Martı Jonathan Livingstone ve Mavi Tüy kitaplarıyla hayatımın kimi dönemlerine bir şekilde teğet geçen Richard Bach'ın bu kitabını bulduğumda yine aynı tarzla karşılaşacağımı düşünmüştüm. Biçemde değişen bir şey yok, anlatılanlar ise yazarın kendi hayatından kesitler. Otobiyografik bir aşk romanı.Richard Bach'ın özgürlüğe ve uçmaya olan düşkünlüğünü, insanlara bağlanmaktan kaçtığını, kafasında yarattığı kusursuz kadınını aradığını ve sürekli bir arayış içinde olduğunu okurken, ruh eşi kavramını sorguladığını da görüyoruz. "Ruh eşi", ya da okuduğum çeviride geçtiği şekliyle "öz eşi" diye bir şey var mıdır, insanlar yaşamımızdan geçip giderken neler götürürler bizden, sevgi ve özgürlük kavramları birbirinden kopuk mudur yoksa birbirlerini bütünlerler mi... Sürekli bu şekilde kendini sorgulayan yazar günün birinde Leslie Parish'le tanışıyor ve sorgulamaları azalacağına daha da artıyor. Diğer kadınlardan farklı gördüğü Leslie'yle yakınlaştıkça ondan uzaklaşıyor aslında. Monotonluktan ve geleneksellikten kaçıyor bir yandan, diğer yandan Leslie sevmenin bireyi kendi öz benliğinden kısıtlamayacağını, özgürlükle sevgi kavramının birleşince çok daha mutlu olacakları konusunda onu ikna etmeye çalışıyor.
"Yalnızlığın zıttı birliktelik değildir, karşılıklı yakınlık ve anlayıştır" (s. 141)
Richard Bach kaçtıkça Leslie'nin canı acıyor ve ayrılırlarken ona öyle iç parçalayıcı bir mektup yazıyor ki, Richard önce Leslie'nin de diğer kadınlar gibi onu bağlanmaya zorladığını düşünüyor, sonra tüm bu mesafeli düşüncelerinden pişman oluyor. Uçak kullanırken kendiyle sürekli hesaplaşırken iç sesiyle konuşmalar yapıyor ve Leslie'ye geri dönüyor.
"-Birisine bağlanmak neden o kadar kötüymüş?
-Kötüdür, çünkü tek bir insana koskoca bir umut yatırımı yapıp, sonra da tümüyle yitiriyorsun." (s.169)
Yazarın kimi çekinceleri empati kurmayı kolaylaştırırken, kimi davranışları ondan nefret etmemizi sağlıyor. Zaman içinde gelgitlerle dolu bir birliktelik yaşıyorlar, bu gelgitlere ise yine yazarın kendi kuşkuları neden oluyor. Kendisi de zaman zaman kişiliğinin bu çelişkili yanına vurgu yapıyor. Kendi çelişkilerine odaklanırken karşısındaki insanın da kendi çelişkileri olduğunun ve Leslie'yi incittiğinin farkına varması biraz geç oluyor.
"Kahrolsun senin kusursuz kadının! O senin uydurduğun yarım tonluk bir tavus kuşu; tuhaf renkleri ve hiçbir zaman uçamayacak olan sahte tüyleriyle!..." (s.185)
Richard Leslie'yi tanıdıkça "ruh eşi" diye zihninde canlandırdığı kadının o olduğunu hissediyor, kendisini o ana dek en iyi anlayabilen ve birlikteyken kendi olabildiği tek kadın olduğunu da.
"İki balon olduğumuzda, ikimizin de yönü yukarıya ise, diğer kişiyi bulmuşuz demektir. Özeşimiz yaşamı yaşama çeviren kimsedir" (s.312-Lesli Parish)
Kitabın sonlarında ise evlendikleri ve bir adada yaşadıkları yazıyor. Nette bir araştırmayla 21 yıl evli kaldıktan sonra boşandıklarını ve Richard Bach'ın deyimiyle "ayrı yollara gittiklerini" öğrenince, kitabı okuduktan sonra hissettiğim tüm o empatik ve manevi hisler ister istemez uçup gidiveriyor. Hissettikleri gerçek miydi, yoksa ruh sömürücü bir aşk öyküsü mü yazmış anlamak zor oluyor. Yazarın kendi deyişiyle boşanma sebebi burada yazıyor. Boşanmalarının yaşadıklarının bir yanılsama olduğu anlamına gelmediğini, sadece artık ruh eşi gibi hissetmediklerini söylüyor.
Bu arada Leslie Parish eski bir oyuncuymuş ve fotoğrafları da burada mevcut. Bir de onun açısından dinlemek lazımdı belki de sebepleri.
4 yorum:
Martı, Hıncal Uluç'un hayatının kitabıydı heralde, Sabah aldığımız günlerden anımsıyor gibiydim. Okumadım heralde, ya da hayır bir saniye okumuştum, okumuş olmalıyım. Bunu bile anımsayamdığıma göre sevmemişim demek. Yalnız yazıyı çok güzel yazmışsın,alıntılı falan. Kitabı okuyasım geldi, tabi okuyamam bu aralar elimde yığınla kitap var. :D
yazını okuduğumda aklıma tuhaf bir biçimde "Genç Werther" geldi. Aslına bakarsan kitap hakkında çok fazla bir şey ahtırlamıyorum. Werther garibimin sürekli ağladığı ve hayatının kadınına mektuplar yazdığından öte...
Yazının tadı damağımda kaldı. Keşke biraz daha yazmış olsaydın. Şunu fartkettim ki bir kitap ile ilgili bir şeyler yazılacaksa tespitlerle beraber kitaptan alıntılar yapmak hem okumayı kolaylaştırıyor hem de anlatılmak isteneni yakalamak daha kolay oluyor...
evet, ben de öyle bir şey hatırlıyorum ludmilla. Hınca işte Martı'ların, Küçük Prens'lerin adamı... :)
ludmilla: Okursun bi ara da Hıncal mıncal, hakaret oluyor :p
torkunc: Üşengeçlik efendim, yoksa alıntı boldur :)
Küçük Prens'e laf söyletmem ayrıca :p
canım küçük prens işte... severim kendisini ama ne yalan söyleyeyim parmak çocuğu daha çok severim
Yorum Gönder