"Ruh kimi zaman öyle viran oluyor ki, yalnız adı kalıyor." (s.254)Iris Murdoch'ı ilk kez okuyorum. Birinci şahıs anlatıcının izlenimleriyle yazılmış olan kitapta yazar sağ gösterip sol vuruyor. Sıradan hayatına bir anlam katabilmek için bir yolculuğa çıkıp yazma hayali kuran bir adamın bu çabasını bir türlü gerçekleştirememesini konu alıyor ilk başta kitap. Yakın arkadaşları olan bir çiftin sorunlu evliliğinin ortasında buluyor anlatıcı birden kendini. İşin içine çiftin genç kızları, anlatıcının eski karısı ve eski karısının erkek kardeşi de giriyor ve diyaloglar günlük dille kara mizah arasında gidip geliyor. Kitapta diyalogların yanında iç çatışmalar, özellikle anlatıcının kişisel düşünceleri ve içine düştüğü çıkmazlar önemli bir yer tutuyor. Dostluk, aşk, evlilik, sanat, ün, günlük hayat sorgulanıyor anlatıcının düşünceleriyle. Çevresindekilere belli bir mesafe koymaya çalıştıkça da, daha çok içine düşüyor etrafında olan bitenlerin. "Başka insanların hayatında gezinip duran bulutumsu bir ektoplazma olmak istemem. Herkese belli belirsiz sempati göstermek, aynı zamanda bir insanı gerçekten anlayabilmeyi de engelleyen bir şeydir" diyerek insanlara olan tavrını dile getiriyor. (s.31). Bir yandan da hem anlatıcının birtakım cümleleriyle hem de satır aralarından yaşamında eksik kalan bir şeylerin olduğu hissediliyor.
"Bazı insanların sanki otomatik bir tepki haline getirdikleri saplantılı egoist kaygıları ve içlerinde saklayıp atamadıkları ukdeler vardır." (s.126)
Yakın arkadaşlarının sorunlu evliliklerinin ortasında kalmışken, evliliğin ikiyüzlülüğünü bariz bir biçimde vurguluyor bu bölümlerde. Aşağıda yazdığım alıntı bunu göstermek için yeterli olmayabilir ama kitabı okudukça çiftler arasındaki sevgi-nefret ilişkisi daha açıkça görülecektir.
"Evlilerle evli olmayanlar arasında doğal bir kutuplaşma vardır. Evli insanların içgüdüsel olarak karşımda benden ne kadar şanslı oldukları, hatta benden daha doğru yapıyor olduklarını ima eden gösteriler yapmalarına tahammül edemem." (s.31)
Kitabın ortalarında anlatıcının kendisinden yaşça küçük bir genç kıza aşık olmasıyla roman bambaşka bir dönemeçe giriyor. Yakın arkadaşlarının genç kızlarına aşık olunca aşağılamalara ve dışlamalara maruz kalıyor çevresi tarafından. Aralarında büyük bir yaş farkının olmasının aşka engel olmadığını herkese kanıtlamaya çalışıyor anlatıcı. Bir yandan da aşkın belirsizlik demek olduğunu, kuşku varsa aşkın olmadığını vurguluyor.
"Edebiyatta sık sık söz edilmesine rağmen aşık olmanın nasıl bir şey olduğunun yeterince anlatılamaması ne kadar da garip. Aşık olmak denen şey sarsıcı bir olgu, çoğumuza göre de başa gelebilecek en sarsıcı olay: yaşamımızda karşılaşabileceğimiz korkulardan daha sarsıcı, çünkü doğa karşıtı." (s.206)
Asıl çarpıcı olan ise kitabın sonu. Yazar tüm algılarımızı yerle bir ediyor en sonunda. Tek bir kişinin bakış açısından anlatılanların güvenilmezliğine dikkat çekerek, diğer karakterlerin bakış açısıyla da olayları özetleyince, okuyucuya da kendi seçimini yapmak düşüyor. Kıskançlık kavramıyla ilgili yazılanları da son olarak eklemek istiyorum:
"Kıskançlık günahların en gönülsüzce yapılanıdır. Hem en çirkini, hem de en kolay affedilebilir olanıdır(...) Kıskançlığın olduğu yerde aşk da var, aşkın görünürde bitmesinde bile kıskançlığın varlığını sürdürebilmesi o bitişin de görünürde bir bitiş olduğunun kanıtıdır. Kıskançlık bir kanserdir, beslendiği şeyi öldüren ama bu işi korkunç bir yavaşlıkla yapan bir katil.
En kötü tarafı da şu: insanın bir parçası geri dönülemez bir biçimde yabancılaşıyor, ondan çalınıp götürülüyor." (s.246)
2 yorum:
Murdoch okumadım henüz, yazından sonra merak ettim. Bu sevdiğin kitabı, sevmediğin hangisiydi, unuttum :)
Bu arada mimime cevap isterim, bir ayı geçti :hıh
Diğeri Flight from the Enchanter'dı.
Mimin aklımda ama acele etmemek lazım :p
Yorum Gönder