Margaret Atwood yapmış yapacağını ve bizi en karanlık gelecek tasvirlerinden biriyle baş başa bırakmış. Komplo teorisi odaklı distopyalardan farklı bir yerde duruyor Antilop ve Flurya. Bilimin yıkıcı bir güç olarak kullanılmasının sonuçları evrende kalan son insan olan Kar Adamının geriye dönüşleriyle anlatılıyor. Böylece bir yandan Kar Adam'ın bize sunduğu kuru, çorak gelecekte, bir yandan da Kar Adamının geçmişiyle Antilop ve Flurya'nın yol açtıklarını paralel kurguyla okuyoruz. Yalın olduğu kadar keskin bir dili var romanın. Geriye dönüşler başdöndürücü bir hızla ilerlerken, Kar Adamının en yalnız yalnızlığı ve klonlanmış yapay insanlarla karşılaştığı bölümler çok daha dingin ilerliyor kupkuru gelecek atmosferiyle.Flurya'nın dehası beklenebileceği gibi yıkıcı sonuçlara yol açıyor. İdealist bir dahi mi, tehlikeli bir dahi mi olduğuna hemen karar veremediğimiz Flurya'nın kendinden emin ve o her şeyi bilen, her şeye bir cevabı olan kişiliği, bir gün Kar Adamı'yla internette çocuk pornosu izlerken karşılaştıkları Antilop'u gördükten sonra değişiyor. "Değişiyor" demek abartılı olacak ve tam olarak açıklayamayacak ne demek istediğimi. Daha çok, Flurya'nın farklı bir yanıyla tanışmış oluyoruz denebilir Antilop'u gördükten sonra. Antilop'un varlığı ise çoğunlukla satır aralarına sinmiş durumda ve Antilop'la Flurya'nın temsil ettiklerinin farkına göndermeler yapıldığını da söylememe gerek yok.
Klonlanmış insanlar, klonlanmış hayvanlar var dedim ama sadece bunlar yok bu distopya romanında. Söz gelimi insanlar internetten canlı canlı idamlar, cinayetler, çocuk pornoları izleyerek eğleniyorlar ve şiddetin ve cinselliğin dozu ne kadar artarsa, iyi vakit geçirip eğlenme kapasiteleri de o denli artıyor. Margaret Atwood aslında insanın eğlence anlayışının ve şiddet güdüsünün önlenemezliğinin bastırılmayıp sadece şekil değiştirdiğini vurguluyor. Flurya ile Kar Adamı'nın birlikte vakit geçirdiği zamanlarda yaptıklarına ve internette oynadıkları oyunların şekline şemaline bakarsak bu daha çok gözümüze sokulmuş oluyor. Doğal kaynakların gitgide yok olmaya yüz tutması, dünyayı şirketlerin yönetmesi, doğal yaşamla sentetik yaşamın birbirlerinden bariz çizgilerle ayrılması, en basit bir virüsün bile hayatımızı nasıl cehenneme çevirebileceği gibi noktaların bize şu an bile çok yabancı olmadığı açık. Flurya'nın genetiğiyle oynayarak "yarattığı" insanların, Flurya'nın kendilerine inanç geni eklemediği halde kendi varlıklarını sorgulamaya başlamaları ve karşılarına ilk çıkan totemi bir güzel sahiplenmeleri ise çok manidardı.
Çok katmanlı ve birçok incelemeye gebe bir distopya Antilop ve Flurya. Okuduktan sonra, diğer distopyalarda olduğu gibi, kendinize gelmeniz zaman alıyor ama buradaki distopya evreni çok daha rahatsız edici sanki. Margaret Atwood'a daha çok ehemmiyet gösteriniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder