Pazartesi, Ekim 30, 2006

Haftanın filmleri (23-30 Ekim 2006)

Reconstruction/Yeniden Sev Beni:
Danimarka yapımı filmde, iki aşk arasındaki bir adamla evli bir kadının yasak ilişkisi, kurmacayla gerçeklik arasında aktarılıyor. Filmin karanlık ve karamsar bir havası var. Bir de filmin yarısından itibaren adamın tanıdıkları ona sanki daha önce var olmamış gibi davranıyorlar ve olaylar gizemli bir hal alıyor. Filmi genel olarak beğenmedim. Düpedüz bir aldatma hikayesinin, entellektüel bir düzleme oturtulmaya çalışılması hoşuma gitmedi. Sıkıntı verici ve karakterlerin de gerçek duyguları meçhul bırakılmış.

Tape:
Tek bir mekanda geçen, diyaloglara ve oyunculuğa dayalı bir Richard Linklater bağımsız yapımı.
Diyaloglar sürükleyiciydi. Özellikle Uma Thurman'ın odaya girişinden sonrası. Arada bir gereksiz uzatılmışlık hissi verdi ve Ethan Hawke'u bu filmde beğenmedim. Karakterinin baş belası olması ile Robert Sean Leonard'ın canlandırdığı diğer karakterin efendi görünümü arasındaki zıtlık gösteriliyor ilk başta. Daha sonra efendi görünümlü karakterin hiç de sütten çıkmış ak kaşık olmadığını öğreniyoruz. En sonunda da Uma Thurman ikisine birden ders veriyor ve filmin en keyifli anı da o sırada yaşanıyor.

Sınav:
Hoşuma giden şeyler de oldu eleştirdiğim yerler de. Mesela ordaki öğrencilerin hiç çalışmayıp kazanmayı beklemeleri, sınav sorularını çalmaktan medet ummaları son derece mantık dışı. İnsanlar birkaç sene üstüste çalışıyorlar ve buna rağmen sınavı kazanamayanlar oluyor. Ama okula bile uğramayan bir öğrenci, annesinin rüyasını gerçekleştirmek için birkaç ay çalışmayla sınavı kazanmayı bekliyor. Diğer bir eleştirdiğim nokta da, çok uç noktalardaki ailelerin seçilmesiydi. İstemediği mesleği zorla seçtirmeyen, düşük puan aldı diye dövmeyen, sınavı kazanamazsa kızını evlendirmekle tehdit etmeyen, annesi kanser olmayan ya da babası aşiretten olmayan öğrenciler de var bu memlekette! Ordaki çocuklardan bir tanesinin ailesi bari düzgün, çocuğunu destekleyen bir aile olsaydı. Bi de okulda Tuba Büyüküstün'ün canlandırdığı rehber öğretmen karakterinden başka hiç mi düzgün öğretmen olmaz, bütün öğretmenler şiddet eğilimli, bütün müdürler ikiyüzlü mü?
Filmin beğendiğim kısımları görüntü yönetimi ve müzikleriydi. Kimi esprili yerler de iyiydi ama duygu sömürüsü yapılan kısımlar hoşuma gitmedi. Van Damme ise tamamen gereksizdi. Tamam film sürükleyici ve merak ediyor insan ama daha iyi olabilirdi.

Manhunter:
Kızıl Ejder/Red Dragon diye bildiğimiz Hannibal filminin ilk sinema versiyonu.Red Dragon ünlüler geçidi ve fazla Hollywoodvariyken bu da sönük geldi. Sıkılmamda Anthony Hopkins'ten alışık olduğum HannibalBrian Cox'un canlandırmasının da büyük etkisi vardı. Bir de polisler çok ağırdan alıyorlar olayları. Michael Mann filmlerinin özelliği de ağır ilerlemesi. Al Pacino ve Robert De Niro'lu Heat ve yine Al Pacino ve Russell Crowe'lu The Insider dışında pek sevmem Mann'i.

5 yorum:

dilekarasoy dedi ki...

sınav filmindn nefret ettim. en beğenmediğin filmin sorusunun yanıtı olucak bnm için...

Sera dedi ki...

blogundan okuduğum kadarıyla senin için kişisel birşey biraz da. mesela ben sinemada izlerken o kadar olumsuz birşey hissetmedim ama daha sonra fragmanlarını gördükten sonra falan birtakın şeyleri daha iyi gördüm ve bir öss filmi, "sınav sorularını çalma üzerine" olmamalıydı diye düşünüyorum.

Sera dedi ki...

evet filmin konusu ya da oyuncuları iyi olsa bile izlemesi zor oluyor.

mayksisman dedi ki...

tape'i ben çok beğenmiştim; gene cnbc-e de rastlamıştım. filmin başında her ne kadar son derece geyik bölümler olsa da; sonlara doğru film acaip bi havaya bürünüyo. özellikle dediğin uma thurman sahneleri enfes. kesinlikle çok başarılı bi "serbest" film...

Sera dedi ki...

boş lakırdı aslında ama izlettiriyor.