Çarşamba, Mart 11, 2026

Carson McCullers - Kadransız Saat


Güney gotiğiyle ilk tanıştığım dönemi hatırladım Kadransız Saat’i okurken. Flannery O’Connor öykülerinin tekinsizliğiyle sarsılmış, netliğinden, insanlara ve topluma karşı karamsarlığından, coşkulu öfkesinden çok etkilenmiştim. Carson McCullers’ın da ondan aşağı kalır yanı yoktu. Yalnız Bir Avcıdır Yürek İngilizce aslından okuduğum, toplumsal eleştirisi kadar karakter yaratma biçimine de bayıldığım bir yazar olmuştu. Karakterleri hem çok tanıdık, hem kendine özgüydü. Trajikomik anları da vardı. Küskün Kahvenin Türküsü ve Düğünün Bir Üyesi de McCullers sevgimi pe-rçinleyen diğer kitaplarıydı. Ta 2009'da yazdığım bu blog yazısında bahsetmişim.  Yeniden okumak istediğim kitaplardan bir süredir The Heart is a Lonely Hunter. Kadransız Saat’i okuduktan sonra da bu isteğim daha da arttı.

Daha önce Yelkovansız Saat adıyla Can Yayınları’ndan Roza Hakmen çevirisiyle çıkmış bu kitap ama ben o basımına yetişemedim. Kadransız Saat’in bu basımını aldığımda da önceki basımdan bihaberdim maalesef. Bir yerlerde rastlasam kaçırmazdım. Sonuçta kitabı Yelkovansız Saat adlı çevirisiyle okuyamasam da bir başka favori Carson McCullers romanıyla daha karşılaştığım için mutluyum. Önceki basımı da bir yerlerde bulursam bu romanı yeniden ziyaret etmek isterim mutlaka.

ABD’nin güneyinde değişimin eşiğindeki bir topluma karşı McCullers son derece net. Karakterler tüm kibirleri, zaafları, sinir bozuculuklarıyla önümüzde. Buna rağmen, yazarın karakterlerin zihnine girerek okuru empatiden yoksun bırakmaması yine takdire şayan. Kaleminin keskinliğini, toplumun gelişime direnen, ırkçılıktan, cinsiyetçilikten, homofobiden, sınıf ayrımından, adaletsizliklerden vazgeçmeyen kesimlerine ve bakış açısına karşı öfkesini, hümanistliğini her satırında hissediyoruz. Kibirli yargıcın var oluş krizleri, torunu Jester’ın kimlik bunalımı, mavi gözlü siyah Sherman’ın geçmişini sorgulayışı ve kendince topluma direnişi, eczacı Malone’un ölümle yüzleşmesi alttan alta tırmanan gerilimle işlenmiş. Daha önce okuduğum McCullers romanlarından daha karanlık ve sert bir güney gotiği romanı. Diyaloglarla iç gözlemlerin dengeli yazıldığı bir anlatı.

Kitabın sonunda, Malone’un dönüşümünün tüm bir Amerikan toplumunun dönüşümü şeklinde düşünüldüğünde finalin de anlamlı olduğu görülür. Küçük bir kasabadan evrensel bir alegori. Hüzünden çok öfke duymamızı istemiş sanki Carson McCullers. Bir de günümüzde de değişmeyen gerçekleri ve sadece şekil değiştiren ayrımcı uygulamaları düşündürmesi tuz biber ekti. Nereden baksam etkileyici bir roman oldu benim için. Yazarın 50 yaşında hayata veda edişine de bir kez daha üzüldüm. 


Hiç yorum yok: