
İsrail yapımı Beşir'le Vals'in cesareti ve vicdan muhasebesi takdire şayan olabilir. Belgesel, animasyon, röportaj, canlandırma gibi birçok unsuru aynı filmde, hem de bir savaş filminde başarıyla birleştirebilmesi de sinemanın sınırlarının olmadığının göstergesi. Yönetmen Ari Folman ve filmin tüm yapımcılarının geçmişte yapılanları (ve büyük ihtimalle de hiç bitmeyecek haksızlıkları) sorgulamasını da takdir ediyorum bir kez daha. Yine de film boyunca içimdeki öfkeyi susturamadım bir türlü. Yıllar öncesinde savaşıp sanki bir katliamın aktörleri olmamışcasına, kimi üst düzey kimi daha orta halli bir yaşam süren ve hayatlarının o kısmını tamamıyla unutan insanları izledikçe daha çok kızdım yapılanlara.
İnsanın hatırlamak istemediği büyük acılarla geçen bazı anılarını ya da pişmanlıklarını bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde unuttuğu bilinen bir psikolojik gerçek, evet. Ama sormadan edemeyeceğim; söyleşilere çıkma cesaretini gösteren görgü tanıkları film animasyon olmasaydı da düz bir belgesel olarak çekilseydi, bir vicdan muhasebesinin aktörleri olacaklar mıydı ya da muhalif bir animasyona dönüşebilecek miydi bu film? Ayrıca tüm o "muhalif İsrailli" görüntüsüne rağmen, gördüklerimizin büyük çoğunluğu İsrail bakış açısından yansıyordu yine.
Kurban Arapların sessizce ve acı içinde savaş meydanından yürüdükleri sahne çok anlamlıydı. Askerlerin hayal kurdukları sahnelerle kurbanların Film boyunca da sessizdi kurbanlar. Konuşanlar hep İsraillilerdi. Bilgisayar oyununa yeltenirmiş gibi savaşa gidenler. Öldürme emrini verirken porno izleyen komutanlar. Örnekler çoğaltılabilir. Savaş ortamında hayallerine sığınan askerleri ise daha önce onlarca kere izledik okyanusun diğer kıyısından gelen filmlerle.
İyi filmdi evet. Ama bana söylediği tam olarak şuydu: "Evet bizdik o katliamların aktörleri ve figüranları. Ama bunu yeterince keskin ve kör gözüm parmağıma anlatacak kadar da cesur değiliz". Bu şekilde anlatmadıktan sonra da yeterince tatmin edici bir vicdan muhasebesi olmayacak gözümde.

Defiance/Direniş adlı İkinci Dünya Savaşı filminin diğer İkinci Dünya Savaşı filmlerinden farkı, bu kez kendi başına direnen Yahudilerin öyküsünü anlatması. Genelde aktif olarak savaşmış Yahudileri görmemiştik filmlerde pek fazla. İki kardeşi canlandıran Daniel Craig ve Liev Schreiber bu direnişi örgütleyen isimler olsalar da, klasik kahraman tanımına pek uymuyorlar. Kendi başlarına hayatta kalmaya çalışırken bir sürü insanın hayatlarının sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalıyorlar. Son Samuray ve Kanlı Elmas gibi filmlerin yönetmeni Edward Zwick'in filmi olan Defiance/Direniş'in kurgusu ve öykünün geri kalan kısımları ise sürprizsiz ve bilindik bir şekilde ilerliyor. Sürprize ihtiyacımız yok belki ama öyle çok da akılda kalıcı bir film olacağa benzemiyor sanki.
Hunger/Açlık'ın bir savaş filmi olmadığını kim iddia edebilir? İrlandalı mahkumların direnişleriyle pekçok soru atıyor ortaya yönetmen Steve McQueen.Film ilk yarım saatinde "güçlü bir filmim" diye haykırıyor. Sonrasında ise filmden kopuyorum ve o içe işleyen açlık greviyle sonlanan final bölümlerine kadar da filme adapte olamıyorum. Minimalist filmlere belli bir noktaya kadar katlanabiliyorum, ne kadar güçlü ve etkileyici olurlarsa olsunlar. Hele o güya "başyapıt imzası" olduğu söylenen tek planlı diyalog sahnesiyle sabır eşiğim zorlanıyor. Zaten başka diyalog sahnesi de yok gibi bir şey. Mutlaka diyaloglarla dolu olması da gerekmiyor bir filmin ve öyle bir kuralım da yok. Battaniye protestosunun olduğu sahne örneğin, diyaloga mahal bırakmıyor. Yine de daha izlenebilir bir film olmasını dilerdim bir sinema tiryakisi olarak.
7 yorum:
her yeni postunda film izleyememek biraz daha koyuyor yahu. sırf bu yüzden sağ frame'e liste yaptım, buhranlı dönemim bitince izlemem gereken filmleri
october swimmer: umarım bir an önce biter buhranlı ve yoğun dönemin. eminim de bitecektir çünkü hep biter :)
efe: sondaki görüntüler üzerine bir şey söyleyemiyor insan. nutku tutuluyor insanın. bu filmin tavır olarak arkası gelir umarım.
Beşir'le Vals filmini izlemedim malasef , bir yerlere indirdim ama hala bulamadım..
Direniş'e gelince; Kardeşlik duygularımı kabartmıştı , kardeşim uzakta olduğu için olabilir..İzlenebilecek güzel bir film bence ..
