Çarşamba, Kasım 03, 2010

Kör Suikastçı

Kör Suikastçı, roman içinde roman içinde roman şeklinde kurulmuş yapısıyla baş döndürücü bir kitap. Trafik kazasıyla yaşamını yitiren genç bir ucuz roman yazarı olan Laura Chase'in ardındaki sırlar, ablasının yıllar sonra geçmişle hesaplaşmasının ekseninde Laura Chase'in yazdığı söylenen ucuz romanla onun da içinde yer alan bilimkurgu öyküleriyle iç içe anlatılıyor. Bana göre Kör Suikastçı katman katman ilerleyen bir başyapıt ve kurgusu muazzam.  "Orada durabilirdim. Bilmemeyi seçebilirdim ama sizin de yapacağınız şeyi, buraya kadar okuduktan sonra sizin de yaptığınız şeyi yapmayı seçtim. Bilmeyi seçtim. Çoğumuz böyle yaparız. Ne olursa olsun, bilmeyi seçeriz ve bu süreçte kendimizi yaralarız. gerekiyorsa, bunun için ellerimizi ateşe sokarız. Tek dürtümüz merak değildir. Sevgi ya da acı ya da umutsuzluk ya da nefret de bizi harekete geçirir. " Chase ailesinin öyküsü büyükannenin öyküsüyle başlayıp iki kız kardeşin öyküsüyle ilerliyor. Laura ve Iris'in çocukluk ve ilkgençlik yıllarının anlatıldığı ve dönemin burjuvazisiyle işçi sınıfının mücadelelerine odaklanan savaş karşıtı ilk bölümler bir dönem draması havası verirken ve tam da kendimizi bu bölümlere kaptırmışken, Laura Chase'in yazdığı söylenen, bir kadınla bir erkeğin erotik gerilim şeklinde ucuz roman üslubuyla anlatılan roman içinde romana geçiyor yazar. Bu roman içinde roman da kendi içinde katmanlara ayrılıyor. Bir şeylerden kaçıp gizlice buluştuğu genç kadına bilimkurgu öyküleri anlatan genç adamın varlığıyla Margaret Atwood'un pornografi ve bilimkurguyla açıkça dalga geçtiği söylenebilir. Özellikle bilinmeyen bir gezegende kendini bulan adamların öyküsünde yazar olay örgüsü nasıl kurulur, bir hikaye nasıl yaratılır şeklinde ders veriyor desem abartmış olmam çünkü bu öykü içindeki öykülerden de kimbilir ne devasa romanların, ne bilimkurgu şaheserlerinin çıkacağını düşününce biz zavallı okurlar yazarın üslubuna aval aval bakmakla kalabiliriz. Kölelik ve efendilik kavramları, roman içinde roman içinde romanda yer alan Sakiel Norn gezegenindeki olaylarla o gezegenin acımasız yönetimi ve kör suikastçı ile dilsiz genç kızın kaçış öykülerinde de yankılanıyor. Düzene kurban edilen genç kızların dillerinin kesilmesi gibi metaforlar düşündürüyor. Düzene uymayınca susturulanların ve körleştirilenlerin öyküsünü kanlı ve fantastik bir dünyayla okura yansıtıyor Atwood. "Faşizm ilk önce insan ilişkilerinde başlar" deyişini Laura ile Iris'in anne baba ilişkilerinde, eve gelen öğretmenleriyle yaşadıklarında, sonrasında da abla Iris'in babasının dayatmasıyla yaptığı mutsuz evliliğinde görüyoruz. Tüm o kıstırılmışlığın içinde kendine bir çıkış yaratmaya çalışan Laura'nın ölümünden önceki ve sonraki olayları bize artık yaşlanmış ablası Iris anlatıyor. Yaşlı bir kadının dramatik öyküsüne meyleden bu bölümlerde anlatıcının güvenilirliği konusunda şüpheye düşmek ve Laura yaşasaydı o nasıl vurgulardı olayları diye düşünmek işten bile değil. Iris'in anlatımında Iris'in gençliğinde olaylara seyirci kalıp mücadele etmek için pek de fazla kılını kıpırdatmayan bir genç kadın görürken, Laura'nın isyankarlığı okurun da kaçışı oluyor. Dönemin pasif kadınlarını temsil ediyor gibi görünen Iris'in piyon mu kurban mı olduğu, Laura'nın kısa ama yoğun hayat öyküsüyle daha iyi anlaşılıyor. Iris'in hayatının her dönemine tanık olurken, Laura'yı yalnızca Iris'in anlattıklarıyla tanımak zorundayız. Laura'nın fotoğraflardaki yüzleri boyayarak kendini ifade etmesi gibi ayrıntılara özellikle dikkat. "Eğer olacakları bilseydin – eğer hareketlerinin sonuçlarını önceden görseydin kıyamete mahkum olurdun. Tanrı kadar perişan olurdun. … Mutluluk camdan duvarları olan bir bahçe. Ne girebilirsin, ne çıkabilirsin. Cennette hikayeler yoktur çünkü yolculuk yoktur. Hayatın dolambaçlı yollarında hikayeyi sürdüren şey kaybetmek, pişman olmak acı çekmek ve yitirdiklerini özlemektir. " Yazar yalnızca iki kız kardeş arasındaki farklılıklara değil, Iris'in iş adamı burjuva kocası ile komünist Alex arasında da bir mücadele sunarak yan öykülerden yan öykü beğendiriyor okura ve açıkça Alex'ten yana tavır alıyor. Adının geçtiği her sayfada okurda itici bir izlenim bırakan Richard'ın aksine isyankar ve serseri ruhlu Alex farklı bir dünya arayışını vurguluyor. Komünist Alex'in kaçarken evlerine sığınması ve iki kardeşin Alex'i saklama çabalarında trajik bir isyan hissediliyor. Alex'in romanın kilit karakteri olması da ayrı bir güzellikti ve bunu siyasi tavrın yanında daha çok yaşama karşı tutum anlamında söyleyebiliriz. Sonuç olarak tüm bu ayrıntılar ya gözünüzü korkutacak ya da doludizgin bir roman okuma hevesiyle kendinizi satır aralarının gizeminde kaybedeceksiniz. Margaret Atwood'un daha "mütevazı" bir yapısı olan Kedi Gözü romanını da tercih edebilirsiniz.

2 yorum:

N.Narda dedi ki...

Ne güzel, heyecanınızı yansıtarak ve ilgi çekeici bir özetle anlatmışsınız kitabı. Bende de böyle benzeri heyecan yaratan bir öykü kitabı var. Bakalım bitince sizin gibi anlatabilecek miyim? :)

Sera dedi ki...

Tam olarak anlatabildiğimden emin değilim aslında. Anlatılmaz okunur diyebileceğim bir romandı. :)