Perşembe, Nisan 03, 2008

Control ve This Is England


Control

Bazı müzisyen biyografilerinde başroldeki oyuncu, müzisyenin kendisinden daha yoğun şeyler hissettirir size. Val Kilmer'ın The Doors'da Jim Morrison'dan daha Jim Morrison olduğu hissini vermesi gibi (ya da abartılı bir çizgide ilerlemesi), Sam Riley de Control'da Ian Curtis'in kendisinden bile daha içli bir etki bırakıyor. Bu yorumu abartılı bulsanız bile, filmi götürenin bir süre sonra Sam Riley olduğu gerçeğiyle karşılaşabilirsiniz.

Joy Divison sürekli dinlediğiniz bir grup olmayabilir ama bir şekilde bağrınıza basmışsınızdır. O kadar olmasa bile, en azından saygı duyulan gruplar arasında başı çeker. Filmde grubun müziklerini dinlerken de, şu anki pekçok grubu nasıl etkilediği görülebilir bir kez daha. Günümüzün birçok grubunda Joy Division hissiyatı almamız şaşırtıcı değil. Filme dönecek olursak, kimi zaman ağır ilerleyip müzisyenin kişiliğinden de kaynaklanan depresif etkiler bıraksa da, gösterişli, didaktik ve popülist bir müzisyen biyografisi değil Control. Ian Curtis'in depresifliği ve iki kadın arasında yaşayıp hissettikleri biraz belirsiz bırakılmış olmasaydı keşke. Daha farklı anlatılabilirdi belki ama örneğin Ray'den daha gerçekçi yine de. (çelişkili hisler)

Samantha Morton Ian Curtis'in eşi rolünde etkileyici. Karakter bana biraz tekboyutlu yansıtılmış gibi geldi ama Morton'a saygı duyuyorum. Across The Universe'ten tanıyabileceğiniz Joe Anderson da grup üyelerinden birini canlandırıyor filmde.

This Is England
This Is England ilk başlarda Sineklerin Tanrısı öyküsüne benzer bir yol izleyecekmiş gibi bir izlenim bırakıyor. İlerledikçe Olağan Şüphelilerle Rezervuar Köpeklerine benzer bir hal alıyor. Çocukların yan yana, toplu halde yürüyüşlerinde de bu filmlere gönderme yapılıyor sanki. Temanın ise faşizm olduğu çok geçmeden anlaşılıyor.

Küçük Shaun kendisine sataşanlara cesurca karşılık verip kendini savunuyor. Babasını anlamsız bir savaşta yitirmenin travmasıyla kişiliğini bulmaya çalışıyor. Bu arayışta kendinden büyük, "havalı" tiplerle arkadaşlık kuruyor. Aidiyet duygularıyla kendini daha iyi hissediyor bu gruptayken. "Havalı" tiplerden dazlaklar grubuna geçiş yapmasıyla film bambaşka bir yöne kayıyor. Küçük Shaun'un dikbaşlı, kendinden emin, gözüpek tavırları bu grubun içinde de saygıyla karşılanıyor. Shaun dazlakların ırkçı toplantılarına katılıyor, "evli evine köylü köyüne" muhabbetleriyle babasını yitirmesi arasında bir bağ kuruyor. Bundan sonrası dramatik ve düşündürücü bir sona ilerliyor.

İzlediğinize pişman olmayacağınız filmlerden This Is England. Shaun'u canlandıran Thomas Turgoose'un yanında diğer genç oyuncular da keskin bir gerçeklik duygusu veriyorlar izleyiciye. Filmin her yanından sahicilik akıyor. Sevimli olmaya, duygu sömürüsü yapmaya çalışmaması da filmin artılarından.

2 yorum:

efe dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Sera dedi ki...

film için aynı şeyleri hissetmemiz beni şaşırtmadı. konudan çok şarkılara ve sam riley'ye takıldım ben genelde.