
Kitabın ilk yarısındaki gözlemleri okutuyordu ve sonuna kadar böyle devam etseydi hiç fena olmazdı.
"Bir erkeğin evlenmeden önce bir kadına verdiği tüm güllere, öpücüklere ve akşam yemeklerine karşın, gizliden gizliye istediği tek şey, evlilik işlemleri biter bitmez kadının mutfak paspası gibi ayaklarının altına serilmesiydi." (s.88)
Toplumla uyum sağlamak adına insanların benliklerinden nasıl da uzaklaştıklarını çok güzel resmediyordu Syliva.
"Belki de evlenip çocuk doğurduktan sonra insanın beyni yıkanmış gibi oluyor ve ondan sonra özel bir totaliter devletin kölesi gibi duyuları körlenerek yaşayıp gidiyordu." (s.89)
Belli bir noktadan sonra ise bir depresyon öyküsüne dönüşüyor, ki otobiyografik olduğu gerçeğini de aklımızda bulundurunca mantıklı bir yaklaşım. Ne var ki, depresyonun ve melankolinin övülüp yüceltildiği her türlü sanat yapıtından bıkan bu bünye kitaptan da kopuyor bir süre sonra.
3 yorum:
yazarın adını bu aralar çokça duyduğumdan bende okunacaklar listeme bu kitap ile sokmuştum kendisini.Yoksa başka bir kitabından mı başlamalı?
tek romanı bu bildiğim kadarıyla. şiirleri daha güzeldi.
"sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür."
Yorum Gönder