Birini çok sevdim. Birini hiç sevmedim.
Let The Right One In (Lat Den Ratte Komma In)Herkes Alacakaranlık peşinde koşarken, bu İsveç yapımı vampir-aşk öyküsü yapı, anlatım, etki açısından farklı bir sinema yolculuğu vaat ediyor. Vampir deyince akla ilk gelen filmlerden biri olmayacak belki ama çocukluk aşkı deyince akla ilk gelen filmlerden biri olabilir bu film. Çocuk filmi gibi başlıyor. "Bu cidden tırstırıcı bir korku filmi" diyebileceğiniz anlar geliyor sonra. Avrupa yapımı bir film olması, karakterlerin sürekli telaşlı ve bağırıp çağırarak oradan oraya koşturduğu Hollywood gençlik-korku filmlerine benzememesinin en önemli nedenlerinden biri olsa gerek. Ürkütücü anlarında bile farklı bir gerilim hissettiriyor. Vampir kızın "beslenmek zorunda olduğu anlardan" bahsediyorum. Filmin hissettirdiği gerilim, haldır huldur karmaşaların ve özel efekt yağmurlarının mutlak surette akıp gitmesine gerek olmadığını gösteriyor bir filmin tüyler ürpertici olması için. Gerisiyse duygu dolu, lirik ve durağan. Farklı bir durağanlık bu. Derinlik kokan bir durağanlık şeklinde tanımlanabilir aslında bir korku filminden çok. "Hadi artık bir şeyler olsun, karakterler boş boş manzaraya bakıp durmasın" dedirtmeyen bir durağanlık, gerilim ve duygu sağanağı var. Hüzünlü bir dinginlik.
Vampir kızın masumiyetle canavarlık arasında gidip gelen ruh hali ve gelgitleri, ergenliğin arifesindeki çocuğun okuldaki dışlanmışlığı ve yalnızlığı, farklı olduğunu hissettiği ve daha sonra da gücünden etkilenen komşu kızıyla arasındaki dostluk ve aşk öyküsü bu. Çocuğun okul arkadaşlarının vampir kızdan daha korkunç olduğu durumlarla karşı karşıya kalınıyor.
Soğuk atmosferiyle ters orantılı denebilecek kadar sıcak ve bu sıcaklığı bize hissettiren de iki çocuğun ve aralarında geçenlerin naifliği. Farklı duygular bırakıyor insanda izlerken ve de bittikten sonra da.
You, The Living (Du Levande)İsminin ilginçliğini aratacak kadar sıkıcı bir film. Gülmekten ölerek izledik diyenleri, eğlenceli anlarla dolu olduğunu söyleyenleri hiçbir şekilde anlayamadığımı belirteyim. İnsanların ne kadar boş, sıkıcı, depresif hayatlar yaşadığını absürd bir şekilde gösteriyor olabilir; buraya kadar tamam. Monotonluğun güldürüsü ve günlük hayatın aynası da diyebilir isteyenler. Halbuki film bir türlü akıp gitmiyor. Tipler desen, bir ikisi hariç, akıbeti merakla beklenen kişiler değil. Ağlanacak hallerine gülen değil, gülünecek hallerine ağlayan insanlar var. Art arda farklı karakterlerin günlük hayatlarının absürd temsilleri bir yere kadar oyalıyor insanı. Gerisine anlam vermek zor. Bana göre boş film tanımının karşılığı. Nerden de çattım dediğim bir film olmuştur, üzgünüm. İsveç mizahıyla yıldızımız barışmadı ama diğer tür filmleriyle muhatap olmamın sakıncası yok.
2 yorum:
Let The Right One In'i seversin diye düşünüyorum. Öyle Samara tipi bir çocuk-korku filmi değil sonuçta :)
You, The Living'i görsel anlatımdan ziyade, hikayesizliği, bir türlü ilerleyememesi vs. yüzünden beğenmedim. Beğenecek de değilim daha sonra da :p
Yorum Gönder