I'm Not ThereBob Dylan biyografisi Ray Charles'ın biyografisi gibi anlatılsaydı, ilgimi bu kadar çekmezdi. Ne var ki, aynı karakteri 6 oyuncunun suretinde 6 farklı öyküyle izlemenin çok daha ilgi çekici olduğu bir gerçek. Aşırı bir Dylan hayranlığım yoktur. Kimi şarkılarını ise dinle dinle bıkmamışımdır. "Masters of War", "Hurricane" gibi.
Filmde en çok Cate Blanchett'ın Jude karakteriyle, siyahi çocuğun bölümlerini sevdim. Sahte-belgesel şeklinde çekilen Christian Bale'in bölümünü de fena değil kategorisine ekleyebilirim fakat bu bölümde "daha iyi olabilirdi" hissinden kurtulamadım. Karakterin neden birdenbire tavır değiştirdiği daha az üstü kapalı bir şekilde anlatılabilirdi. Heath Ledger ve Charlotte Gainsbourg'ün bölümü öykü olarak "Control" filmini andırıyordu. Ailesinden zamanla kopan şarkıcı hikayesini izlettiren en önemli etkenler oyunculardı. Merhum Heath Ledger bu bölüme çok yakışıyordu ve Charlotte hanım dokunaklı ve dokunulmazdı gözümde. En sıkıcı olanı ise Richard Gere'in oynadığı hikayeydi.
Film bir bütün olarak pek akıcı gelmedi ve seyirciye mesafeli olduğunu yazıp söyleyenler haklıydı. Yenilikçi tavrı ve oyuncularıyla akılda kalacak bir filmdir daha çok.
Bir çocuğun gözünden anlatılan onlarca film izlemişimdir ama kaç tanesi bu kadar keskin ve eğlenceli olabilmiştir? Küçük bayan mızıkçı ailesinin birden yaşam tarzını değiştirmesiyle eski sosyetik hayatını mumla ararken yeni sosyalist yaşam tarzını nefretle anar. Banyo saati, saç tarama ritüelleri, yedikleri asortik yemekler, eğlenceli ve parıltılı tuvaletli baloları, büyük ve görkemli evlerini yitirmenin acısını çıkarmaya çalışır ailesinden. Azla yetinmeyi öğretmeye çalışan ailesine tavır alırken, bir tandan da zekasıyla ve inatçılığıyla yoğrulmuş tavırlarıyla hayatı anlamaya çalışır.
Diğer yandan, çocukların bu kadar çelişkiler içinde bırakılması ve ailelerin kendi düşünceleriyle yaşam tarzlarını çocuklarına yansıtması ya da ne kadarının yansıtılması gerektiği düşündürücüdür. Ailesi farklı bir tavra sahip diye diğer çocukların ailelelerince dışlanan bir çocuğun öyküsünde "farklılık korkusu" vurgulanıyor. Özgürlükçü bir aileyle gelenekçi bir toplum ve okul arasında kafası karışan çocuğun dinlediği dinsel, mitolojik öyküler, arkadaşlarının daha da çok kafa karıştıran soruları, toplumun koyun psikolojisiyle grup dayanışmasını kafasında tartmaya çalışması filmin düşündürücü yanlarından bazıları. Filmin en sevdiğim özelliği de her şeyi olduğu gibi kabul etmek yerine sorgulamanın insan yaşamına çok şey katacağını göstermesi.
Filmin adı Fidel'in Yüzünden olsa da, filmde Fidel'den çok Allende adı geçiyor sık sık. Çocuğun Allende yönetimini destekleyen ailesi daha çok kendi çalışmalarıyla meşgul olduğundan çocuklarına verdikleri acele ve kısa bilgiler mızıkçı kızımızla onun sevimli erkek kardeşinin kafasını daha da karıştırıyor. Babaları Şilili bir İspanyol ve bu rolde Ferzan Özpetek filmlerinden sevdiğimiz Stefano Accorsi'yi izlemek ayrı bir güzellik. Mızıkçı kızımız rolündeki Nina Kervel-Bey ise yıllar önce ilk olarak Leon'da izlediğimiz Natalie Portman'ın çarpıcılığını hissettirdi.

3 yorum:
Radikal'de eleştirilerine güvendiğim adam Cate'i hiç beğenmemiş filmde, ben de o yüzden erteledim izlemeyi. Dylan'ı çok severim, o yüzden bir ara izleyeceğim ama en azından şarkılarını duyarım, bu da filmin benden 5 puan üzeri alması için yeterli olur :)
Diğer film çok ilgimi çekmedi ama...
Dylan'a pek hayran olmasam da, merak uyandırıcı bir adam olduğu doğru. Cate'i beğendim ben.
Diğer filmi seversin bence :)
i'm not there bence iyi ve zeki düşüncelerle dolu ama ne yazık ki akıcı olmakta başarılı olamayan ve parça+parça= bütün olarak ele alındığında bile yalnızca cate blanchett'lı parçada tatmin edebilmiş bana göre sıkıcı ve fazla "fazla şey yapmaya hevesli" bi filmdi. zenci çocuklu bölüm ise bir hayli iticiydi.
bir tilda swinton'a bak, bir de cate blanchett'a, oldu mu hiç?
Yorum Gönder