Pazartesi, Mayıs 28, 2007

yo ho: kaçınılmaz bir film yazısı

Pirates of The Caribbean: At World's End

Süper bir 3 saat geçirdikten sonra gerçek dünyaya dönmek o kadar zor ki.
Korsan olmak istiyorum, düşünsenize sıkılmak ne mümkün öyle ortamlarda.
Filmi beğenmeyenler, yok çok uzun, yok abartılı, yok karakterler iyi işlenmemiş, yok karışık, yok holivud balonu diyenler acaba filme bir Tarkovsky filmi hevesiyle mi gittiler onu merak ediyorum asıl. Gidip Örümcek Adam ve Kızıl Güzel, Tepenin Gözleri, Kulakları, Burnu ve son dönem Nicolas Cage filmleri izleyip aradaki farkı görsünler.
Benim için gayet doyurucu bir filmdi. İkinci filmi daha zayıf bulmuştum ve bazı yerlerde sıkılmıştım. Ölü Adamın Sandığı aksiyon ağırlıklıydı, Dünyanın Sonunda mizah dozu daha yüksek ve bu durum filmi daha eğlenceli hale getirmiş. Bi kere sadece Jack Sparrow'un değil, her karakterin ayrı bir planı var. Olaylar da birbirine iyi bir şekilde bağlanmış.
Yalnızca Jack Sparrow'un kendi benlikleriyle yüzleşip didiştiği sahneler için bile izlenmeli film. (Bu sadece kızsal bir yorum değildir. Jack Sparrow çok geç çıkıyor, az görünüyor diyenleredir lafım.) Kaptanımız ilk filmdeki pişkinliğini hatırlatıyor ve Lord Beckett'in adamlarından birinin, "Acaba bu planları önceden düşünüyor mu yoksa o anda mı uyduruyor" sorusu her şeyi özetliyor. Bol bol Depp özlemimizi de gideriyoruz böylece.
Geoffrey Rush da Kaptan Barbossa rolünde filme çok şey katmış ve iyi ki dönmüş ama hayata nasıl geri döndüğü havada kalmış.
Chow Yun Fat'ın varlığı da keşke daha fazla olsaydı dedirtiyor. Daha fazla atraksiyon bekliyorduk Singapurlu korsandan.
Will Turner nihayet üçkağıtçı korsanlıktan nasibini alabilmiş.
Elizabeth'in hali, tavrı filmin başlarında, "oley feminist korsan gibi bir şey oldu hatun, eğlenceli olacak" hissi uyandırmıştı. Ama ne yazık ki, korsanlar konseyindeki onca belalı korsanın başına geçip herkese nutuk çekmesi ve hepsinin de onu dinlemesi inandırıcı değildi.
Tia Dalma ise Kalipso ve tanrıça olana kadar gayet iyi gidiyordu. Keşke devleşmeseydi de abartmasalardı o sahneleri dedirtti.
Jack Sparrow'un babası rolünde görünen Keith Richards'ın ortaya çıkışı eğlenceliydi. Baba oğul arasındaki diyalog daha fazla olsaydı diye düşünmeden edemedim yine de.

Görüldüğü gibi benim de filmde itiraz ettiğim noktalar var.
Yine de filmden keyif almamı engellemedi tüm bunlar.
Yaşasın korsanlar...

8 yorum:

Unknown dedi ki...

Aman da aman birisi Depp görmüş, neşesi yerine gelmiş :)

Ben de gitmek istiyorum filme de olmayacak heralde, çıkmadık candan ümit kesilmez gerçi. :)

Bu arada sevdiğin filmlere uzun yazılar yazdığın dikkatimde kaçmadı :)

Sera dedi ki...

git git hem ayıp hem hakaret olur yani :)

öyle bi ayrımım yok aslında. mesela lord of war u da sevdim ama çok uzun yazmadım. ama bazıları için özel yazı yazdığım doğru :p

Lulu dedi ki...

öhö öhö
Sen olduğnu için yazmayacağım bu kez ben. Bi kere kesinlikle sandıklı filmden daha iyiydi. Yalnız Elizabeth'e gelen düşmanlığımı atabilmiş değilim hala.ŞArkıyı fena söylemiyor ama Will bence deniz kızı falan bulsun. Ayrıca "Kara İnci bu mu?" repliğine de hala gülmekteyim. En çok Davy Jones'un ölmesine sevindim. Hem o acıdan kurtuldu hem de biz perdede mide bulandırıcı bir yaratık görmekten kurtulmuş olduk. Chow Yun Fat konusunda sana kesinlikle katılıyorum. Son olarak Depp'in burnunun yüzünde ne kadar hoş dursa da tek başına kullanmamasını tavsiye ediyor ve korsanlara korsan selamı veriyorum.
bi de yo ho.

Sera dedi ki...

ben de onu diyorum. sandıklı filmden daha çok sevdim ben. davy jones'u da sevmediydim zaten. iyi toparlamışlar. bazı insanlar karışık demişler. madem öyle asıl korsan fanlarına bıraksınlar meydanı :p
yo ho tuğçecim :*

torkunc dedi ki...

böyle olmuyor ben de sürme çekecem gözlerime...

Sera dedi ki...

ahaha herkesin özgür iradesi var tabi.

Adsız dedi ki...

en güzeli bence being john malkovich referansıydı, jack sparrow'un sürgününde kendi kopyalarıyla konuşması vs. (:

Sera dedi ki...

evet şahaneydi. onlarca jack sparrow :)