
Elephant Man/Fil Adam'ın David Lynch'in akıllara zarar Lost Highway'li, Twin Peaks'li, Mulholland Drive'lı muammalı ve rahatsız edici filmler serisiyle ilgisi olmadığını hemen belirterek başlayım yazıya. Lynch filmografisinin düz anlatımlı hikayelerinden biri, ama ne hikaye. Deforme doğmuş, yaşamı boyunca insanlardan ve insanların meraklı, rahatsız edici, aşağılayıcı bakışlarından ve tavırlarından çekmediği kalmamış, hiçbir zaman rahat yüzü görmemiş, hiçbir zaman "normal" insanların sahip olduğu ama sahip olduğu için ne kadar da şanslı olduğunu anlayamayacağı özelliklere sahip olamayacak bir adamın gerçek öyküsü üstelik film.
Bir filin saldırdığı kadının ürkütücü görüntüleriyle açılan film, yine malum bir Lynch yaklaşımı olacak izlenimi bırakıveriyor insanda derhal. Ama öyle olmuyor. Çok geçmeden bir "ucubeler" sirkine konuk oluyoruz. Sömürüldüğü bir yerden yine farklı bir şekilde sömürüleceği başka bir yere götürülüyor daha sonra Anthony Hopkins'in oynadığı doktor karakteriyle fil adam lakaplı John Merrick. Merrick'in sirkteki "patronu" sürekli şiddet uygulayan bencil ve zalim bir karakter olsa bile, onu hastaneye götürüp tedavi etme bahanesiyle meraklı doktor bakışlarına ve "sosyeteye" teşhir eden doktorun da, şiddet uygulamasa ve ona konuşmayı öğretmek gibi fil adam John Merrick'e yardımcı olacak tavırlar sergilemesi bu durumu değiştirmiyor. Zira, Hopkins'in oynadığı doktor bir sahnede "benim de o sirk terbiyecisinden farkım yok" cümlesini sarf ediyor. Yine de o doktora tam olarak kızamıyoruz izleyenler olarak çünkü Merrick'i insan yerine koyan, onu dışlamayan ve ona insanların dünyasında bir yer açan ilk insan da o oluyor.
Doktor Treves'in açtığı yolun Merrick'i tamamen düzlüğe çıkarabildiği söylenebilecek mi peki bu andan sonra? Filmde insanın en acımasız varlık olduğu belirli sahnelerde çok keskin bir şekilde anlatılıyor. Gerçek canavarların karşısında yönetmenin tavrı da gayet açık. Örneğin bir sahnede yanındaki iki fahişeyi Merrick'in "üstüne salan" yaşlı, mendebur, yılışık herifin yüz ifadelerini ve iblisliğini Lynch göstere göstere sunuyor bizlere ve bunun gibi üst üste gelen sahnelerde "Lynchliğini" yapıyor izleyiciye.

Fil adam John Merrick'in yalnızlığı ve yaşamı öyle içli ve sarsıcı ki, sanırsınız bir David Lynch filmi değil de Tim Burton'ın Edward Scissorhands'inin değişik bir versiyonunu izliyoruz. Birebir benzetme ya da karşılaştırma değil kast ettiğim, fakat benzerliklerin olduğu bir gerçek. Tim Burton'ın Makas Eller'i çekerkenki ilham kaynakları arasında Fil Adam'ın da olup olmadığını çok merak ettim. İkisinin de toplum dışı karakterleri anlatması ve ikisinin de ağlatıcı potansiyel taşımasından kaynaklanmıyor bu benzerlik sadece. Arka plandaki insanlık durumlarına da dikkat çekilmeli özellikle.
Son olarak Anthony Hopkins'i hep orta yaşlı ve yaşlı rollerde görmeye alışmış biri olarak, burada kendisini izlemenin enteresan olduğunu ekleyim. Asıl hakkı teslim edilmesi gereken oyuncu ise fil adamı canlandıran John Hurt. Hep deforme makyajlı ya da maskeli izleyebildiğimiz oyuncunun işinin ne kadar zor olabileceğini ise tahmin edebiliyoruz ancak.
Tren istasyonunda insanlardan kaçarken "ben fil değilim, bir canavar değilim, hayvan değilim, yaşayan bir insanım" diye feryat eden adamın düşündürdüklerinden seçmeler de bunlardı işte...
7 yorum:
Fil Adam beni inanilmaz etkilemisti.. John Hurt ve Anthony Hopkins'in oyunculuklarina hayran kalmistim. Bogazimda adeta bir yumru olusturmustu ve sonunda hungur hungur agladigim nadir filmlerden biridir. Benim icin o kadar agir bir tecrubeydi ki, harika bir film olmasina ragmen bir daha da izleyebilecegimi sanmiyorum.
Gerçekten müthiş bir filmdir.Tarihimdedeki yeri de ayrıdır.Filmde herşeye rağmen tutunmaya çalışan,yazılarını yazan,maketler tasarlayan bir adam da var tabi.Bir kadının kendisinden asla hoşlanamayacağını düşünürken tanıştığı güzel bayanla yaptığı sohbeti de unutamam.Mahcup gözlerin arkasından bakarken,tipine aldanıp prens sandıklarımızdan ne farkı vardı fil adamın? hiç...=)
moonshine: aynı etkilenme bende de oldu diyebilirim ama tekrar izleyemeyecek kadar değil. tekrar izleme riskini göze alıyorum ben.
pyromancy: çok buruktu çook...
Hazırlıkta İngilizce öğretmek için altyazısız izletilen filmlerden biriydi Elephant Man. Çok üzüldüğümü hatırlıyorum, bir de baştaki filin saldırı sahnesini. Tekrar izlemeye değer bir film olduğu kesin, aklıma getirdiğin için saol Sera.
izlemeye değer bir film bence de. tekrar izle mutlaka :)
"I am not an animal, i am an human being" repliği ile gönlümüzde taht kurmuş bir film. John Hurt müthiştir.
Lynch'in bu filmi 1980'de 1950'lerde tekniğe uygun olarak çekmiş olması da önemli bir ayrıntıdır, kanımca.
Sonuç: Enfes bir film...
Selamlar,
Lynch hep böyle filmler çekse demekten kendimi alamadığım filmdir.
Yorum Gönder