Salı, Kasım 23, 2010

The Social Network

Çok konuşan ama hiçbir şey söylemeyen bir film olarak The Social Network/Sosyal Ağ benim için büyük bir hayalkırıklığıydı. Hayalkırıklığıydı çünkü kendi havasında takılan bir sinemasever olarak David Fincher'dan hala 90'lardaki vuruculuğunu beklemesem de en azından Zodiac gibi sağlam bir film bekliyordum. Benjamin Button da keza büyük bir başyapıt olmasa da, insanın bazı duyularına ve ruhuna seslenmeyi başaran bir filmdi. "Facebook'un filmi" olarak lanse edilen Social Network sanki yönetmeninden ziyade facebook rüzgarıyla öne çıkan bir film gibi görünüyor. İnternetin hayatlarımıza nasıl nüfuz ettiğini gösteren vurucu bir film diyebilmeyi çok isterdim Social Network için fakat Justin Timberlake'in canlandırdığı karakterin yer aldığı sahnelerle -Timberlake'e bayıldığımdan değil- son dönemin parlayanlarından Andrew Garfield'ın canlandırdığı Eduardo Severin'in finale yakın bir yerde modern zamanların zavallı kız tiplerinden biri olan kız arkadaşını yatıştırmaya çalışıp Zuckerberg'le telefonda kavga ettiği sahneler dışında beklediğimi veremiyor. İşe yarar kimi yönlerine rağmen ikiyüzlülüğü pompalayan bir site olarak facebook benim dünyamda zaten yok ve biraz da bu yüzden film üzerine bunca tantana çıkmasına anlam veremiyorum.

Film facebook ve internetin hayatlarımıza olan etkisine odaklanmaktan çok Zuckerberg'in fikri bulma ya da esinlenme sürecine, ne kadar asosyal ve sinir bozucu bir insan olduğuna ve güya çok sıkı olduğu söylenen fakat filmin en can sıkıcı anlarının geçtiği duruşma bölümleriyle Zuckerberg'le Harvard'ın o zengin ikizleri arasında geçen fikir çalma tartışmalarına odaklanıyor. Filmden edindiğim izlenim Zuckerberg'in fikri çalmasa da, belli anlarda çeşitli esinlenmeler yaşadığı fakat bütün bunlar beni ilgilendirmiyor, ne de Zuckerberg'in filmdeki karakterin kendisiyle bir ilgisinin bulunmadığı yönündeki açıklamaları. Social Network'ün yeni neslin Fight Club'ı olduğunu iddia edenlere de hayretler içinde bakıyorum. Bence Fight Club'daki sistem eleştirisinin çeyreği bile yok bu filmde; sonuçta bir Chuck Palahniuk uyarlamasıyla değil ısmarlama bir filmle karşı karşıyayız. Fincher'ın "İnternet hayatlarımızın neresinde duruyor, hayatlarımıza nasıl nüfuz ediyor" gibi sorunsallar üzerinde durmasını beklerdim.

Oyunculardan Zuckerberg'i canlandıran Jesse Eisenberg'i Adventureland, Squid and the Whale ve Zombieland gibi filmlerde de benzer rollerde izlediğim için pek fazla farklılık yarattığını düşünmüyorum ama biyografik filmlerin oyuncuları hep öne çıkar. Filmin diğer oyunculara da oldukça yaradığı aşikar. Andrew Garfield'ın parlayan yıldız konumunda bulunmasının yanında, ikizleri canlandıran Armie Hammer'a dikkat çekmek isterim özellikle. Justin de Justin işte abartmaya gerek yok.

5 yorum:

Lou dedi ki...

Kesinlikle katılıyorum. Yazıyı okuduğumda oh nihayet filmi olduğu gibi yazan biri dedim. Büyük bir beklentiyle izlemeye başladım izlemeye bi kaç arkadaşım Fincher'ın en iyi filmi falan demişlerdi. Alakası yok. Bence Fincher filmleri sıralamasında en altta yer alır. Dediğiniz gibi Fight Club'ın yanından dahi geçemez :)

selen dedi ki...

Elestirilerini anliyorum ve oyle bir iddia ile yola cikip cikmadiklarini bilmiyorum. Yani bu FB'un hayatimiza nasil etki ettiginin filmidir gibi bi iddialari var mi bilmiyorum. Bence bu filmin derdi bu kadar populer bir sosyal medya programinin nasil dogdugunu anlatmaktan ibaret. Baska da bi derdi oldugunu zannetmiyorum. Belki biraz intellectual property rights nedir, sirf ilk biz akil ettik diye o fikir illa bizim midir gibi ozellikle internet ile daha da alevlenen bu tartismaya cok cok cok ucundan kiyisindan bulasiyor. Property rights kapitalist sistemin dayatmasi midir gibi bence gayet onemli bi tartismanin ucuna dokunuyor. Kedine bir taraf da secmiyor aslinda.

Ben filmi begendim. Jessie Eisenberg cok basarili bir is cikarmis diye dusunuyordum. Ama gecenlerde Conan'da izledim kendisini, biraz enteresan bi tip. Adamda tam bi geek tipi var. Cok zorlanmamis olsa gerek diye dusunuyorum simdi. Onceki filmlerini izlemedigim icin kiyaslama yapamadim. Aaron Sorkin senaryolari icin insanlardan duydugum akan diyaloglar, insani sikmayan anlatim olduguydu. Nitekim dedikleri gibi de oldu. Hatta Conan'da Eisenberg bile ovdu Sorkin'i. Benim filmi begenmemdeki en buyuk etken de senaryosu oldu zaten.

Sera dedi ki...

Lou Salome: Bu kadar şişirilmese belki bu kadar itici gelmezdi bana ama sanırım Fincher'ın elinde bir oscar heykelciği görmek istiyorlar :D

ZSA: beklentilere göre de değişiyor tabi ama facebook pek ilgimi çekmediğinden nasıl ortaya çıktığının hikayesi de pek sarmadı.

efe dedi ki...

her iyi yönetmen bir gün holivuda yenik düşer

Sera dedi ki...

doğrudur...