Lord of WarNicolas Cage'e holivud maymunluklarının cirit attığı aksiyon filmlerinde oynamak yaramıyor. Kendisine günün birinde resimde görülen hasanikisalakosmandördün hayatını konu edinen bir filmde sözü geçen şahsı oynamayı layık görüyor ve aksiyon hayatında başarılar dileyerek "biz böyle iyiyiz almayalım" diye dudak bükmekte sakınca görmüyoruz.
(Parantez 1: Blog yazarı bu kısımda resmin anlam ve önemine atıfta bulunuyor kör gözüm parmağıma tavrıyla.)
(Parantez 2: Bi Raising Arizona vardı, bi Leaving Las Vegas vardı, hatta City of Angels vardı aah ah.)
Jared Leto filmdeki vicdan unsuru ve taş gibiler kategorisinden, Ethan Hawke kısa ama etkili bir rolle filmdeki tek iyi adam, Brigit Moynahan ise filmin tek kadın oyuncusu olmasına rağmen pek bir işleve sahip olmamasıyla dikkat çekiyordu.
Filmdeki silah satıcısının "Usame Bin Ladin dışında herkese silah sattım. O ödeme yapmıyor" gibi bir lafı vardı. Filmin Amerikan yapımı olduğunu gösteren tek şey de bu replikti. Bir yerde de "Amerikalılar ilginç insanlar. Hem her türlü haltı yiyorlar, hem de bu haltları eleştiren filmler yaparak ticari kâr elde etmekten geri durmuyorlar" şeklinde bir cümle okumuştum.
Afrika'da dönen dolapları anlatan filmler içinde en çok eğlendiğim ve en akıcı bulduğum film bu oldu. Savaş Tanrısının avantajı, Kanlı Elmas'taki gibi baş karaktere daha sonradan pişmanlık yaşatmaması ve keskin bir dile sahip olması. Arka Bahçe aşk unsuruna daha çok odaklanıyordu. Hotel Rwanda ise en trajik olanıydı. Bu filmlerin hepsini sevdim. Ancak lafı dolandırmayan bir anlatım benimseyen Savaş Tanrısı tekrar tekrar izleme hissi uyandırıyor.
MonsterFilm olarak pek bi farklılığı ya da akılda kalıcılığı yok. Bu bir Charlize Theron filmi. Kendisini Şeytanın Avukatı dışında bir rolde sevmişliğim yoktur, ama birçok açıdan sempatik bulurum. Cristina Ricci de görünüşüne ve bakışına uygun bir role bürünmüş olsa da hep Charlize Theron'un kendini aşmışlığıyla hatırlanacak film.
TransamericaBu film neyi gösterdi:
Felicity Huffman'ın Umnutsuz Evkadınlarında nasıl harcandığını.
Filmden klişe bir transeksüel hikayesi bekliyordum. Tersine akıcı bir yol öyküsü çıktı ortaya.
Tabii birtakım eşcinsel basmakalıplıklar var, örneğin oğlunun gerçeği öğrenmeden önce onunla bir kadın olarak "farklı" açılardan yakınlaşmaya çabaladığı sahneyi sevmedim. Yine de absürdleşmeden eğlenceli ve hüzünlü olmayı başaran hoş bir film.
Beni en çok etkileyense, yolda kendilerine hiçbir maddi ve cinsel menfaat gütmeden yardım eden Amerikan yerlisinin dostluğunu ve yakınlığını kaybetmemek için kendisinin transeksüel olduğunu söyleyemeyen Bree'nin hissettiği hüzündü.
8 yorum:
Savaş Tanrısı'nı izlemek farz oldu artık, erteleyip duruyordum.
Felicity Huffman oscar alsa bırakacaktı zaten Desperate Housewives'ı, kısmet olmadı :)
izle izle bulursun bi yerlerden nasılsa :)
bu kadar olur
dün aklıma "Monster"daki aşmış performansıyla Charlize Theron'u anlatmak geldi öle durduk yere sonra dedim boşver Çarliz'i, benim halim duman bi baktım sen yazmışın bu filmi (:
Hotel Rwanda ve Kanlı Elmas 'a bayılmış biri olarak Kırmızı Pazartesi miydi neydi onu da tavsiye ediyorum.
not: Ayrıca Felicity Huffman kesinlikle çok başarılıydı ;)
*kanlı pazartesi ;)
felicity huffman güzel bir kadın değil. kocası william macy hele hiç yakışıklı bir adam değil. ama ikisini yanyana görüp ha bire ananemler gibi maaşallah tü tü diyorum ya, işte bunu seviyorum!
triancula: kalp kalbe karşıymış efendim.Kanlı Pazartesiyi izlemedim.
starcrazy: angelina-brad çiftinden daha samimi ve gerçek geliyorlar bana da. demek ki neymiş, birbirini seven çiftlerin kainat güzeli ya da medyatik olmasına gerek yokmuş.
bugün izledim next'i...
film vasat, cage yine hep olduğu gibi.
onu en fazla seçici olmamakla suçlayabiliriz. peki ya o salt/katıksız oynamaktan hoşlanıyorsa ve iyi ki öyle yapıyor.
ben de sinemada national treasure filminin fragmanını gördüm. anlaşılan cage'i artık farklı filmlerde göremeyeceğiz.
Yorum Gönder