Salı, Aralık 04, 2007

Quills


Yaşadığı dönemde "tu kaka" muamelesi gören Marquis De Sade , şimdi bile tartışmalı bir yazar olarak kabul ediliyor. Filmde yazarın, halkı kışkırttığı, tahrik ettiği, yoldan çıkardığı gerekçesiyle akıl hastanesine kapatılmasıyla gelişen olaylar vuku buluyor.

Sert bir engizisyon sahnesiyle açılıyor film. Sade (Geoffrey Rush) tarafsız bir şekilde seyrediyor gerçekleşen idamı. Daha sonra akıl hastanesinde kendisine özel olarak tahsis edilen odasındaki "yazı serüvenlerini" izliyoruz. Yazılarını hizmetçi Madeleine (Kate Winslet) vesilesiyle yayınlatıyor gizli gizli. Yazdığı "sapkınlıkları" gözlemlemesi ve bir an önce bu sapkının durdurulması için bir müfettiş gönderiliyor kısa bir süre sonra (Michael Caine). Akıl hastanesinin rahibi (Joaquin Phoenix) karşı çıkıyor Sade'ın kısıtlanmasına ama yeterince yetkisi yok olanları engellemeye. Yazı araçları, mürekkebi, kalemi ve kağıtları elinden alınıyor Sade'ın. Yılmıyor şarabı kullanıyor mürekkep niyetine, çarşaflar defterleri, tavuk kemikleri kalemi oluyor. Engellenemeyeceğini anladıklarında odada hiçbir eşya olmadan birbaşına bırakıyorlar onu, kuru yatak bile vermiyorlar, üzerinde yalnızca içliğiyle kalakalıyor. Sade meydan okumaya devam ediyor, kanıyla yazıyor bu kez. Yine kısıtlanıyor ama bu kez de odadan odaya, delilerin ağzıyla kulaktan kulağa, hizmetçi Madeleine'e aktarılıyor Sade'ın çığrından çıkmış öyküleri, kağıda geçirsin diye. Deliler aktarıyor Madeleine yazmaya çalışıyor. O esnada, burada şu an yazamayacağım birtakım trajik olaylar meydana geliyor (izlemeyenler için spoiler vermek istemem) ve Sade demirle kelepçelenerek mahzene hapsediliyor yaşanan olaylardan sorumlu tutularak. Bu kez de dışkısıyla yazıyor...

Geoffrey Rush'ın en göz kamaştırıcı olduğu filmlerden biri Quills. Filmdeki diğer tüm oyuncuların toplamından üstün bir oyunculuk sergiliyor. Zaten takla-perende atsa bile sadece, izlenir gene.
Michael Caine antipatik otorite sahibi rolünde bildiğimiz gibi, Kate Winslet de en güzel hallerinden biriyle filmde endamını sergiliyor, siyah saç daha çok yakışmış sanki kendisine. Geoffrey Rush'ın ardından filmin en çok hatırlanacak oyuncusu ise Joaquin Phoenix. Rahibin ikilemlerini ve dönüşümünü yansıtırken etkiliyor.

Böyle dönem filmleriyle ilgili dikkatimi çeken bir noktayı da sizlerle paylaşmayı bi borç bilirim. Kadınların elbiseleri nedense acayip dekolteliymiş, göğüsler sürekli ortada geziniyorlarmış o dönemlerde. Şimdi giyebilir misiniz öyle fora vaziyetteki şaşaalı tuvaletlerle sorarım size.

Sansürü en çarpıcı biçimde ele alan filmlerden biri Quills. Marquis De Sade ise şiddet ve şehvet aşığı olmakla suçlanıyor sürekli, şeytanın dostu addediliyor; o ise torunu yaşında bakire bir kızı zorla satın alıp ırzına geçen müfettiş-doktor gibilerinin ikiyüzlülüğünü bağıra çağıra dile getirdiğini söylüyor yalnızca. Sade'ın gizli gizli hizmetçi kızları arzulayan din adamlarından da daha sapkın olduğunu söylemek abesle iştigal olur ayrıca. Ne kadar şiddetli, kanlı ve şehvetli olursa o kadar eğlenmiyor mu, okur ve izleyici olarak adlandırılanlar şimdi bile...

4 yorum:

Ludmilla dedi ki...

Bu filmle ilgili anılarım çok benim, sinemada izlerken cereyan eden olaylar bizi film içinde film, hayatın içinde sinema konusunda düşüncelere itmişti arkadaşımla. Ek olarak,Kate Winslet'ı bu filmle çok sevmiştim ben...

Sera dedi ki...

Filmle ilgili anılarını yazabilirsin belki. tekrar duymak eğlenceli olur. hem yeni bir yazı bahanesi çıkar :p

nurvenur dedi ki...

Hem sinema, hem edebiyat, hem yasam icice gozukuyor filmde. Artik senin tavsiyenelerin uzerine filmler izliyorum. Haberin ola.

Sera dedi ki...

utandırıyorsun beni. teşekkür ederim :)