Güney gotiğiyle ilk tanıştığım
dönemi hatırladım Kadransız Saat’i okurken. Flannery O’Connor öykülerinin
tekinsizliğiyle sarsılmış, netliğinden, insanlara ve topluma karşı
karamsarlığından, coşkulu öfkesinden çok etkilenmiştim. Carson McCullers’ın da
ondan aşağı kalır yanı yoktu. Yalnız Bir Avcıdır Yürek İngilizce aslından
okuduğum, toplumsal eleştirisi kadar karakter yaratma biçimine de bayıldığım
bir yazar olmuştu. Karakterleri hem çok tanıdık, hem kendine özgüydü. Trajikomik
anları da vardı. Küskün Kahvenin Türküsü ve Düğünün Bir Üyesi de McCullers
sevgimi pe-rçinleyen diğer kitaplarıydı. Ta 2009'da yazdığım bu blog yazısında bahsetmişim. Yeniden okumak istediğim kitaplardan
bir süredir The Heart is a Lonely Hunter. Kadransız Saat’i okuduktan sonra da
bu isteğim daha da arttı.
Daha önce Yelkovansız Saat adıyla
Can Yayınları’ndan Roza Hakmen çevirisiyle çıkmış bu kitap ama ben o basımına yetişemedim.
Kadransız Saat’in bu basımını aldığımda da önceki basımdan bihaberdim maalesef.
Bir yerlerde rastlasam kaçırmazdım. Sonuçta kitabı Yelkovansız Saat adlı
çevirisiyle okuyamasam da bir başka favori Carson McCullers romanıyla daha
karşılaştığım için mutluyum. Önceki basımı da bir yerlerde bulursam bu romanı
yeniden ziyaret etmek isterim mutlaka.
ABD’nin güneyinde değişimin
eşiğindeki bir topluma karşı McCullers son derece net. Karakterler tüm kibirleri,
zaafları, sinir bozuculuklarıyla önümüzde. Buna rağmen, yazarın karakterlerin
zihnine girerek okuru empatiden yoksun bırakmaması yine takdire şayan. Kaleminin
keskinliğini, toplumun gelişime direnen, ırkçılıktan, cinsiyetçilikten,
homofobiden, sınıf ayrımından, adaletsizliklerden vazgeçmeyen kesimlerine ve
bakış açısına karşı öfkesini, hümanistliğini her satırında hissediyoruz. Kibirli
yargıcın var oluş krizleri, torunu Jester’ın kimlik bunalımı, mavi gözlü siyah Sherman’ın
geçmişini sorgulayışı ve kendince topluma direnişi, eczacı Malone’un ölümle yüzleşmesi alttan alta tırmanan gerilimle
işlenmiş. Daha önce okuduğum McCullers romanlarından daha karanlık ve sert bir
güney gotiği romanı. Diyaloglarla iç gözlemlerin dengeli yazıldığı bir anlatı.
Kitabın sonunda, Malone’un
dönüşümünün tüm bir Amerikan toplumunun dönüşümü şeklinde düşünüldüğünde
finalin de anlamlı olduğu görülür. Küçük bir kasabadan evrensel bir alegori.
Hüzünden çok öfke duymamızı istemiş sanki Carson McCullers. Bir de günümüzde de
değişmeyen gerçekleri ve sadece şekil değiştiren ayrımcı uygulamaları
düşündürmesi tuz biber ekti. Nereden baksam etkileyici bir roman oldu benim
için. Yazarın 50 yaşında hayata veda edişine de bir kez daha üzüldüm.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder