Cumartesi, Haziran 09, 2007

little miss sunshine


Arabayı itme sahneleri, küçük kızın geleceğin kokona adaylarına -farkında olmadan bile olsa-verdiği tokat gibi cevap niteliğindeki dans sahnesi, küfürbaz ve ailenin en eğlenceli üyesi olan büyükbaba, başlarda sürekli Nietzche okuduğu için kafayı sıyırdığını düşündüğüm ve sadece yazarak iletişim kurmasına sinir olduğum çocuğun beklenmedik bir anda en anlamlı konuşmayı yapması ve sonlara doğru daha çok sevdiğim ergen genç...
Güzellik kavramının klişeleşmesi ve modern dünyanın benliği ezip geçmesi...
Little Miss Sunshine'ı sevmenin birçok nedeni bulunabilir evet.
Ne var ki söylendiği kadar çok orijinal ve şahane gelmedi bana. Çok sevdiğim anlar oldu filmde ve güzel bir filmdi. Ama yolda başlarına gelen aksilikler olmasa ilerlemeyecek bir film izlenimi verdi. Birbirinden kopuk bir ailenin "ne olursa olsun biz bir aileyiz" mesajı vermesi canımı sıktı. Ne Amerikalılar ne Türkler bıktı bu temadan. Ben gidip tekrar Tenenbaum Ailesini izlemek istiyorum "cins karakterler barındıran aileler familyasına" mensup filmlerden.
İyi filmdi, ilginç senaryoydu ama en iyi senaryo Oscarını alacak kadar değil. Yazık olmuş Pan'ın Labirenti'ne ve de Prestij'e.

14 yorum:

Ludmilla dedi ki...

Çok yakın bir zamanda izleyeceğim, o zaman kimse yazık olmuş ben de fikir belirtirim. :p

Ama öyle ya da böyle Pan'ın Labirentine yazık olmuş, gerçekten mükemmel bir filmdi. Hiç düşünmeden en sevdiğim 20 film arasına alırım. (Ah bu da çok Fethi Nacivari bir cümle oldu şimdi. :))

ezgi dedi ki...

en azından izlemişsin sonunda, en azından toni collette cicisini ve hastane sahnelerini görmüşsün : )

Ludmilla dedi ki...

Dayanamadım izledim ben de bugün, iyi filmdi. Hele ki dans sahnesine bayıldım.
Toni Collette çok şeker ya :)

Sera dedi ki...

ludmilla: Napoleon Dynamite'ın dans sahnesi en güzeliydi dans sahneleri güzel olan filmler arasından. :)

starcrazy: hastanedeki o cenaze memuru kadına sinir oldum. :)

mayksisman dedi ki...

yine de Abigail Breslin gibi hakikaten hem sevimli hem de yetenekli bi çocuğun parıl parıl parladığı bu sıcak filme en azından 2 oscar gelmesi bile çok mutlu etti beni.

ayrıca ben o çocuğu her an dövebilirdim konuşmasaydı sonuna dek filmin (:

Sera dedi ki...

triancula: hehe bir konuştu pir konuştu o da.

farelzan dedi ki...

pan's labyrinth yabanci bir yapim oldugu icin en iyi film oscarini alamazdi ama zaten en iyi yabanci film odulu alarak ve de dunya capinda cogu yerde izlenip, sevilerek, yillar sonra da izlenebilecek bir film oldugunu gosterdi bence. prestige'e gelince, bak iste o film bence oscar alsa guzel olurdu. christian bale her zamanki gibi muhtesem bir oyunculuk cikardi, izlemeyenlere tavsiye olunur.

muhabbetle

Sera dedi ki...

en azından oyuncuları ya da senaryosuyla ödül alabilirdi prestige. ama ödüllerin o kadar da şart olmadığını da söyleyebiliriz.
görüşmek üzere.

Sihirli ve Bıyıklı Adam dedi ki...

Dwayne'di sanırım o çocuk.. 9 aylık suskunluktan sonra ağzından çıkan ilk sözcük "Fuck" oldu.. Ne kadar duygusal :)
Konuşmayı yeni öğrenen bebeklerde, "agu ve bugu"dan sonra ya "anne" ya da "baba" çıkar genelde.. "Fuck" ile karşılaşan ebeveynler ne hissederse, bence annesi ve babası da aynısını hissetmişir.

Sera dedi ki...

öyle bir ailede normal karşılandığına eminim :p

Elsa dedi ki...

bu filmi merakla izledim ama begenemedim ben de. nesi var cidden anlayamadım hiç birşey hissettirmedi. insan seyrederken sıkılmıyor o kadar.

Sera dedi ki...

haha ben sıkıldım. eğer bağımsız bir filmin yükselişinden dem vuracaklarsa çok daha iyi bağımsızlar izledim.

efe dedi ki...

bu filmi izleten sufjan stevensdi. izledim film iyiydi okadar fazlası değil

Sera dedi ki...

filmi izlememde müziklerin büyük katkısı vardı. bir diğer unsur ise abigail breslin'in şirinliği.