
İçimden geçen mırıldanmaları iteleyip kendimi filmlerin arkasına gizliyorum her zamanki gibi;
ve en çok etkisinde kaldığım kitaplardan biri olan Koku'nun film uyarlamasına karşı olan hayranlıkla hayalkırıklığı arasındaki ikilemimden bahsetmek istiyorum.
Yönetmen Tom Tykwer Heaven'la darma duman etmişti, Lola Rennt/Koş Lola Koş'taki kurgusuyla hayran bırakmıştı. Patrick Süskind'in dilinin sinemaya nasıl yansıyacağını çoğu kişi gibi merak ediyordum.
Filmin ilk yarısı görüntülerin etkili kullanımıyla bizi kokuların dünyasına götürürken bir çeşit sarhoşluk hissine kapılmamıza neden oldu. Cins kahramanımız Jean Baptiste Grenouille'i (doğru yazmışımdır umarım) oynayan Ben Whishaw'un nasıl da "cuk oturma" seviyesinde seyrettiğini gördük. Fiziksel olarak tatmin edici iğrençlikte değildiyse de, oyunculuğu kokulara olan tutkusu ve yeteneğini yansıtma açısından o etkiyi veriyordu. Kızıl saçlı "zavallı" genç kızlarımızla, Dustin Hoffman ve Alan Rickman'ın varlığı da filmi renklendiriyordu.
Filmin ikinci yarısına geçince ise bir seri katil komedisiyle karşılaştık. Sanki biraz abartmışlardı kimi zaman, kokunun ahaliye verdiği şehvet hissiyle onlarca cinayet mesela, ama finali süperdi.
İlk yarısını daha çok beğendim, ikinci yarısını pek beğenmememin nedenlerinden biri de, cins kahramanımızı gereksiz bir sevgi arayışına itmiş olmaları.
Filmi izledikten sonra kitaplığımda nicedir bekleyen Patrick Süskind romanı Güvercin'i anımsadım ve hemen okuma listeme almam gerektiğini fark ettim.
Bir film sayıklaması yazısının daha sonuna geldik değerli okuyucular.
Aslında şöyle günlük gibi yazmayı da özlemedim değil.
Ya da gelecek kaygılarımla içsel huzur ve huzursuzluklarımı yansıtan yazılar.
Ama ne zaman öyle birşey yazmak için bu sayfayı açsam, yazıyorum yazıyorum ve siliyorum. Sonra da sayfadan çıkıyorum onca yazdığım halde. Film, kitap yazınca en azından yollamadan çıkış almaya kıyamıyorum. (Bu da günün ve gecenin saçmalamasıydı. Sağlıcakla kalın efendim.)
8 yorum:
acilen koku^yu okumam sonra da izlemem gerek ya. herkes başımda koku koku diyip duruyo; delleniyorum.
önce oku sonra izle ;)
Hala izleyemedim :(
Ghost Rider'la yetindik bu hafta. Eh işte..
Nicolas Cage var orda di mi
kalsın...
sonunu çok uzatmışlar sanki... neymiş yetenekliymişiz ama en önemlisi aşkmış... bi mesaj verme canım be.. dedim...
aynen godotcuğum
ben de sonundan hoşlanmadım aslında, çok mu kasmışlar ne, biz anladık zaten ne demek istediğini, gözümüzün içine sokmaya gerek yok ki. ama ilk yarısına bayıldım, tamam demiştim, çok iyi bir film daha geldi, ama ikinci yarı olmadı :(, arşivden dvdlere yol göründü kendisine :P
aynen ikinci yarısı garip geldi bana da.
Yorum Gönder