Cuma, Mart 21, 2008

"Petrol" ve "Kan Dökülecek"

Yazar Upton Sinclair Petrol isimli devasa uzunluktaki romanında, petrol bulan bir adamın zenginleşme sürecini anlatırken, petrolcünün oğlu Bunny'nin bakış açısına ve fikirlerinin evrimleşme sürecine odaklanıyor. Baba ikinci planda yer alıyor kitapta. Oğul Bunny ise petrolün çıkarılma ve pazarlanma süreçlerini, petrol bulunan toprakların nasıl halktan ucuza alınabileceğini, petrolün altının yerini aldığını öğrenirken, okulu, insanları ve aşkı da tanıyor. Bunny lisedeyken Rusya'da Bolşevik ihtilali çıkıyor ve Amerika Rusya'ya asker gönderiyor. Gönderilen askerler arasında sosyalist arkadaşı Paul de yer alıyor. Paul ve Eli iki zıt kardeşler. Filmde de büyük bir yere sahip olan Eli, dini bir sömürü aracı olarak kullanıyor ve vaaz konusundaki yetenekleri sayesinde zenginleşiyor. Paul ise işçi sınıfının haklarını savunurken kaybeden taraf o oluyor. Kitapta Eli'dan çok Paul'e yer veriliyor. Paul Rusya'ya savaşa gidip döndükten sonra bir daha eskisi gibi olamıyor.
Kitapta tarihsel gerçekler ve o dönemdeki Amerikan politikaları sert ve çarpıcı bir şekilde vurgulanıyor. Bunny ise petrol prensinden "kızıl petrol prensine" dönüşüyor. Bunny'nin olaylara ve insanlara olan naif bakış açısı, toplumun ona bıyık altından gülmesi, babasına rağmen kendine özgü bir bakış açısı oluşturmasını engellemiyor.

Paul Thomas Anderson'ın romandan yaptığı serbest uyarlama daha çok petrolcü Daniel Plainview ile genç rahip Eli Sunday karakterlerine ve ikisinin arasındaki sinsi mücadeleye odaklanan, ağır mı ağır, kasvetli mi kasvetli, ne zaman bitecek bu film dedirten bir yapım. Oğul Bunny babası tarafından daha çok bir dekor olarak kullanılıyor. Kitapta çok önemli bir rol oynayan Paul karakteri filmde sadece başlarda yer alıyor. Plainview'a ailesinin arsasında petrol olduğunu söyleyip, sonra da biraz para alıp ortadan kaybolduğunu görüyoruz ve neden ailesinin sömürülmesine göz yumduğunu ve neden bu şekilde davrandığını öğrenemiyoruz.

Anderson'ın karakter yaratma konusundaki başarısı, özellikle Manolya'dan dolayı bilinen bir gerçek. There will be Blood'ın baş karakterlerini ise abartılmış buldum. Kapitalizm eleştirisini karakter üzerinden yapma yoluna gitmiş Anderson. Para söz konusu olunca, güya insanlardan nefret ettiğini her fırsatta dile getiren Plainview karakterinin bile nasıl insanlıktan çıktığını, din ile paranın dünyanın en önemli sömürü araçları haline geldiğini etkileyici bir şekilde ele almasına rağmen, filmin kendisini izleyiciden uzak tutan, izleyicinin filmin içine girmesini önleyen bir yapısı var. Ayrıca kitabın göz korkutan uzunluğuna ve minicik yazılarına rağmen filmden daha sürükleyici olduğunu söyleyebilirim.

Paul Thomas Anderson'ın son dönemin iyice parlatılıp şişirilmiş yönetmenlerinden biri olduğunu düşündürdü bana bu film maalesef ki. Hele imdb'de en iyiler listesinde 33 numaradaki yerini hiç hak etmiyor. Amerika'nın yozlaşmış değerlerini anlatan çok daha etkileyici filmlere rastlanabilir yetmiş seksen yıllık sinema tarihinde. Daniel Day Lewis kendini paralıyor, Oscarı da aldı ve başarılı bir oyuncu olduğunu kabul ediyorum ama çığrından çıkmış oyunculuklar konusunda söz gelimi Jack Nicholson'ın ve daha onlarca oyuncunun o kadar çok delice performansını izledim ki, bu filmdeki karakter de beni o kadar etkilemedi. En dikkate değer olanın, Paul Dano olduğunu ve geleceğinin parlak olduğunu düşünüyorum.

2 yorum:

mayksisman dedi ki...

bu filmde aynı şeyleri düşünmen mutlu etti beniç zaten artık sera referansı gibi bişey oluştu bende. ben tamam diyorum sera da tamam derse o filmi baş köşeye tıkıyorum gibi bişey oluştu ister istemez :)

bence de çok fazla abartıldı ve bence de çok daha akıcı olabilirdi ben acayip ağır ve sıkıcı bulmutşum. bi manolya'ya bak bir de buna. ikisi de uzun ama arada baya fark var.

paul dano ise evet böyle giderse iyi işler başarabilir, little miss sunshine da da oldukça kendini paralayan abi rülnde iyiydi. hadi bakalım.

Sera dedi ki...

eleştirmenlerin ağır ilerleyen filmlere karşı bir zaafı var sanırım :D