Çoğu filmi ,sonuna kadar izlemeye çalışsamda Açlığı izlerken bunu başaramadım..O diyalog sahnesi ninni gibi geldi ve uyudum .. Bir gündüz vakti tekrardan izlemeye çalışacağım .. :)
Hunger benim için de izlemesi en zor filmlerden biriydi.
vals im bashir'deki yorumuna katılmıyorum. sonuçta böylesine güncel ve bıçak sırtı bir konuya farklı bir bakış açısı vaad etmesi ve etkileyici sonunun yıkıcılığı bile benim için yeterli. ona bakarsan hangi film samimi ki? yani adamların orda yüzleri animasyona bulandıkları için "samimi gelmemesi" bu filmin bence saçma bir düşünce.
amerikalılar neler yaptılar, evet senin deyiminle hani "animasyonun arkasına sığınma"dılar samimi (!) oldular. batı şöyle haksızdı özür dileriz diyerek gönül telimizi titrettiler (!) doğu-batı farklılığını filmlerinde tamamen kendi kurallarına göre yerleştirip üstüne doğunun canını yakan şeyleri dillendirip her şeyi kabul eder, özür diler kıvamda oldular (!) ama bir israilli film, olayın dibinden bir filmin konuya farklı açılardan bakmaya çalışması samimi olamıyor? bu bana korkunç derecede saçma geldi. ben acayip sevindim bu konuya israil tarafından "farklı" bir film geldiği için. paradise now'ı da oldukça heyecan verici ve güzel bulmuştum. olaylara filistin tarafından bakıyordu. taraf konusuna da katılmıyorum. bir filmin konuyu ele alış biçimi ille de her yönden değerlendirmesi, iki taraf varsa ille de öbür taraftan da olaya bakması ile ölçüt sayılmamalı filmin başarılı olup olmadığını söylemesi için. adam kendi tarafından bakar, bakmakta özgürdür. bu onun şu anda muhalif bir film yaptığı gerçeğini inkar etmez. sonuçta kendi içinde tutarlı olmalı. bu film kendi içinde tutarlı mı? evet. çok rahat bir şekilde israillilerin filistin olayına olan bakış açılarının aslında ne kadar tutarsız olduğunu anlatıyor bana göre. ne kadar kafalarının karışık olduğunu ve içinde bulundukları durumun ne kadar ironik olduğunu farkettiklerini de. ama bu tutarsızlıklarını tutarlı bir filmle açıklamaları beni mutlu eden.
sonuçta ben ülkelerin kendi sorunlarını kendileri anlatan filmlerden yanayım.
asıl samimiyet budur.
ha sen slumdog millionaire'i sevmiştin değil mi sera hanım? pardon.
sevgili tria,
senin ya da diğer arkadaşlar için slumdog millionaire i sevip beğenmek ayıp,suç veya küçümsenecek bir şey olabilir. ama bütün burnu büyük eleştirilere rağmen seviyorum o filmi. sırf "entelektüel ve saygın" filmleri sevmek zorunda da değilim ayrıca. "batılılar çekti, doğuluları küçümsüyorlar" düşüncesine bir yere kadar katılıyorum tabii. ama aynı filmi hintliler çekseydi bu kadar insan izleyecek miydi, ya da bollywood filmi diye küçümsemeyecek miydiniz, tartışılır.
beşirle vals'e gelince. yazımda israillilerin bu muhalif filmi yapmalarını takdir ettiğimi söylemiştim. devamının gelmesini temenni ettiğimi de. ama oradaki vicdan muhasebesi, diğer birçok amerikan filminde gördüğüm gibi bana vicdanı aklama hissi verdi alttan alta ve filmi tam olarak benimseyemedim. röportajların da bunda etkisi vardı evet. sanki o röportajlar bunu daha çok vurguluyordu ya da bana öyle geldi bilmiyorum. ama ben zaten buraya kişisel yorumlarımı yazıyorum, sinema eleştirisi yazmak isteseydim sadece birkaç kişinin anlayacağı akademik bir dil kullanmayı da iyi bilirdim hiç şüphen olmasın. ben de istesem slumdog millionairede eleştirilecek onlarca şey bulabilirim ama bana verdiği duyguyu, hissettirdiklerini ve gösterdiklerini sevdim. beşirle valste de senin dediğin gibi sırf niye röportajları animasyon gösterdiler de gerçek göstermediler diye değildi itirazım. keşke o japon filmi yerine beşirle valse verselerdi oskarı diye de düşünüyorum. ama bana verdiği o yetersizlik hissinden kurtulamıyorum ve söylemeye çalıştığım da buydu ve benim ifade eksikliğimdi demek ki. animasyon olmasaydı daha mı yeterli hissedecektin diye sorabilirsin. belki yine yeterli gelmeyecekti bana ama filmin en sonunda gösterilen o görüntüler binlerce animasyondan çok daha etkiliydi.
senden beklemediğim derecede garip bir üslupla karşılaştım ve bir yerlerde kırılan egonu benim bu yazım aracılığıyla onarmaya çalıştığını bile düşündüm. (isteyen istediği gibi yorum yazabilir buraya tabii ki, hakaret olmamak kastıyla. yoksa yorum onayı vs koyardım. beğenmediğim yorumları silerdim ve başkası olsa böyle uzun uzadıya cevap yazmaya bile çalışmazdım.)
Yorum Gönder