Salı, Kasım 20, 2007

3.10 yo yuma, ice storm, los amantes del circulo polar

3:10 To Yuma

Western filmlerine yönelik özel bir ilgim yoktur. İyi, Kötü, Çirkin'i birkaç kere izlemiş olsam da, "olsa da olur, olmasa da" modundayımdır bu filmlere karşı. Unforgiven mesela ne zamandır kıyıda köşede bir yerlerde duruyor ama içimden gelmedi izlemek.
3:10 To Yuma'nın orijinali 1950'lerde imiş ama şimdiki başrol oyuncularını izlemek ayrı bir zevk. Christian Bale' e olan hislerimi zaten bilen biliyor, bu filmde de bayılmaya devam ettim. Uzun zamandır sınırda ve karanlık bir yönü olan karakterlerde görmeye alıştığımız Bale'i bu kez klasik tabirle "iyi adam" olarak görmek güzel oldu. Russell Crowe da kaba sabadır normalde ama filmlerde sevimliliğini ve karizmatikliğini korur. Crowe'un karakteri bir suçlu, katil ve soyguncu olmasına rağmen, can derdine düşünce tabanları yağlayan şeriften ve kızılderili katliamlarından zevkle bahseden tiplerden daha kötü bir kişiliğe sahip değildir.
Yönetmen James Mangold öyle çok popüler bir yönetmen değil nedense ama benim izleyip de hoşuma giden filmleri vardı; Girl Interrupted, Cop Land, Identity izleyip ilgimi çeken filmleriydi. Walk The Line'ı hala izleyemedim. 3:10 To Yuma da izlemesi zevkli, sürükleyici ve şahane bir film.


The Ice Storm

American Beuaty ve Little Children'dan önce çekilmiş bir "orta sınıf Amerikan ailesinin ikiyüzlülüğü" filmi. Ang Lee'nin geçen yıl aldığı Oscar'dan sonra, yıllar önce Amerikalılara nanik yaptığı filmi izlemek güzel oldu.
Filmdeki anne ve babanın ne birbirlerinden haberleri var, ne de çocuklarından. Karısını yakın arkadaşlarından biriyle aldatan babanın kızına ahlak dersi vermesi, gençlerin cinselliği bir çıkış yolu olarak görmeleri, şahane kar ve buz manzaralarının çevresinde yaşayan insanların ikiyüzlülüğü, küçük bir kasabadan beklenmeyecek derecedeki sapkınlıklar (bkz: çift değiştirme partisi) ve ağır ağır dramatik sona doğru ilerleyen bir film.
Yine de filmin sonunu muhafazakar bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim.

Kutup Çizgisi Aşıkları

Piyangodan çıkar gibiydi bu filmi izlemek. Cnbc-e'de rastlamamla kendimi kaptırmam bir oldu. Dünya güzeli, hüzün dolu bir aşk filmi. O yüzden sona sakladım ve filmin adını İspanyolca yazmaya gönlüm razı olmadı. (sadece başlıkta olsun evet)
Aşk filmlerinde şans, kader, tesadüf konusunun ele alınmasından ve sürekli baştan sona naiflik kokan duygusal filmlerden sıkıldım aslında. Gerçekçilik mutlaka olmalı bence aşk filmlerinde, masallara karnımız tok. Kutup Çizgisi Aşıklarına da naif ve eğlenceli bir anlatım hakim ancak baştan sona hüzün kokan bir film bu. Yönetmenin kullandığı mavi tonlar da bu melankoliyi hissettiriyor. Karakterler de sanki çok yakınımızda yaşıyorlarmış izlenimi bırakıyor. Her iki karakterin bakış açısıyla ilerliyor hikaye. İç seslerini dinlerken de duygularımız hunharca sömürülmüyor yönetmen tarafından. Yine de kalakalıyorsunuz film bitince ortada...

6 yorum:

Adsız dedi ki...

İzlemişsin sonunda, ben de beğenmiştim Yuma'yı, 2 karakter için de oyuncuların cuk oturduğu düşüncesindeyim. Western sever miyim, aslında kahvaltı yaparken rastlarsam TRTde hala oturup izliyorum, çocukluktan kalma bir alışkanlık belki de... O ya da bu sebepten 3:10 To Yuma kesinlikle izlenilesi bir film, gerçi Eric Bana olsa daha bir güzel olurdu belki :P :P

Kutup Çizgisi Aşıkları ismiyle ilgimi çekmişti vakt-i zamanında, bulursam izleyeceğim- yazından sonra. Şimdi ne yapacağım, Pride and Prejudice'ı izleyeceğim tekrar :D

Sera dedi ki...

Taktın sen de Eric Bana'ya :p
3:10 to Yuma'yı sonra tekrar izlemek istiyorum dvd'si çıkınca.
Kutup Çizgisi Aşıkları'nı izle mutlaka. Pride and Prejudice'i iki kere izlemiştim. Yeter şimdilik :D

maya dedi ki...

Ben de gecenlerde seyrettim Kutup Cizgisi Asiklari'ni. Sonraki gunlerde de Be With You ve Koprudeki Kiz'i seyrettim. Yani son zamanlarda hep boyle masalsi filmler seyrediyorum, daha dogrusu seyrettigim filmler oyle cikiyor. (Sans, kader, tesaduf demissin, hemen Koprudeki Kiz geldi aklima.) Evet, cok fazla boyle filmler seyredince yoruluyor insan, ayaklari yere bassin istiyor.

Kutup Cizgisi Asiklari'nda karakterlerin cocukluklarina bayildim ben, sacma sapan fikirlere kapilmalarina vs. Ama sonunda cok kizdim yonetmene, masallar boyle bitmez ki.. Yazik degil mi seyirciye?

Sera dedi ki...

Köprüdeki Kız'da masalsılık daha fazlaydı sanki. Ya da ben öyle hissetmiş olabilirim.
Sonunun öyle bitmesi de yönetmenin yaklaşımı, ister övelim ister yerelim :)

mayksisman dedi ki...

bir sera klasiği daha. tempıleyt :)

Sera dedi ki...

kullandığım template paralı olmuş. ben de değiştirmek zorunda kaldım. çok sevmiştim halbuki yeşilliyi :(