
Bir kent düşünün; bütün evlere şehri güzelleştirmek amacıyla belli bir stile uyma zorunluluğunun getirildiği.
Ahşap ve kepenkli camlar, kapılar, tavanlar...
Safranbolu'nun ve Amasya'nın evlerini andırıyor ama buradaki evlerde yaşam belirtisi var.
Gökova'yı görene kadar belli bir tarzı olan evlerin yalnızca turistik amaçlı restore edilip müzelik olarak şehirlerin belli köşelerinde kaldığını sanırdım.
Eskişehir'deki Odunpazarı gibi.
Tarihsel yapılar muhakkak restore edilmelidir ama neden hep "tarihi gösterme" amacıyla yapılsın ki... Neden hep betonarme, tektip evlerle dolduruyoruz her yeri? Dünyayı sıkıcılaştırmakta üstümüze yok.
Bir de Dido'nun Thank you şarkısının klibi geldi aklıma.
Koskoca çelik gökdelenlerin arasında sıkışıp kalan minik, kendine özgü evin katledilişi.
Diyeceğim odur ki, Gökova'nın sadece doğası değil, kentleşmesi de hayranlık uyandırıcı.
2 yorum:
Çok güzel ya öyle bir evde yaşamak istiyorum ilerde ben.
yaşarsın inşallah. :)
Yorum Gönder