David Fincher abimiz keşke seri katilli, gerilimli filmler çekmekten vazgeçse de, Fight Club gibi orijinal öykülerin peşinde koşarak bizi mest etse... Ben hala bir Fight Club yumruğu bekliyorum yahu.
Zodiac kötü bir film değil esasında. Merak duygularını en üst seviyeye çıkaran 2 buçuk saatlik film oldukça sürükleyiciydi. Katilin peşinde hayatlarını heba eden biri dedektif, biri gazeteci, biri de karikatürist olan üç kişinin saplantılarına odaklanmış yönetmen katille ilgili ayrıntılar ve gizemli cinayetler haricinde. Özellikle Jake Gyllenhaal'ın canlandırdığı karikatürist, katili bulma konusunda fazla inatçı. Onun da çabalarıyla sonuna kadar sıkılmadan izliyoruz filmi. (Bu yorum göreceli tabii ki.)
Filmin sonunun "sonuçsuzluğu", hem tv dizileriyle klişe polisiye filmlerinden farklı bir seyir izliyor, hem de hayal kırıklığına uğratıyor hevesle katilin kimliğini öğrenmeyi bekleyen gözüpek seyirciyi. Sürükleyiciydi sürükleyici olmasına da, film bittikten sonra, bir Se7en kadar etkiledi mi derseniz hayır derim. İzledikten sonra pek bir şey kalmıyor insanda. Sanırım Brad Pitt'li, Cate Blanchett'lı geri geri yaşlanan adamın hikayesini anlatan Curious Case of Benjamin Button'ı beklesek daha doğru olacak.
Away From Her
Tek cümleyle yorumlamam gerekirse, "boş bulunup izlediğim film" diyebilirim kendisine. Alzheimer olan karısını bir bakım merkezine yerleştiren adamın öyküsü daha çok. Esasında sevimli ve hoş bir film izleyecekmişiz hissi veriyor filmin başları. Fakat Julie Christie'nin canlandırdığı kadın bakım merkezine yerleştikten sonra iyice sıkıcılaşıyor, kendinizi başka alemlerde, başka filmlerde, başka görüntülerde, başka vesairelerde hayal ederken yakalıyorsunuz kendinizi bir süre sonra.
Julie Christie buradaki Alzheimerlı kadın rolüyle pek çok ödül kazanmış ama iyi ki Oscarı Marion Cotillard kazanmış demek zorundayım, çünkü Julie Christie ne kadar doğal ve etkili oynasa da Marion Cotillard'ın rolü daha bir kendini paralayıcı, daha bi zorlayıcıydı ve sırf o makyaj işkencesi için bile Marion'ın hakkını teslim etmek lazımdır.
All The Invisible Children
Sevimli aile çocuklarından ve sorunlu ergen hikayelerinden ziyade, görmezden gelinen çocukların öykülerini anlatan 7 kısa filmden oluşan filmin yönetmenleri arasında Spike Lee ve Emir Kustarica da bulunuyor. Belli bir tema etrafında, ünlü yönetmenlerce çekilen kısa filmlerden oluşan bu tür filmleri izlemek güzel oluyor. Bir konuya ilişkin değişik bakış açılarını görmenin yanında, kısacık öykülerden upuzun filmlerdekinden çok daha fazla ayrıntı yakalamak düşündürücü.
Afrikalı direnişçi çocukların gösterildiği Tanza; Emir Kustarica'nın ıslah evi çocuklarını şenlikli müziklerle anlatmasının da etkisiyle melodramın kıyısından köşesinden geçmeyen Blue Gypsy adlı bölümü; Spike Lee'nin, siyahi bir çocuğun aids olduğunu öğrenip toplumdan dışlanmasını ele aldığı hikaye; Katia Lund'un yönettiği, Sao Paolo'nun varoşlarında para kazanmaya çalışırken umutlarını tüm eşitsizliklere karşın kaybetmeyen Billy ve Joao'nun hikayesi -ki gökdelenlerle barakaların iç içe olduğu bir metropol görüntüsü size neler hissettirir izleyip görmenizi öneririm- ve John Woo'nun biri varlıklı diğeri yoksul iki Uzakdoğulu kız çocuğunu paralel anlattığı bölüm. ... Hepsi güzeldi.
Kapkaççı İtalyan çocuğu Ciro ile Ridley Scott'ın yönettiği Jonathan adlı bölümleri diğerleri kadar sevmedim. Sanki daha zayıf kalmışlar diğer bölümlerin yanında, ama bütün olarak görmezden gelmemenizi önereceğim bir film All The Invisible Children.
Das Leben Der Anderen

Bu filmle ilgili ne yazacağımı bilemiyorum. Sürükleyici kurgusu, dönemsel gerçekliği çarpıcı biçimde sunması, iddiasız ama kendinden emin oyunculukları ve Bindokuzyüzseksendört atmosferiyle beni benden aldığını söylesem yeterli olur sanırım.
8 yorum:
alla alla :) nerden tanıdık geldi acaba bu film notları :))) julie christie'ler david fincher'lar :))
not: sensiz geçti tmö sera :) öle olsun....... hıh..... :)))
Das Leben Der Anderen, benim en sevdiğim filmlerden biri, bahsettiğin sebepler ve tabi ki Ulrich Mühe sevmemde büyük rol oynadılar. :) Alman Kevin Spacey, benziyor ama kabul et :P
Zodiac'ı sevmiştim ben, klasik bir seri katil filmi değildi, o kadar uzun olmasına rağmen hiç sıkılmamıştım vs vs tabi Jake vardı ondan da olabilir :P
Diğer 2 filmi izlemedim, Away From Her'ü hiç izlemem herhalde. :)
Evet evet! Alman Kevin Spacey çok güzel benzetme.
Bu filmi çok büyük beklentilerle izledim ve beklediğim kadar da beğendim. Tabii ki aklıma hep o Berlin'de tam duvar yıkılırken geçen film geldi. O da çok güzeldi. Neydi adı...
triancula: şu tmö yü bi anlayamadım. acelen mi vardı sanki :p
ludmilla: Ulrich Mühe Kevin Spacey'yi andırıyor evet ama Kevin Spacey'den daha soğuk bir tip görünümündeydi filmde.
Ben de sıkılmadım Zodiac'ta ama beklediğim bu değildi. Jake taştı orda :p
Away From Her'ü izlemeni tavsiye etmem :)
sarapcı: acaba Goodbye Lenin filmini mi kast ediyorsun merak ettim.
Hah, evet. Goodbye Lenin!
Gecen senenin en sevdigim filmi Das Leben Der Anderen olmustu. Super bir film.
Ulrich Muhe'nin gecenlerde Tunel diye bir filmini izledim. O da cok guzeldi tavsiye ederim. Berlin duvari zamaninda iki taraf arasinda gecisi saglayan bir tunelin yapilisini anlatiyor.
Ulrich'e filmde ask oldum sanirim, cok yakisikli ya:)
PArdon ya isimleri karistirmisim. Sebastian Koch oynuyordu Tunnel filminde. Ona asik olmustum:)
tunel filmini bi yerlerden bulabilirsem izlerim.
Ulrich'in nesi yakışıklı diyecektim ben de tam :)
Yorum Gönder