Salı, Temmuz 07, 2009

yabana doğru

Jon Krakauer'ın Into The Wild/Yabana Doğru romanı Türkiye'de de yayınlanmış ve yayınlanır yayınlanmaz da soluğu kitaba dalmakta bulmuş blog arkadaşınız.

Çoğunuzun ilk aklına gelebilecek sorunun, Sean Penn'in filmiyle roman arasındaki benzerlikler, farklılıklar vs. olduğu muhakkak. Kitabı roman olarak adlandıramayız. Biyografik ve belgeselvari bir anlatımı var. Sean Penn'in filminin de ana karakteri olan Christopher McCandless, nam-ı diğer Alexander Supertramp, kitapta daha ayrıntılı biçimde anlatılıyor beklenebileceği üzere. Chris'i bu yolculuğa iten nedenler ve güdüler, ailesiyle ve özellikle babasıyla arasındaki sürtüşmeler anlatılırken Chris'in kişiliğini de tüm ayrıntılarıyle irdelemiş kendisi de bir dağcı olan yazar Jon Krakauer. Yediği önünde yemediği ardında bir yaşantıya sahip, ya da öyle bir imajı olan, Chris'in ruhsal çalkantıları, yolculuğu boyunca karşılaştığı insanlar daha çok onu tanıyan insanlarla yapılan söyleşilerle anlatılmış. Kitabın yazılmasına en çok destek verenler ise, ironik bir şekilde ailesi olmuş. Özellikle annesiyle babası Chris'in çocukluğunu, gençliğini, babasının ikinci evini hiçbir sansüre gerek duymadan tüm içtenlikleriyle anlatmışlar, ki bu tavır her şeylerini mükemmel imajlarla süsleyen bir Amerikan ailesi için şaşırtıcı bir tavır.

Jon Krakauer kitabında, Christopher McCandless gibi medeniyetle bağlarını geride bırakıp tüm benliklerini doğaya veren ve yabanla bütünleşen diğer insanların yaşantılarından kesitler ve McCandless ile benzerliklerine de yer vermiş. Ölümünün ardından basında çıkan hikayesinden sonra birçok insanın Chris'i bencil, aykırı ve cesaretle aptallığı birbirine karıştıran bir birey olarak görmelerinden de bahsediyor. Krakauer Chris'i tanıyan insanlardan onun kimi zaman inatçı ve değişken bir ruh haline sahip olduğunu öğrenirken birçok insan gibi onun da zaafları olduğunu kabul ediyor ancak medeniyetin tüm yapaylıklarından kendini azat eden Chris'in derinliğini ve bakış açısını o yıllarda çoğu insanın anlayamadığına değiniyor. Christopher McCandless'ın yolculuğu herkesin çıkabileceği bir yolculuk değil.

Kitabın en dokunaklı bölümleri Chris'in yolda karşılaştıkları arasında onun ölümünden en çok etkilenen, filmi izleyenlerin de doğrudan hatırlayabileceği, yaşlı adamla kurduğu dostluğun anlatıldığı bölümlerle Alaska'daki terk edilmiş otobüste geçirdiği son anlarıydı. Yazar Krakauer daha sonra Alaska'daki o terk edilmiş otobüsü ziyarete ve incelemeye giderken Chris'in motivasyonlarını sorguluyor ve okur olarak biz de o otobüsü ziyaret etmiş gibi oluyoruz. Günlüğünden bazı bölümleri de içine alan kitabı okurken Eddie Vedder'ın film müzikleri geliyor akla hemen. Son cümleyle de, Siren Yayınları'nı kapak tasarımı için tebrik etmek gerekir.

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Çok güzel anlatmışsın bu kitabı, tebrik ediyorum, ellerine yüreğine sağlık. Okuma listeme aldım, teşekkürler.

nurvenur dedi ki...

Filmi cok sevmistim ben. Cok siradisi bir yasam hikayesiydi Chris'in ki. Kitabi da merak ettim dogrusu, bulursam okuyayim ben de.

Sera dedi ki...

kitap kurdu: insanı farklı bir boyuta götüren bir kitap.

nur: kitaba da zaman ayrılmalı mutlaka.