Salı, Ağustos 22, 2006

tatil 4

Efendim tatilin 6. günü Trabzon'un ismiyle bile ünlü Of ilçesinden geçip Sürmene'ye varıp, oradan da meşhur Sümela Manastırını görmek için yola çıktık.
Vardık Sümela'ya. Manastıra çıkan yolun ya dağa trekking şeklinde tırmanarak ya da dolmuşla gidildiğini söylediler.
Ve hangi akla hizmetse "biz yürürüz, çok oturduk otobüste" deyiverdik.
1500 metreyi nasıl tırmandın derseniz, evet tırmandım.
Ama dolmuşa binmediğime çok pişman oldum.
Hem karnım ağrıyordu, hem uykum yetersiz halde nefes nefese kaldım-ki normalde de çabuk yoruluyorum.
Tırmanırken bazılarının aptalca esprilerine de göğüs germek zorunda kaldım. Çabuk yorulmak sadece yaşlılara mı özgü, bunu bir araştırsınlar tıp kitaplarından diyorum.
Neyse en sonunda çıktık tepeye ve onca tırmanmaya karşın koca bir hayal kırıklığıyla karşılaştım.
Bi kere resimdeki görüntüye sadece tırmanırken tanık olabiliyorsunuz. Ama manastırın yanına gidince görkempek birşey yok taş yığınlarından başka. O ünlü Sümela Manastırı resimleri de büyük ihtimalle helikopterden çekilmiş olsa gerek.
Manastırın iç pencereleri küçücük ve aşırı yüksek biçimde yapılmış. Duvarlarda Hıristiyanlık ikonları görünüyor. Bol bol da merdiven var. Bir de bazı kısımlarında tadilat vardı. Ama ben yine de daha güzel ve daha görkemli bir yapı göreceğimi sanıyordum. Değmedi maalesef yorgunluğa. Üstelik aynı yoldan geri indik iniş kolay olur diye ama nerdee.

O günkü ikinci durak Gümüşhane yakınlarındaki Karaca Mağarasıydı. Daha önce bu mağaranın ismini duymamıştım ve sabahki hayalkırıklığından sonra, "mağarayı napıcam ki" modundaydım. Ama mağaranın içine girince bambaşka bir dünyayla karşılaştım. Rehber mağaranın hala oluşum sürecinde olduğunu ve mağaranın en son halini şu anki insanların göremeyeceğini söyleyince şaşkınlığım arttı. Maalesef mağaranın içinde fotoğraf çekmek yasaktı. Ancak şu kadarını söyleyim, Damlataş Mağarasından daha büyüktü ve mutlaka görülmesi gereken bir yer. Normalde yüzde 21 olan oksijen oranının içeride yüzde 25 olmasının ilk başta harika olduğunu, ama mağaranın içinde sürekli 2 saat kalındığında kötü sonuçlara neden olabileceğini de öğrendik. Bu arada mağara 1991 yılında tesadüfen keşfedilmiş. İyi ki de keşfedilmiş.
Resim koyamıyorum en azından link veriyim:
http://www.karacamagarasi.com/
Ancak resimlere bakmanın yetmeyeceğini, o atmosferi yaşamanız gerektiğini de belirteyim.

7. ve 8. günleri de en son tatil yazısına eklenecek...

6 yorum:

aslı dedi ki...

eveeet ikisini de gördüm =) gerçekten sümelaya tırmanmak bir felaket! o zamanlar nasıl tırmanıolarmış hayret yahu. bir çıkan bidaha inmiodur heralde. karaca mağarasının üstündeki kayalıklara tırmandık dağcı arkadaşlar eşliğinde. gerçekten güzel bi mağara. ama keşke taze oluşumlar olduğu için gösterilmeyen yerler de gösterilseydi. çok meraklıyım!

Ozias dedi ki...

Damlataş Mağarası'nı görmüştüm ve çok da beğenmiştim, ki bu ondan daha büyükmüş, merak ettim doğrusu...

Tırmanma maceranız da oldukça ilginç olmuş, bir zamanlar doğa sporları kulübü ile bol bol trekking yapardık, ama bırakalı çok oldu, biz de paslanmışızdır, sanırım ben de kaldıramam artık tırmanma macerasını :))

Adsız dedi ki...

guzel tatil fotolarini zevkle izliyoruzzz :)

Sera dedi ki...

pempe: demek sen de gittin oralara. orası zaten hapishane gibi bir yermiş. bir daha aşağı inmemek için yapılmış olsa gerek :D

number_10: mutlaka gitmelisin :)

ozias: evet valla belli bir yaştan sonra çekilmiyor :p

vintage: teşekkürler şekerim :))

bluerose dedi ki...

sümela manastırını yakından görmeyi çok isterim fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla bile beni heybetiyle etkilemeye yetiyor yakından kimbilir nasıldır.

Sera dedi ki...

hiç o kadar heybetli değil yakından.
zaten yazıda da bunu anlatmaya çalışıyorum.