Çarşamba, Kasım 21, 2012

Hillary Jordan - Uyandığında

Feminist distopya deyince akla gelen ilk isimlerden biri Margaret Atwood. Ne var ki, gerek Nam-ı Diğer Grace gerek Damızlık Kızın Öyküsü sahaflarda bile zorlukla bulunabildiğinden elimizde şimdilik yalnızca Hillary Jordan'ın bu kasvetli ve bir o kadar da sürükleyici romanı var.

Olaylar katı bir din devletine dönüşmüş Amerika'da geçmekte. Suç işleyenlerin vücuduna ten renklerinin değiştirildiği bir virüs uygulanmaktadır ve romanın baş kişisi Hannah kürtaj ve zina "suçu" işlediğinden ve çocuğun babasının adını vermeyi reddettiğinden ten rengi kırmızıdır artık. Bu kızıl damgayla birlikte, toplumdaki birçok hakları elinden alınır Hannah gibi kadınların. Ailesi, özellikle de tutucu annesi tarafından reddedilen Hannah'yı babası sıkı bir din okuluna gönderir, zira 16 yıl boyunca kızıl damgalı yaşama cezası verilen Hannah'yı dışarıda zor günler beklemekte, kendisi için "en güvenli" yerin bu dini eğitim merkezi olduğu söylenmektedir. Bu eğitim merkezinde kürtaj "suçuyla" cezalandırılmış kadınlara, aldırdıkları bebeği temsil edecek bir bez bebek diktirilmesi, insanlığın en büyük işkence araçlarından biri değil de nedir? Bu kasvetli roman, Hannah'nın bu dini eğitim merkezinde tanıştığı kendine has rahat tavırları ve eğlenceli yorumlarıyla okuru gülümseten Kayla aracılığı ile yumuşuyor zaman zaman. Hannah ve Kayla'nın önce bu kabus gibi dini eğitim merkezinde yaşadığı zorlukları, sonrasında dışarı çıktıklarında toplumla yüzleşmelerinin getirdiği yıkıcılığı, ten renkleri kırmızıya dönüştürülerek suçlu olarak damgalanan kadınların potansiyel tecavüz kurbanına dönüşmelerini okurken hiç de yabancısı olmadığımız bir ortama girmiş gibi oluyoruz. Kırmızı tenli bir kadın görünce hemen uçkurunu çözen erkekler şaşırtmamalı bizi aslında. Bizimki gibi ülkelerde kadınlara fiziksel kızıl damga uygulanmıyor olabilir fakat Hannah gibi bir kadının bu coğrafyada yaşadığı olaylar üç aşağı beş yukarı aynı kitaptaki gibidir. Romanın en sarsıcı ve gerçekçi bölümleri, Hannah'nın dışarı çıktığında toplumla olan mücadelesinin anlatıldığı bu bölümler. Bir linç aracı olarak kadın bedeninin, iktidar ve ikiyüzlü toplum ahlakının en büyük araçlarından olduğunu gözler önüne seriyor kitap. Bir yandan karısını aldatan, diğer yandan hamile karısını döven Hannah'nın eniştesi Cole gibi erkeklerin sayısı niye bu kadar fazla peki? Sürekli kadın bedeni, kadın saçı, kadın rahmi konusunda ahkam kesen politikacı, gazeteci ve kodaman erkeklerin yanında, bir de Hannah'nın annesi gibi dünyayı siyah ve beyaz olarak gören kadınlar var bu dünyayı cehenneme çeviren, kafalarını devekuşu gibi kuma gömen.

Bu sahte tutuculukla yoğrulmuş ortamdan hiç memnun olmayanlar da var romanda ve Hannah'nın rastladığı muhaliflerin romanın distopya atmosferine önemli katkısı olsa da, roman bir süre sonra Hannah'nın kaçış mücadelesine odaklanıyor daha çok. Bahsi geçen bu muhaliflerin bir kısmının da, bu kadınlara özgürlük verme bahanesiyle onları satmaya çalıştıklarına tanık olunca, umutsuzluk hissi iyice güçleniyor. Sonlara doğru, "yeterince cesur olamıyor" demek istemesem de, daha çok bir romantik macera romanına yakışacak bir final seçmiş Hillary Jordan ve bu final romanın etkisini biraz azaltıyor. Yine de, yaşananların çok yakında olması fena etkiliyor.

2 yorum:

maledisant dedi ki...

Merhaba
aşağı yukarı benzer şeyler düşünmüşüz:
http://maledisant.blogspot.com/2012/10/kitap-hillary-jordan-uyandgnda.html

kitabın daha sert olmasını isterdim aslında... :(

Sera dedi ki...

Ben de daha sert olmasını isterdim ve biraz daha büyük resimden bakabilmesini dilerdim. Kürtaj konusunda söylediklerine katılıyorum. Bu hususta da yazarın vardığı sonuçlar yalnızca kendi kendine söylenme ve yorum bazında kalıyor maalesef. Yine de bu zamanda ve bizim buralarda etkili olabilecek bir kitap :)