Cumartesi, Kasım 27, 2010

Utanç

Elimden düşüremediğim bir kitap oldu Coetzee'nin Utanç'ı. Hakkında birçok övgü duymuştum ama iki günde bitireceğimi de ummazdım. Esasında kitabın ana karakteri öyle sevgiyle bağrınıza basıp her hareketini hevesle takip edeceğiniz biri değil. Orta yaşına gelmiş bir edebiyat profesörünün kadınlarla olan ilişkilerini anlatarak başlıyor hikaye. Bir öğrencisiyle girdiği ilişkinin ardından okulundan atılıyor, çevresi tarafından dışlanıyor bu akademisyen. Sonrasında gidip çiftlikte yaşayan kızının yanına yerleşiyor. "Utanç" burada da peşini bırakmıyor ve utancın çok daha karanlık bir yüzüyle karşılaşıyor kızıyla başına gelenler vesilesiyle.

Yazar ırk ayrımını göstere göstere vermeyerek yaşatıyor okura. Okur olarak yazarın sade ama keskin anlatımıyla rüzgar gibi akıp götüren diline kapılıp gidiyoruz. Karakterlerin hevesle tutunulacak karakterler olmadığını söyledim çünkü ana karakter David Lurie açısından bakarsak, kendisinin mesafeli, bencil, kibirli ve biraz da inatçı olduğunu söyleyebiliriz. Buna rağmen Coetzee, akademisyenin yaşadıklarına bizi öyle bir şekilde ortak ediyor ki, davranışlarına ve yaşadıklarına karakterine hep mesafeli durmamıza rağmen kayıtsız kalamıyoruz ve onun hisleri bize de geçiyor. Utanç bir kitabı sevmek için mutlaka karakterleri de sevmenizin gerekmediği kitaplar arasında başları çeker.

Utanç kavramı ise tek bir noktada toplanmıyor. Bir bireyin utancıyla bir toplumun utancı birlikte işleniyor, ki bir yanda akademisyenin toplumdan dışlanması var, diğer yanda kızının yaşadığı saldırının sonrasında gelen utanç. Burada kabuk bağlayan yaralar yalnızca kişilere özgü değil. Bu yaralar Afrika'nın bitmeyen yaraları ve tüm değişimlere rağmen o kabuk bağlayan yaralar belirleyici oluyor.

6 yorum:

İrem Nas dedi ki...

Ben de Coetzee'den Kötü Bir Yılın Güncesi'ni okumuştum.Birbirinin içine geçmiş üç farklı günlük okuyorduk. Utanç'ın profesörü Kötü Bir Yılın güncesi'nin yazar karakterine yakın bir tip gibi geldi bana. Sanırım Coetzee baş karakterleri için birbirine yakın ve kendisine benzer kişiler seçiyor.

Clea dedi ki...

Sera,kitabın Steve Jacobs tarafından çekilen filmini seyretmiş miydin? Bir kitabı okuduktan sonra -varsa eğer tabii- film uyarlamalarını merak ederim ben. Nasıl görselleştirmişler acaba diye. Ben filmi beğenmiştim ama kitabı henüz okumadım. Kitaptan aldığın zevki uyarlanmış filminden de alabilmek nadir rastlanan bir durum. Genelde kitap daha baskın gelir. Ben de McEwan'ın The Comfort of Strangers'ını bitirdim ve filmini izleyeceğim bakalım. Ben kitabı pek beğenmedim gerçi, sırf meraktan seyredeceğim filmi:)

Sera dedi ki...

bendenbenkim: Coetzee'den okuduğum ilk kitaptı Utanç ve diğer kitaplarını da deneyeceğim böylelikle. Baş karakterleri kendisine benzer mi benzemez mi bilmem ama kayıtsız kalınamayacak tipler oldukları kesin.

clea: filminden haberim yoktu. sen söyleyince baktım, malkovich varmış ama izlemeyi şu an düşünmüyorum. malum edebiyat uyarlamaları kötü şöhretli oluyor. McEwan'ın Yabancı Kucak romanını severim ben ama filmi için pek hoş şeyler söylemiyorlardı. En iyi McEwan uyarlaması sanırım Atonement.

Imge dedi ki...

Yazarın da kitabın da adını ilk kez duyduğum için kendi adıma utanç duydum doğrusu. Ama sayende idefix kitap fuarından alınacaklar listesine ekliyorum.Teşekkürler paylaşımın için.

Sera dedi ki...

idefix fuarı olmasa napardık acaba gerçekten de. bu sefer benim de aldıklarımın haddi hesabı yok.

bombos dedi ki...

Merhaba,

Europa Donna Türkiye Meme Hastalıkları Koalisyon Derneği olarak meme kanseri ile ilgili düzenlediğimiz kampanyayla toplumda farkındalık yaratmayı amaçlıyoruz. Bu amaç doğrultusunda kampanyaya daha yüksek katılımın sağlanması için siz blog yazarlarından da destek arıyoruz. Kampanya ile ilgili detaylı bilgi almak ve bülten için irfancan@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz. Olumlu veya olumsuz beni bilgilendirirseniz memnun olurum. İyi günler...