Crying out loud in the center of the world
"Dünyanın orta yerinde aşk için ağlıyorum."
Ölen sevgilisinin peşinden doğup büyüdüğü yere giderek, o günleri tekrar yaşayan adamın geçmişiyle hesaplaşması şeklinde gayet bilindik bir biçimde özetlenecek filmin hikayesi, her şeye rağmen dokunaklıydı. Geçmişe dönüşlerin önemli bir yer kapladığı bu Uzakdoğu aşk filminin çok uzun olması ve sonlara doğru melodramatikleşmesi dışında olumsuz bulduğum bir özelliği olmadı.
Günümüzde geçen kısımların mavimsi, geçmişte geçen kısımların sarımsı tonlarda verilmesi güzeldi. "Walkmanle" haberleşen iki gencin iletişimi, hayalleri, paylaşımları izlemeye değerdi son yarım saatine rağmen.
Ben de Uluru'ya gitmek istiyorum.
Heaven
Cate Blanchett'ın döktürdüğü filmlerden biri. Diğer başrol oyuncusu -ya da rol arkadaşı veya ağırlıklı rollerden diğerini mi demeliyiz- Giovanni Ribisi'nin de tüm sessiz-sakinliğine rağmen vurucu bir oyunculuk çıkarması da filmi izlemeye değer kılıyor. Ben zaten bir filmin oyuncularının performanslarının filme çok kattığını düşünürüm ve Heaven da böyle filmlerden.
Filmin başlarında tutuklanıp sorgulanan kadın karakterimizle polisler arasındaki bağıra çağıra ilerleyen iletişimsizliğe inat, sessiz bir iletişim vardır Philippa ile Filippo arasında. Bir de dikkatimi çeken, filmde bir anlatıcının varlığı söz konusu olmamasına rağmen, sanki Filippo'nun bakış açısıyla anlatılıyormuş gibi bir his var. Başlarda Philippa'nın polis merkezindeki içler acısı haline ve Cate Blanchett'ın tepkilerine neredeyse biz de birlikte ağlayacağız.
Hem ağlama hem gülümseme isteği uyandırıyor bu film insanda. Ağırlaşıyor sonlara doğru ama tadında bırakıyor yine de. Sonu özellikle güzel.
Lucky Number Slevin
İlk yarısıyla ikinci yarısı arasında dağlar kadar fark olan filmlerden. Şaşırtıcı ve eğlenceli.
Oyuncu kadrosu da enteresan. Bruce Willis, Ben Kingsley, Morgan Freeman tamam da, Lucy Liu-Josh Hartnett ikilisi sırıttı gözümde, bir türlü uyum kuramadım. Buna rağmen, Josh Harnett'in mazlum bir "yanlış zamanda yanlış yerde" bulunan zavallı adamdan, gözü kara bir intikamcıya ilerleyişi, onun gibi vasat aşk-komedilerinde görmeye alıştığımız bir oyuncu için hayranlık uyandırıcıydı.
İki mafya babasının karşı karşıya geldiği sahneler, mafyöz gay esprileri, Bruce Willis'in esrarengiz tripleri, şaşırtıcı bir intikam hikayesine ilerlemesiyle sıradan gişe filmlerinden ayrılıyyor ve değerini artırıyor gözümüzde.
Half Nelson
Gittikçe dibe vuran bir tarih öğretmeninin hikayesi, ırkçılık, yabancılaşma, eğitim, ilişkiler, dostluk kavramları ekseninde anlatılıyor.
Bir yandan öğrencilerini geleneksel olmayan yöntemlerle, diyalektikle ve sorularla eğitmeye çalışan sorgulayıcı bir öğretmenken, diğer yandan uyuşturucu bağımlısı, depresif, dibe vuran bir öğretmen portresi. Film süresince, eski kız arkadaşıyla, yeni kız arkadaşıyla, diğer arkadaşlarıyla, ailesiyle bir türlü iletişim kuramayan ve her şeye karşı gittikçe yabancılaşan öğretmen, siyahi kız öğrencisiyle yakınlık kurabilir ancak. Öğretmen Daniel Dunn ile öğrencisi Drey'in günlük hayatları da paralel bir şekilde aktarılıyor filmde. Drey'in parçalanmış ailesinde yapayalnız kalması ve sorumluluk sahibi büyük bir kadınmış gibi bir duruşa sahip olmasıydı filmle ilgili akılda kalan öğelerden biri de.
Konusu ve karakterlerinin gerçekçiliğine saygı duysam da, -Ryan Gossling pek şahane oynuyor- sıkılmaktan kendimi alamadım film boyunca. Tabii ki klişe usulüyle bir "idealist öğretmenin zamanla hizaya gelen öğrencileri" hikayesi beklentisi içinde de değildim, yine de insanı tüketen bir film olduğu kanaatindeyim.
One Flew Over The Cuckoo's Nest (ya da kısaca "Guguk Kuşu")
Ken Kesey'in romanından Milos Forman'ın sinemaya uyarladığı nı çoğu kişinin bildiği ve aşağıdaki yazılardan birinde de bahsettiğim filmle ilgili söylemeyi unuttuğum bir şey Hemşire Ratched'la ilgili. Bir diğeri ise Şef Bromden.
Otoriteyi temsil eden Hemşire Ratched karakteri kitapta daha sert ve sinsiydi. Filmde de Louise Fletcher gayet iyi oynamış bu rolü ama kitapta betimlenen hemşire karakterinin daha tehlikeli aktarıldığını düşünüyorum filme kıyasla.
Kitap dilsiz rolü yapan Şef Bromden'ın bakış açısıyla anlatılırken filmde çok az yer verilmiş Şef'in hikayesine. Filin vurucu finalinde iyi toparlanmış Şefin hikayesi. Bu yüzden affettiriyor.
Tüm zamanların en iyi sistem karşıtı filmlerinden.
Tüm zamanların en iyi Jack Nicholson filmlerinden ayrıca.
2 yorum:
valla sana half nelson konusunda katılmıyorum, ben filmi oldukça akıcı bulmuş ve deli gibi etkilenmiştim, siyasi duruş olarak, klişe gibi gözüküp de aslında kendi içinde ayrı bir konumu olan siyah acıların kızı öğrenciyle, beyaz acıların adamı öğretmen diyalogları...
lucky number slevin benim çok iyi bir oyuncu kadrosuna rağmen kesin hayal kırıklığına uğrarım dediim filmlerden biriydi başta, sonra bi izlemeye başladım kaptırdım kendimi, dediğin gibi özellikle 2.yarı inanılmaz şaşırttı gerçektren hiç beklemiyordum ve mutlu etti saolsunlar, lucy liu konusunda ise, aklıma grey's anatomy'deki cristina geldi, tabi ki aynı değiller ama hızlı cevap, çekik göz. tabi lucy daha hoş bi kız o ayrı :))
ben konusunu ve karakterlerini ne kadar sevsem de, bir türlü senin gibi akıcı bulamadım half nelson'ı.
lucky number slevin zekice bir filmdi ve güzeldi dediğin gibi :)
grey's anatomy izlemediğim için o konuda yorum yapamayacağım :p
Yorum Gönder