mafyöz bolluğu da Reservoir Dogs'u anımsatıyor.
Park Chan-wook filmleri kadar sürprizli ve yoğun bir anlatımı olmasa da, müzikleri ve intikamı ele alış biçimi açısından benzerlikler barındırıyor. Özellikle müzikleri şahane. "Ben bu filmi daha önce görmüştüm" hissi veriyor birçok sahnesi. Ama bu hissi vermesi, filmin kötü olduğu anlamına gelmiyor.
"hareket eden ruzgar ya da yapraklar degil... hareket eden aklin ve kalbin..."

Mou Gaan Dou/Infernal Affairs
Meşhur The Departed'ın orijinalini izleyebildim sonunda.
Filmin başlarında, olayların Amerikan versiyonundan daha hızlı ilerlediğini gördüm ve karakterleri birbirine karıştırdım. İlk önce Scorsese versiyonunu izlediğim için filmi izlerken ister istemez The Departed'la karşılaştırdım. Jack Nicholson'ın karakterinin hinliklerini, Mark Wahlberg'in karakterinin "how the fucked up are you?" şeklinde lafı gediğine oturtan eğlenceli laflarını ve sonundaki sürprizini aradım.
Amerikan versiyonu daha detaylı geldi bana. Belki de bu Uzakdoğu yapımı üçleme şeklinde olduğu için devamını da izlemek lazım ama Scorsese'nin ortalama ve orijinalini mumla aratan bir Uzakdoğu uyarlaması çekmemiş olduğunu gördüm.
İki yapım arasında belli bölümler dışında fazla fark yok öykü açısından. Infernal Affairs'da mafya köstebeği (Di Caprio'nun karakterini burada ünlü Uzakdoğulu oyuncu Tony Leung canlandırıyor) polisle olan iletişimini mors alfabesiyle sağlarken, The Departed'da cep telefonları aynı işlevi yerine getiriyor. Başka bir farklı sahne de, Infernal Affairs'da ünlü mafya liderinin tutuklanıp karakola alınınca polis komiseriyle karşı karşıya geldiği sahne -ki filmin doruk noktalarından biri olarak nitelendirilebilecek bu sahneyi The Departed'da hatırlamıyorum.
Infernal Affairs'ın sonu Amerikan versiyonundan daha karamsar ve gerçekçi geldi bana, ama başlarda da söylediğim gibi, Mark Wahlberg'in karakteri Amerikan versiyonuna çok şey katmış.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder